7 saat önce root1 root1 tarafından yazıldı, 2 kez okundu ve hakkında hiç yorum yapılmadı.
VAAZ VE SOHBET SERİSİ KÜRESEL KUŞATMA, KALPTEKİ YENİ PUTLAR VE MANEVİ ÇÖKÜŞ Yazar: Hkerrar
KÜRESEL KUŞATMA, KALPTEKİ YENİ PUTLAR VE MANEVİ ÇÖKÜŞ Giriş: Dünyalık Hayatın Geçici Aldatmacası ve İlahi İkaz Gençler, bu ayeti çok iyi anlamanız, zihninize kazımanız lazım. Bak özellikle sizlere söylüyorum; pürdikkat dinleyin ve bu ayet-i kerime üzerinde derin derin tefekkür edin. Allah-u Teâlâ kelamında bizleri çok açık ve sarsıcı bir şekilde uyarıyor: “”Onların çeşitli beldelerde refah içinde dönüp dolaşmaları sakın seni aldatmasın.”” Biz öyle dehşet verici bir zamandayız ki, yaklaşık dört sene önce yapmış olduğum o sohbeti bir hatırlayın. O gün o kürsüden ne demiştim size? Demiştim ki: “Yazık ki Müslümanların yüzde doksanı dünyayı seçti.” İşte o günden sonra dünyalık sıkıntıların, musibetlerin gittikçe artacağını; özellikle Müslüman aleminde ayağı kayanların çoğalacağını ve her gün birilerinin dinden çıkacağını söylemiştim. Bugün tam olarak o haber verdiğimiz sürecin içerisindeyiz. Bugün özellikle gençlik; o şöhretlerin, o gösterişli, şaşaalı yaşantıların meyline kapılmış durumda. Nefsin ve günümüz batıl zihniyetinin en büyük oyunu işte bu dünyalık aldatmacadır. Küresel zihniyetin son 100 yıldır, özellikle de son 10 yıldır Müslümanları harama sevk edebilmek, onları inançlarından koparabilmek için ciddi anlamda kullandığı materyallerin başında bu görsel yayınlar, televizyonlar ve sosyal medya mecraları geliyor.
Bölüm: Sosyal Medya, YouTuberlar ve Aile Yapısına Küresel Saldırılar Bugün sizin o “YouTuber” dediğiniz, peşinden gittiğiniz kişilerin yüzde doksanı bayandır ve bu yüzde doksanın tamamı aynı zamanda teşhircidir. Bunlar, kendi yaşamadıkları şatafatlı hayatları sanki gerçekten yaşıyorlarmış gibi lanse ederek gençliğin beynini bulandırıyorlar. Gençler için sistemli bir fitne konusu olabilmek adına bu işler tamamen planlı ve programlı yürütülüyor. Eskiler gayet iyi hatırlar; geçmişte Afrika ile alakalı, Türkiye ile alakalı ve Türkiye’nin üzerine oynanan oyunlarla alakalı yapmış olduğum bir sohbette, yıllar evvel ne anlatmıştım size? Demiştim ki: “Özellikle Arap siyonistleri ve zenginleri, Türk toplumunun aile yapısını kökten bozabilmek için Türkiye’deki birçok televizyon kanalını el altından fonluyorlar. Rezil filmler ve diziler çekilmesi için el altından teşviklerde bulunuyorlar.” İşte bugün televizyonlarda, sosyal medyada karşımıza çıkan o ahlaki rezillikler, o dejenere aile yapıları bu fonlamaların neticesinde karşımıza çıkıyor. Aynı oyunların benzerlerini şimdi Afrika kıtasında da yapmaya başladılar. Niye? Çünkü Türkiye’nin Afrika’da çok ciddi ve stratejik projeleri var. Biz o dönem bu sohbetleri yapıp sosyal medyada yayınlatırken (sene 2019, daha ortada korona salgını bile yoktu), Türkiye’nin Somali’deki uzay üsleri, Afrika’daki devasa buğday tarlaları henüz halk tarafından aleni bir şekilde bilinmiyordu. Bugün görüyorsunuz; küreselcilerle,
İsrail ile siyasi anlamda büyük bir çatışma halindeyiz. Geçmişte anlattığımız o süreçleri lütfen süzgecinizden geçirin, unutmayın; biz bugünleri geçmişte haber verdik. Bu yüzden günlerinizi gafletle geçirmeyin. Bu ayet-i kerime Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şahsında bütün müminlere verilmiş çok ciddi bir ültimatomdur.
