Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
4 sene önce tarafından yazıldı, 421 kez okundu ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

Tevecüh Nedir Şartları ve Adapları Nelerdir

Teveccüh lugatta; yönelme, ilgi gösterme anlamındadır. Tarikatta ise müridin mürşidine, talebenin hocasına yönelmesi, hususi olarak da mürşidin müridini karşısına alıp ona nazar etmesi anlamında kullanılır. Bu manadaki teveccüh için Peygamber (s.a.v) efendimizin: “Allahu Teâlâ benim sadrımı ne ile doldurdu ise ben onu aynıyla Ebu Bekir’in sadrına ilka ettim.” hadisi şerifi delil sayılmıştır.

Teveccüh, mürşidin nazarı ve nefesiyle müridini etkileyip onu bir bakıma ruhi yükselişe hazırlamasıdır. İlm-i ledünde ve tarikat yolunda ilerlemenin en önemli rükünlerindendir.

Mürşidin teveccühü, güneşe tutulan büyütecin yoğunlaştırdığı güneş ışınlarının temas ettiği maddeleri yakmasına benzer. Cenâb-ı Hakk’ın zat tecellisine mazhar olmuş bir velinin, Allahu Teâlâ’nın izni ile nazar etmesi veya başka yollarla talebesinin kalbindeki mâsiva ve dünya sevgisini, günah lekelerini temizlemesi; yerini feyiz, marifet, ilim ve hikmetle doldurması, onu yüksek derecelere kavuşturması bu yolla olur.

Tarikat büyüğünün teveccühü her ne suretle ortaya çıkarsa çıksın, sadık müridden, zulmet ve keder dağlarını kaldırıp uzaklaştırır. Onun bu teveccühü müridin ona olan sevgisi ve bağlılığı nispetinde olur. Bu sebepten mürid, tarikat yolunda ele geçenlere bağlanıp kalmamalı; çok çalışmakla, sadakatli olmakla intisab edilen büyüğün teveccühünü hak etmelidir.

Teveccühün, müridden mürşide doğru olanına “rabıta-i muhabbet” denir. Mürid, mürşidinin ruhaniyetine muhabbet yoluyla teveccüh edince mürşidin ruhaniyeti onun batınında feyiz tesiri gösterir, o feyiz de beşeri zaaf ve sıfatları izale eder. Müridi tedricen mürşidinin boyasıyla boyar. Bu sevgi sonucunda kalbi beraberlik oluşur. Unutulmamalı ki, teveccüh, mürşidin zatından değil, onun gönül aynasına akseden Cenâb-ı Hakk’ın nurundandır.

Meşâyihin müridlere teveccühü de mesnûn bir uygulamadır. Kemâl, tarikat ehli ve hakikat erbabına mahsustur, ehline faydası müşahede olunmuştur. Zira Hz. Peygamber Aleyhisselâm buyurmuştur ki:

“Alimlerle oturup kalkın, Allah göğün yağmuruyla yeri dirilttiği gibi hikmet nuru ile ölü kalpleri diriltir.”

“Alimlerle oturup kalkmak ibadettir.”

“Her şeyin bir madeni vardır, takvanın madeni de ariflerin kalpleridir.”

“Allah’ın dünya ehlinden kapları vardır. Rabbinizin kapları, salih kullarının kalpleridir. Bu kalpler içinde en çok sevdiği en yumuşak ve narin olanıdır.” (Miftâhu’l-Usûl)

 

Bu hususta Alimlerim Beyanı:

 