Bölüm: İnancı Kırmanın En Büyük Silahı: Ekonomik Krizler ve Savaş Ekonomisi Geçmişi hatırlayın; 1999 krizi geldiğinde, bankaların hortumlandığı ve Türkiye’nin ekonomik anlamda çöktüğü zamanlarda siz gençler ya dünyada yoktunuz ya da çok ufaktınız. O dönemlerden sonra Afrikalıların yaşadığı o sömürge dönemine dair sarsıcı bir sözü aktarmıştım. 17. yüzyılda emperyalist devletler Afrika’ya gidip oraları sömürmeye başladıklarında Afrikalılar demişti ki: “”Avrupalılar bize geldiğinde onların elinde İncil (dinleri) vardı, bizim elimizde ise topraklarımız. Ama şimdi bizim elimizde İncil (dinimiz) var, onların elinde ise topraklarımız.”” İşte bunun üzerinden diyorum ki: Küreselcilerin tarih boyunca inançlı toplumlar üzerinde oynadığı en büyük oyun ekonomik krizlerdir. Çünkü ekonomik krizlerin yapıldığı bir devlette, insanlar asla ve asla birinci sırada dini dert edemezler; istemsiz bir şekilde dini ikinci plana atarlar. Neden? Çünkü açlığın, maişetin derdine düşmüşlerdir. Benzer bir uyarıyı darbe girişimi gecesinde de yapmıştım. O gece dedim ki: “Bundan sonra dikkat edin. Türkiye üzerine oynanacak oyunlar, geçmişte Afrika üzerine oynanan oyunların aynısı olacak. Ekonomik krizler başlatacaklar. Çünkü toplumda dini cephe güçleniyor ve bu cepheyi kırmanın tek yolu ekonomik krizler üretmektir. Dünyalık gösterişleri artırıp gençleri ve Müslümanları dünyaya meylettirecekler, böylece dini ikinci sınıfa atacaklar.” Soruyorum size, bugün tam olarak bunu yaşamıyor muyuz? Daha önce de uyardım: Dünya ülkeleri artık çoktan savaş ekonomisine geçiş yaptılar. O eski ekonomik rahatlıkları artık tamamen unutun. İster farkında olun ister olmayın, bütün büyük devletler son 5 yıldır gizliden gizliye buna hazırlanıyor ve artık dananın kuyruğu kopmak üzere. Kıyamet kapıda, dünya yangın yeri ama insanların feveran ettikleri şeylere bakıyorsunuz; yaptıkları yaygara gerçekten çok yersiz. Evlerindeki buzdolabını açın, içinde en az bir aylık yiyeceği, erzağı vardır ama sokağa çıktığında “açlıktan ölüyoruz” diye algı çekiyorlar. Yarın bir gün bir kuru ekmeğe muhtaç olacakları günlerin gelebileceğinden tamamen habersizler. Görsel medya aracılığıyla toplumun belleğinden kanaat, tutum, müsriflikten kaçınma gibi ahlaki değerleri tamamen sildiler, dejenerasyona uğrattılar. Bugün adına “Z kuşağı” dedikleri o neslin zihninde kanaat nedir, tutum nedir, müsriflik ne demektir; böyle kavramlar hiç yok, bunları tanıyacakları bir ortam bile kalmadı. Allah muhafaza etsin, bugün bu memlekette bir savaş çıksa, emin olun bu gençliğin en az yüzde ellisi doğrudan iptal durumdadır. Çünkü aşırı rahatlık kavramlarıyla büyütülmüşler, zorlukla nasıl mücadele
edileceğini dahi bilmiyorlar. İngiliz generalleri geçmişte ne demişti: “Biz bu Türklerin elinden bu kitabı (Kur’an-ı Kerim) almadığımız sürece onlarla baş edemeyiz.” İşte bugün o kitabı elinizden bal gibi de aldılar. İçimize alim kisvesiyle abuk subuk adamlar yerleştirdiler; insanları gerçek itikattan, Kur’an’dan ve öz değerlerinden kopardılar. Son 20 yıldır bu toplum ahlaken resmen can çekişiyor, kan kaybediyor. Nüfusun nereden baksanız en az üçte biri artık bu kutsal ahlaki değerleri tanımıyor, vatan müdafaası gibi bir kavram zihinlerinde yer etmiyor.
Bölüm: Peygamberlerin Lüks ve Sömürü Düzenleriyle Tarihi Mücadelesi Tarih boyunca her topluluk, kendi peygamberini yakalayıp yok etmeye, susturmaya çalışmıştır. Neden biliyor musunuz? Çünkü o peygamberler her zaman hakkı konuştular, “Dünya hayatı geçicidir, sakın aldanmayın” dediler. Tıpkı bugün benim sizlere söylediğim gibi. Ben bunları anlatırken bir taraftan beni dinliyorsunuz ama içinizden nefislerinizin nasıl çeliştiğini, “Tamam hoca doğru söylüyor ama dünyasız da olmuyor ki” diyerek nasıl karıştığını çok iyi biliyorum; çünkü nefsinize ağır geliyor. Tarih boyunca lüksü ve şatafatı ön planda tutan, rahat içinde yaşayan toplumlar bu ilahi söylemle karşı karşıya kalınca hep peygamber düşmanı oldular. Mesela Hz. Nuh’un kavmini ele alalım. Bazı cami hocalarının uydurduğu uyduruk hikayelere bakmayın; Hz. Nuh’un gittiği kavim son derece yüksek bir medeniyete sahip, aşırı derecede lüks ve şatafat içinde yaşayan bir kavimdi. Zaten lüks içinde yaşamasalardı, ayette lüks dünyalıkların aldatıcılığından bahsedildikten hemen sonra Nuh kavminin örneği verilmezdi. Peygamberler, o lüksü yaşayanların kurdukları sömürü sistemine karşı çıktıkları için hedef alındılar ve katledilmek istendiler. Çünkü peygamberler her zaman sosyal adaleti savundular; “Köle muamelesini ortadan kaldırın, insan insanı sömüremez. Siz yukarıda lüks içinde yaşarken alttakiler eziliyor, bu sosyal adalet dengesini kurmakla mükellefsiniz” dediler. Sömürü üzerine kurulu düzenlerinin zedeleneceğini gören o zalim elitler de kendi sistemlerini ayakta tutabilmek için her zaman hakkı konuşan iyileri susturma yolunu seçtiler. Bugün de aynı şey yaşanmıyor mu? Emperyalist ülkeler öyle algılar yönetiyorlar ki; gerçekte hiç sömürgeci olmayan Türkiye gibi ülkeleri emperyalist gibi gösterirken, kendilerini “çağdaş ve modern” diye insanların zihinlerine kazıyorlar.
Bölüm: Dilde Tevhit, Kalpte Putlar ve İbadetlerin Turistikleşmesi Bugün sosyal medyaya, televizyonlara bakıyorum; insanlık bitmiş, Müslüman âlemi hepten tükenmiş. Müslüman alemi adeta dünyaya tapar olmuş. Müslümanların dilinde tevhit var ama kalbinde binlerce dünya
putu türemiş; Türkçesi bu, herkes adeta putperest olmuş. İşte bu ayet sizi bu tehlikeye karşı uyarıyor: Dünyalık olanı hayatınızda dengede tutacaksınız ama asla içeriye, kalbinize sokmayacaksınız; o şatafata, o zenginliklere heveslenmeyeceksiniz. Müslüman dünyalık için çabalayacak, kazanacak; ama dünyalığı kalbinin içine, özüne sokmayacak. Özünü, kalbini pislikle, cifeyle bürüyüp ondan sonra istediğin kadar namaz kıl, zikir çek; hepsi hikâyeden ibarettir. Günümüz Müslümanlarının çoğunun kalbi maalesef cifeyle, binbir türlü putla dolmuş; ama dillerinden Allah, Muhammed, resul, Kur’an düşmüyor. Sözde namaz kılıyorlar, sözde oruç tutuyorlar; emin olun hepsi sözde. Yaptıkları o ibadetlerin zerre kadar içeriye, kalbe faydası olmuyor. Çünkü helalden, haramdan haberleri yok; iki tane ibadet duymuşlar, onun dışındaki dinin ahlakından tamamen bihaberler. En acısı da, tamamen dünyalık düşüncelerle, büyük bir gafletle kıldıkları o namazlara güveniyorlar. Namaz ne demektir? Namaz, dünyayı arkana atmak, dünyayı tamamen terk etmek için kılınan bir ibatettir. Ama ne yazık ki namaz, kaybettiğin eşyayı hatırlama, dünyalık hesapları gözden geçirme seansı haline geldi. İnsanlar “Allahu Ekber” deyip tekbir getirdiği andan, selam vereceği ana kadar, normal