1.Peygamberleri aleyhimüsselâm veya evliyâyı vesîle (vâsıta) yaparak, onların hâtırı için istenilen bir şeye kavuşturması için Allahü teâlâya yalvarmak. Buna, istigâse, tevessül ve teşeffü’ de denir.
Resûlullah’ın yanına bir âmâ (gözleri görmeyen) birisi geldi. Gözlerinin açılması için duâ etmesini diledi (istedi). Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem, ona; (İstersen duâ edeyim, istersen sabret. Sabr etmek, senin için daha iyi olur” buyurdu. O kimse; “Duâ etmeni istiyorum. Benim bakacak kimsem yoktur. Çok sıkılıyorum” deyince; “İyi bir abdest al! Sonra; “Allahümme innî es’elüke ve eteveccühü ileyke bi-Nebiyyike Muhammedin Nebiyyirrahme, yâ Muhammed innî eteveccehü bike ilâ Rabbî fî hâcetî-hâzihî, li takdiye-lî Allahümme şeffi’hü fiyye” duâsını oku!” buyurdu. Duânın mânâsı şudur: “Yâ Rabbi! İnsanlara rahmet olarak gönderdiğin sevgili Peygamberin ile sana teveccüh ediyorum. Senden istiyorum. Yâ Muhammed aleyhisselâm! Dileğimin hâsıl olm ası (yerine gelmesi) için Rabbime senin ile teveccüh ediyorum. Allah’ım! O’nu bana şefâatçi eyle!” (Merâkıl-Felâh, Nesâî, Tirmizî, İmâm-ı Beyhekî)

  1. Tasavvuf yolunda ilerleme, yükselme sebeblerinden en önemli olanı. Bir velînin, Allahü teâlânın izni ile nazar etmek (bakmak) yâhut başka yollarla talebesinin veya sevdiğinin yâhut başka birinin kalbindeki mâsivâ (Allahü teâlâdan başka her şey) ve dünyâ sevgisini, günâh lekelerini temizleyip, yerini feyz, mârifet, ilim ve hikmetle yâni mânevî ilimler, iyilikler, bereketler ve fâidelerle doldurması, yüksek derecelere kavuşturması.
    Pîrin (tasavvuf büyüğünün) teveccühü, her ne sûretle ortaya çıkarsa çıksınlar, sâdık talebeden, zulmet ve keder dağlarını kaldırıp, uzaklaştırır. (Muhammed Ma’sûm)

Tasarruf sâhibleri üç nev’idir (kısımdır). Bir kısmı Allahü teâlânın izni ile, her istedikleri zamanda, diledikleri kimsenin kalbine tasarruf ederek, onu tasavvufta en yüksek derece olan fenâ makâmına eriştirirler. Bâzısı, Allahü teâlânın emri olmada n tasarruf etmez. Emir olunan kimseye teveccüh ederler. Bir kısmı ise kendilerine bir sıfat (hâl) geldiği zaman kalblere tasarruf ederler. (Ubeydullah-ı Ahrâr’ın oğlu Hâce Muhammed Yahyâ)
Tasavvuf yolunda çok yüksekleri aramalı, ele geçenlere bağlanıp kalmamalıdır. Verâların verâsını yâni öteler ötesini aramalıdır. Böyle bir istek, böyle çok çalışmak ancak vazîfe alınan büyüğün teveccühü ile elde edilebilir. Onun teveccühü de mürîdin (telebenin)ona olan sevgisi, bağlılığı kadar olur. (İmâm-ı Rabbânî)

 

Teveccüh Yaptıran Zatın Dikkat etmesi gerekenler

Bu hususta Mektubatı Hazret 13. Mektupta:

Mektûbunuzda tevveccüh yapılmasının keyfiyetini sormuşsunuz. Efendim, perverde o hususta cevap verecek kabiliyette değil. Lâkin ya üstâd- azam veya şeyhimizden (Radıyallahü anhümâ)işittiğine veya anladığına göre, konuşacaktır. Üstad-ı a?zamın âdeti, teveccüh yapmadan önce, Allah?a âşık olanların yazdıkları kitablarını okumasıyla, bast ve neş?esine sebeb olacak bir kimse ile sohbet etmekle meşgul olup, konudan hariç hiçbir şey konuşmazdı. Belki sâdâtlardan bu husus, kendi mürşidinden (Radıyallahü anhüm) bahs ederdi. Teveccüh zamanı yaklaşınca, cemaate oturmalarını emr ederdi. ?Şübhesiz sâdâtın nisbeti, mürşid, cemaatını otur emri eylediği zamanda, teveccüh eder derdi. Öyle ise emr olundukları zaman, beklemeden hemen oturmaları lâzımdır. Teveccüh zamanı gelince, âdâba göre mürşid abdest alıp, abdest âzaları kurumadan önce, teveccüh yapılacak yere acele gitmelidir. Lâkin abdest, sünneti kılınacak kadar zaman geçmemesi lâzımdır. Yine teveccüh terbiye bakımından, abdestten sonra, s***** içmemesi, acele etmeden vekar ve huzur içinde yürümesi, mânen mürşidinin kendi önünde bulunduğunu düşünmesi icab eder. Teveccüh yapılacak evin kapısına, veya teveccüh yapılacak yerin yakınına ulaşınca, bütün cemaatin ferdlerinden istimdad edip, kendisinin o işe lâyık olmadığını belki boş olan bir su kabı gibi olup bu teveccüh ve irşad mertebesinden bir çok merhalelerle uzak olduğunu düşünmesi, müridlerin teveccühden istifadelerini kendinden bilmeyip belki üstaddan onu emir eylediği sebebiyle olduğunu bilmesi lâzımdır.

Beyit: Ben neyim, bir şey değilim. Benim rûh ve revanım sensin. Ben kuru bir ağacım, üzüm bağı değilim. Bağ ve bahçem sensin. Sensiz bir adım bile koşamam, duruşum, gidişim, sensin.
Mürşid, bunları yaptıktan sonra, cemaatin halkasına dahil olup, ya iki rekat düha, ya da abdest sünnetinin namazına veya mezhebine muvafık ise, her ikisine de niyet ederek iki rekat namaz kılar, salâmdan sonra bir Fâtiha ile üç defa İhlâs (Kulhüvallahü Ehad) sûresini okur, sonra dua etmeye başlar, (nakşî sâdâtın silsilesini okurken) tarikat reisinin bahsine gelince, yüzünü cemaatin halkasına doğru çevirir. Üstad-ı azamın bahsine gelince, üstadın bulunduğu cihete doğru yönelir, kendisine (tarikat sâdâtının) rûhâniyetleri zâhir olunca, hemen kalkıp, rûhâniyetler cemaat halkasının hangi tarafına giderlerse, arkalarından gitsin! Zahir olmazlarsa, istediği tarafa gidip o tarafa teveccüh eder. Bu durum, rûhâniyetlerin de o tarafa gittiklerine alâmettir. Mürşidin teveccüh yapması, üstadın rûhâniyetinde fâni olmakla olur.
Üstad-ı azam, (Radıyallahü anh) yaptığı bâzı teveccühleri hakkında buyurdular ki: Ben maneviyatda falana giderek ondan nisbet aldıktan sonra, teveccüh saflarının aralarında dolaştım Şeyhimiz de, (Radıyallahü anh) Ben her bir ferde üç teveccüh yapıyorum. Yalnız bana vasıta oluşundan dolayı üstadımdan kendim için, sonra hem kendime hem de teveccühünü yapacağım kimseye, istimdad eder, daha sonra, nefsimi üstadın nefsinde fenâ (yok) edip o kimsenin teveccühünü yapıyorum buyurdu.
Teveccüh etmeye liyâkatim yok diye uzun uzadıya yazdığın mes?elenin cevabı şudur: bu görüş, teveccüh yapana lâzım olan şartlardandır. Hattâ teveccüh eden kimse, nefsini teveccühte bulunan bütün kimselerden hattâ bütün eşyalardan daha aşağı olduğunu bilmesi lâzımdır.
Bu tarikat reisi olan Hâce Behâuddin Nakşibend (Kuddise sirruh) buyurdular ki, Şübhesiz nefsimi her şeyle karşılaştırdım. Onu her şeyden hattâ köpeklerin artığından daha aşağı, daha hakîr, daha zelîl olduğunu gördüm
Hâce El-Ahrar da (Radıyallahü anh), Eğer vecd, şevk sahibi bir yoldan gidip de onda yatan bir köpeği zarûretsiz olarak uykusundan kaldırsa, buna üzülmeyip durumu değişmezse, onun bu durumu şeytandandır buyurdu. Teveccühü yapan mürşid, üstadının emrine imtisal etmek maksadıyla, ne için kendisine emr eylediğinin sebebini bilmeden teveccüh edecektir. O senada badest bozulup bozulmadığı zannına iltifat etmez. Bâzı müridler, Allah?ın aşkıyla müşerref olup, onlardan zâhir olan aşk, manevî yaklaşma (sâdâta) ve rûhâniyetlerinin huzûruna katılmalarındandır. Teveccühe katılan mürid, (sâdâtın) Allah?a olan muhabbet ışığından yansıtmalarından yansımış olur. O esnada kendisinde hâsıl loan korku hâletinin sebebi de budur. Zira ?müridin durumu, kendisine aks eden şevk ve korku hâletinden anlaşılır. demişlerdir.

Adabı Fethullahta bu hususta:   

İnsanda hayvani ve insani olmak üzere iki kalp vardır :

A) Hayvani Kalp : Yeri, sol memenin altında, üst tarafı büyük ve toplu, alt tarafı küçük bir et parçasıdır. Benzeri hayvanlarda da olduğundan hayvani kalp denmiştir.

B) İnsani Kalp : Emir aleminden gözle görülmeyen bir cevher ( öz) olup ilk yeri Arş’tır ve devamlı tecelli ( bilinmezden gelen ilahi nurun belirmesi), üstünlük kurma ve yetenek yeridir.
Oldukça geniş ve büyüktür. Hayvani kalbe yerleştirilmiştir. Gerçekte bu kalp Arş’tan çok büyüktür. Kudsi Hadis diye bilinen sözde şöyle buyurulmuştur. “Yer ve gök beni kuşatamaz; ancak mü’min kulumun kalbi Ben’i kuşatır.” Bu hadisi kudsi değil tasavvuf ehli Şeyh Abdullah Tüsteri’nin ilham yoluyla söylediği sözdür.

Uyanması istenen kalb bu insani kalbidir. Çünkü emir aleminde Allah-u Teala’nın (c.c) tecellilerinin yeridir. Kuşatır ( yesani) kelimesi Cenabı Hakk’ın (c.c) Zat’ının değil tecellisinin kuşatır anlamındadır. Kesinlikle O’nun Ulu Zatı bir yerde bulunmak ve kuşatılmaktan uzak ve yücedir.
İnsani kalbin uyanması ve gelişmesi için içtenlikle çok ibadet etmek; tam ve zorlu çalışma gerekir. Bundan dolayı mürid insani kalbin yeri olan hayvani kalbe devamlı yönelerek bakmakla emrolunmuştur. Bunu elde etmek için talip şöyle düşünür:
” Benim kalbim gerçekte saydam, parlak, sağlam ve nur gibi idi. Çok günah işlemem ve nefsimin arzuları, şeytandan gelen kuruntularımla insani kalbim karardı ve yaralandı. Bunları ancak mürşidim tedavi edebilir. Onun nefesi ve eli, ölüleri dirilten ve gözleri açan İsa Aleyhisselam’ın nefesi ve eli gibi bakışları ve tedavisi Lokman Hekim’in tabibliği gibidir.”
Bu şekilde inanan mürid teveccühe oturarak üstadının gelerek kendisine yönelmesini ve kalbini tedaviye başlamasını sabırsızlıkla bekler. Sanki bir gözüyle kalbine, diğer gözüyle yardım dileyerek arzuyla üstadına bakar.
Teveccüh’te oturan kardeşlerini aracı ederek, yalvararak yardım ister. Ondan yardım dilenmekten başka çaresi olmadığını itiraf eder. Üstadının senini duyunca Mecnun’un Leyla’nın sesiyle sevindiğini gibi sevincinden uçar ve haz duyar. Korku ve ümit arasında bir duyguyla yardım dilemeyi artırır. Korkmasının nedeni şimdiye kadar tüm işlerini Allah-u Teala’ya ( c.c) ısmarlamıştı, O’na dayanmıştı. Şimdi ise O’nun bir kulunun emri altındadır; uygunsuz bir iş yaparsa durumu çok kötü olur.
Çünkü Allah’ın (c.c) affetmesi ayrı, kulunun affetmesi ayrıdır.
Talip ümit yönüyle şu şekilde düşünür. Şimdiye kadar benim ruhum nefsimin elinde köle idi, şimdi ise Allah’ın (c.c) bir velisinin yardımı ve etkisi altındadır. Kötü ve çirkin nefs nerede, velinin yardımı nerede… İkisi arasında çok fark vardır.
Müridinin yarar görmesi için Teveccüh süresince Allah-u Teala’nın (c.c) rahmeti, nebilerin ve velilerin ruhları, melekler, Sahabe-i Kiram’ın yardımını hazırdır diye inanması gerekir.”(1) Fakat bunların hepsi feyizden yararlandırma yetkisini üstada vermiştir.
O da bu feyzi ancak kabule uygun edep sahibine verir. Bu edep bedenin edebi, kalbin gayreti, dikkati ve ruhun sevgisidir. Şüphe yok ki nefsi gafletle ve bedeni edep dışında olan yarar göremez. Mürid bu konularda kendini kusurlu görerek şöyle düşünür.