hayatta aklına gelmeyen binbir türlü dünyalık ticareti, alışverişi namazda düşünüyorlar. Oysa o tekbir hareketini yaparken ellerini arkaya doğru atarak fiilen “Ben dünyayı arkama attım, her şeyi terk ettim” diyorsun. Ama fiiliyatta ellerini arkaya atmıyorlar, adeta dünyayı kucaklayıp önlerine topluyorlar. Ondan sonra da bu gaflet ve adeta şirket (şirk) dolu ibadetlerine güvenip kurtulacaklarını sanıyorlar. O ibadetlerin yarın yüzünüze çarpılıp çarpılmayacağını gidince göreceksiniz ama iş işten geçmiş olacak. Müslüman doğru oturacak, doğru yaşayacak, doğru konuşacak ve inandığı değerlerden asla taviz vermeyecek. Biz eskiden kullanılan “Eğri oturalım, doğru konuşalım” deyimini asla kabul etmiyoruz. Eğri oturan adam doğru konuşamaz. Sosyal medyadaki o şaşaalı hayatları yaşayan Müslüman görünümlü zengin YouTuberları izleyip onlara özeniyorlar. Bilmiyorlar ki o görsellerin arkasında o kişileri hangi küresel şebekelerin, hangi şeytani çetelerin fonladığını. Müslüman perdenin arkasındaki bu oyundan tamamen gafil. İlim yok, din bilgisi yok; hemen kapılıp gidiyorlar. Ve nihayetinde, Peygamberinin “Dünya müminin zindanıdır” dediğini tamamen unutup, ölene kadar bu dünyada lüks ve rahatlık arıyorlar. İşte bu ahlaki çöküş yüzünden en ufak bir ekonomik sıkıntıda feveran etmeye başlıyorlar. Bu toplum, yüzyıllar içinde değil, sadece son 20 yılda bu hale getirildi. Müslümanların asıl büyük sorunu, dünyayı kalplerinin içine adeta bir put gibi inşa etmeleridir. O putlar kalpte durduğu sürece, istersen sabahlara kadar zikir meclislerinde dön, istersen Kâbe’ye git; hiçbir kıymeti yoktur. Bugün gidip Kâbe’deki manzarayı görüyorsunuz; din, iman, hac ve umre gibi en mukaddes ibadetler ne hale getirildi? Koca bir turistik gezi haline dönüştürülmüş durumda. İşin en tuhaf, en acı tarafı da ne biliyor musun? Ne Diyanet’ten ne de diğer hocalardan bu rezilliğe karşı en ufak bir ses çıkmıyor. Sanki ortada bir edepsizlik, bir hürmetsizlik yokmuş gibi herkes vurdumduymaz davranıyor. Adam Kâbe’ye gitmiş, tavafla, ibadetle meşgul olacağı yerde elinde telefon sürekli selfie (özçekim) çekilip Instagram’da paylaşma derdinde. Bütün ibadet adeta riyakarlığa dönüşmüş. Sergilediği o şirket (şirk) tavrının, o müşrikçe duruşun farkında bile değil. Bu edepsizliği başka yerlerde yapıyorsun bari o kutsal
mabette, o inandığın mabette yapma!
Bölüm: İmanın Dehşeti ve Bedel Ödeme Bilinci Şunu iyi bilin: İslam tarihi sadece Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile başlamış bir tarih değildir; Hz. Adem’le başlamış tek bir tarihtir. O günden bugüne oynanan oyunlar da, tuzaklara düşen gafiller de hep aynıdır. Biz geçmiş kavimlerin helak edilişini anlatıyoruz ama o helak edilenlerin içindeki o imanlı, o sapasağlam müminlerden pek bahsetmiyoruz. O insanlar bugünün insanı gibi kaypak inançlı değillerdi. Kendi öz evladı gözünün önünde diri diri ateşe atılırken dahi imanından milim taviz vermeyen anneler vardı. Cenneti anlatan bir ayet-i kerimede ne buyuruluyor biliyor musunuz? Duyunca şaşıracaksınız: “”Bu cennetin çoğunluğu geçmiş ümmetlerindir, onlara aittir. Bu ümmetten ise sadece bir kısmı cennetliktir.”” Bugün gidin sokaktaki Müslümanlara sorun; zannederler ki sadece Muhammed’in ümmeti cennete gidecek ya da cennetin çoğunluğunu bu ümmet oluşturacak. Oysa ayet, cennet ehlinin büyük çoğunluğunun geçmiş ümmetlerden olduğunu açıkça beyan