” Hastalık nedeniyle attar dükkanına ( şifalı bitki ve güzel koku satılan yere) gitmiş, parası olmadığı için derdine derman alamıyor; bari dükkanın yanına bir yere oturayım, belki alışveriş yapanlar bana bir şeyler bağışlar, ben de onunla iyileşirim.” İşte bundan dolayı mürid nefsini teveccühte hazır olan herkesten aşağı bilmeli ve yok etmelidir.
Böylece güzel kokuları duyabilir. Üstadı hazır olunca daha fazla uyanmaya, yalvarmaya başlar. Büyük devletin elinden kaçması için çabalar. Yarar sağlamak için müridin korku, ümit, haz ve sevgi hallerinin artırması gerekir.
Teveccüh sırası kendisine geldiğinde, Üstadı nefes verdikçe feyz almak için o nefesini içine çeker. Üstadı nefesini içine çektiğinde kalbindeki pası ve karanlığı yok ettiğine inanır ve kendi de kalbindeki pası ve karanlığı dışarı atmak için nefesini sağa ve sola doğru boşaltır. Üstadının nefes alıp vermesiyle kalbindeki yaraların kapandığını, iyileştiğini ve kalbinin beyazlaştığını düşünür. Üstadından ricada bulunarak bu durumu daha fazlalaştırmasını ister. Teveccüh bitince, müridin içindeki rahatsızlıklarını derecesi ortaya çıktığından rabıta anlatılır ve zikir eğitimi yapılır.

Buraya kadar verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere Teveccüh bir manevi ameliyattır. Müridin manevi Gelişiminde çok büyük faydaları vardır. Yeter ki Mürid Teveccühün edeplerine riayet etsin asla faydasız kalmaz. Büyükler öyle diyorlar Mürid Mürşidinin kırk teveccühüne katılmakla Velayete yükselir diyorlar.

Teveccühün feyzinden yararlanmak için edebe riayet şarttır. Teveccüh anında edepler olduğu gibi evveli ve sonrasında edepler vardır ve Mürit bunlara dikkat etmelidir. Teveccühün olacağı günün akşamından mesela Pazar kuşluk vakti teveccüh olacak Pazar geceden itibaren Mürit yiyip içmeyi kesmesi lazımdır. Teveccühe girecek olanlar mümkün mertebe aç girerler. Teveccüh sabahında müridin bir şeyler yiyip içmesi adapsızlıktır. Şahımız k.s.a çay su gibi içileceklere izin vermiştir her ne kadar içmeseniz daha iydir dediyse de yemek yemeği değil içmenin iznini vermiştir evla olan bundan da kaçınmaktır.

Mürid teveccüh emri gelmeden mutlaka hazırlığını yapıp mescitte yerini almalıdır. Adaplı bir şekilde konuşmadan rabıta ile meşgul olur. Teveccüh emri geldikten sonra da edebini ve rabıtasını bozmadan talebini yüksek tutmaya başlar. Yukarda adabı fethullahta beyan edildiği gibi Mürşidinin Nefesinin Hz. İsa (a.s) nefesi gibi ölüleri dirilten hastaları iyileştiren, ellerinin lokman hekimin elleri gibi şifalı olduğuna inanır kalbi ve nefsi hastalıklarının Mürşidinin şifalı Nefesinde ve ellerinde olduğunu bilir. Mürşidi nefes verdikten sonra da yine talebine ve rabıtasına devam eder taki teveccüh bitene kadar.

Bilinmelidir ki Teveccüh halkası gerçekten yüce Ruhaniyetlerin tezahür ettiği bir yerdir. Teveccühü yaptıran zat teveccühte sırayla değil ruhaniyetin belirttiği yerden ve kişilerden başlar. Bazen Efendimiz s.a.v Ervahı Tayyibeleri ile teveccüh yaptırılacağı gibi, her teveccühte bir Sadatın ervahıyla da teveccüh yaptırılabilir yani bu ruhaniyetlerin kontrolünde teveccühü Mürşit yapar. Müridin Nefsi hastalığı her neyse teveccühü yaptıran zat ona uygun onun ilacı olan kaside, ayet, dua, Evliya vs. okur müridin başında ve nefes vermeye başlar. Mesela kişide amellere karşı gevşeklik varsa Mürşit onun başında Ya Mukallibel kulub sebbit kalbi ala dinike ve taatik (Ey Kalpleri çeviren Allahım kalbimi dinin ve taatın üzere sabit kıl) gibi duada bulunur. Bunun okunduğu mürit bilsin ki inşallah teveccüh sonrası bir sonraki teveccühe kadar ameller ve taatlere karşı hassasiyeti artacaktır. Yine Müridin hastalığına göre çaresi devası hangi sadatın elinde ise teveccüh esnasında ona havale edilebilir. Mesela kişide edeplere adaplara riayetsizlik varsa yani edepsiz bir müritse bunun başında bu hastalığın ilacı daha önce hangi sadatın tasarrufundaysa o sadattan medet istenir ve ona havale edilir edebi olmayana Şeyh Fethullah Verkanisi ks.a ruhaniyetine havale edilir çünkü bu hastalığın ilacı tasarrufu bu zatın elindedir. İşte bu örneklerde olduğu gibi Müridin hastalığı her neyse ve ilacı ne ve kimin elinde ise ona havale edilir.

Teveccüh büyük bir nimettir bu sebeple mümkün mertebe kaçırmamak lazımdır. Çünkü Sultan Muhammed Raşit k.s.a zamanında en son yapılmıştı mubarek sofiler çoğaldığı için artık yapmamaya başlamıştı. Yani şuan teveccüh yapılması birazda sadatların kapısının tenha oluşundandır ilerde müritlerin sayıları artıkça yine yapılmayacaktır. Bu sebeple nimet eldeyken kıymetini bilmek lazımdır. Zaten Tarikat yolunda irşadına Teveccüh ile başlayan bir mürşidin irşadının çok geniş olacağı bilinen bir şeydir. Bu sebeple imkan ve olanak varken bu nimeti kaçırmamak lazımdır.Vesselam

Etiketler:

Güvenlik Sorusu ** Zaman sınırı bitmiştir. CAPTCHA yeniden yükleyin.