ediyor. Çünkü o eski kavimler imanları uğruna akılalmaz bedeller ödediler. Ben sizlere defalarca sahabeden köle Habbab bin Eret Radıyallahu Anh’ın hayatını anlattım. İslam’ı kabul ettiği için sahibi ona her gün akılalmaz işkenceler yapıyordu. Kızgın demirlerle sırtını, vücudunu dağlıyorlardı. İşkencelerin şiddetinden sırtında artık et kalmamış, etleri dökülmüştü; sırf dininden dönsün diye yapıyorlardı bunu ama o köle dininden asla dönmiyordu. Bir gün artık takati kesiliyor, dayanacak gücü kalmıyor ve Peygamberimizin yanına gelerek: “Ya Resulallah, ne olursun artık gücüm tükendi, dua etsen de bana bir güç kuvvet gelse” diye yalvarıyor. Peygamberimiz bu sözü duyunca nasıl hiddetleniyor, yüzünün rengi nasıl değişiyor biliyor musunuz? Ve o meşhur tarihi uyarısını yapıyor. Habbab’ın çektiği o feci acıları, o dağlanmaları adeta küçük görerek şöyle buyuruyor: “”Size ne oluyor? Sizden öncekileri demir taraklarla canlı canlı taradılar; kasları, damarları kemiklerinden yırtılarak söküldü, bağırtıra bağırtıra öldürüldüler ama dinlerinden asla dönmediler! Size ne oluyor ki imanınızda hemen taviz veriyorsunuz?”” Düşünün; Habbab bin Eret’in aylarca çektiği o dehşet verici işkenceyi bile Peygamber Efendimiz diğer iman ehlinin maruz kaldığı ağır imtihanlar karşısında küçük görüyor. Çünkü iman etmek, bedel ödemeyi gerektirir. Ayet-i kerimede buyurulduğu gibi: “İnandım dedikten sonra imtihan edilmeden hemen bırakılıvereceğinizi mi sandınız?”
Şeytanların yalanlarına kanıp da dünyalık lüksler için imanınızdan olmayın. İmkan sahibi olun, zengin olun; ama özünüze, kalbinize sahip çıkın. Büyük veli Abdülkadir Geylani hazretlerinin dediği gibi: “Parayı kalbinden çıkart, nerede taşıyorsan taşı.” İslam’da zengin olmaya mani hiçbir durum yoktur; mesele zengin olmak değil, o zenginliği kalbine sokup bir puta dönüştürmemektir. Kalbindeki o putu yıkarsan, ne için kazandığını, nereye hizmet ettiğini ve malını nerede infak edeceğini bilirsin. Sonuç: Kâbe’nin Manevi Yıkılışı, İlahi Kader Planı ve Çağrılan Azap Kâbe’nin gerçekten fiziksel olarak yıkılma vakti yaklaşıyor, artık o sürece girmişiz demektir. Çünkü bir kutsal mekanın fiziksel yıkımından önce orada manevi bir bozulma, bir dejenerasyon ve hürmetsizlik başlar. Ne yazık ki bu bozuluşu bugün bizzat sözde Müslümanların eliyle yaptırıyorlar. Edepsizlikleri, terbiyesizlikleri o mukaddes mabedin içine kadar soktular. Rivayetlerden de biliyoruz ki, önce orada bir bozuluş olması lazım, o bozuluşun akabinde de Kâbe yıkılacaktır. Şunu asla unutmayın: Dünyada hiçbir savaş, hiçbir düzensizlik ya da şeytani grubun operasyonu Allah’ın ilminin ve izninin dışında cereyan edemez. Hepsi ilahi bir kader planına göre yürümektedir. Geçmiş kavimler nasıl helak edildiyse, bu zamanın insanlarının da helak süreçleri farklı şekillerde (bazen savaşlarla, bazen büyük afet ve musibetlerle) gerçekleşecektir. Allah kimsenin yaptığını yanına kâr bırakmamıştır, yine bırakmayacaktır. Tüm bu bozuluşlara Allah izin veriyor ama kitaplarıyla bizleri sürekli uyarıyor. İnsanlar sergiledikleri bu hadsizliklerle, bu duyarsızlıklarla adeta kendi elleriyle kıyameti çağırıyorlar, azaba “gel” diyorlar. Biz de tam olarak bu yüzden gece gündüz anlatıyoruz: Yapmayın, etmeyin, o ilahi gazabın üzerimize inmesi için sınırları zorlamayın! Ama ne yazık ki günümüz insanlığı inanılmaz bir hırsla ve ısrarla o azabı zorlamaya devam ediyor.