Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
7 sene önce tarafından yazıldı, 118 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

Vehim Mertebesindeki Âlem ve Kayyûmluk

Şüphe yok ki, âlem, Hak Teâlâ’nın mahlûkudur, sebât ve istikrar sâhibidir. Doğru haberci olan Efendimiz’in (a.s) bildirdiği üzere, âhiretteki dâimî azap ya da sevap türünden ebedî hayatta karşılaşacağımız hususlar, (bu dünyâdaki) âlemin bazı cüzleri ile ilişkilidir (meselâ bu dünyâda iyilik yapan, âhirette sevaba ulaşacaktır). Zâhir âlimleri bu âlemi mevcûd-i hâricî (gerçekte var olarak) bilirler, onu hâricî tesirlerin kaynağı olarak düşünürler. Sûfîler ise âlemi vehmî (gerçekte değil, vehim ve hayâl mertebesinde var) bilirler. Vehim ve his mertebesinin dışında âlemin varlığını kabul etmezler. Ancak âlem, vehmin ürettiği bir şey (hayal ürünü) olmadığı için, vehmin ortadan kalkmasıyla da ortadan kalkmaz. Aslâ! Aksine, Hak Teâlâ’nın yaratmasıyla sağlam bir yer kazanmış, vehim mertebesinde istikrar bulmuş ve mevcûd (varlık) hükmünü elde etmiştir.

Bu büyüklere (sûfîlere) göre, hâriçte mevcûd (gerçek var) olan sâdece Hak Teâlâ’dır. Âlemin ise, ilimdekinden (hayâldekinden) başka bir varlığı yoktur. Hâriçte, onun vehmî istikrardan başka nasibi yoktur. En güzel sıfatlar (misâller) Allah’a âittir (en-Nahl, 16/60). Mevcûd-i hakîkî olan Allah Teâlâ ile mevhûm-i hâricî (hayâl olarak var olan kâinât), “dönen bir nokta” ile o noktanın süratinden dolayı vehim ve his mertebesinde oluşan “hayâlî bir dâire”ye benzer. O hâlde dâirenin, vehimdekinin dışında gerçek bir varlığı yoktur. Varlık, sâdece o noktadan ibârettir. Şiir: “Dilberlerinin sırrının, başkaları tarafından konuşulması daha hoştur”.

Bir araya gelmiş sıfatlardan (arazlardan) oluşan âlemde sıfatların kâim olacağı zât olma ve cevher olma özelliği bulunmadığı için, sıfatların kâim olma işini tam mârifet sâhibi bir ârife verirler. O ârifi, âlemdeki arazların ayakta tutucusu (kayyûmu) yaparlar. O ârife verilmiş olan zâtta mâhiyeti bilinemezlikten (bî-çûn) bir nasip olacaktır. Nitekim bu konunun açıklaması diğer mektuplarda geçti. Mâhiyeti bilinmezlikten bir nasip zuhûr edince, (ârife verilen bu zât) görülmekten, bilinmekten, anlaşılmaktan ve vehmedilmekten uzak kalır. Akl-ı selîm onu her ne kadar arasa da, hiçbir şey elde edemez, hızlı bir seyr ile ne kadar uzaklara gitse de, ele bir şey geçiremez, onu ötelerin de ötesinde görür. Cevher olma ve imkân âleminden olma özellikleri kendisinde bulunmasına rağmen, onda cevherlik ve imkân yoktur. Yokluk hükmünden başka bir şey kabul etmez.

Bütün hayırların kendisinde birleştiği Efendimiz’in (a.s) hadîs-i şerifi olarak Nevâdiru’l-usûl’de Abdurrahman b. Semere’den (r.a) şöyle nakledilir: “Rasûlullah (a.s) birgün biz Medîne mescidinde iken çıkıp geldi ve buyurdu ki: Dün gece ilginç bir rüyâ gördüm. Ümmetimden bir adamı gördüm, ölüm meleği onun ruhunu almak için gelmişti, derken onun anne ve babasına yaptığı iyilik geldi ve ölüm meleğini geri çevirdi. Ümmetimden bir adamı gördüm, üzerine kabir azâbı yayılmıştı, derken abdesti geldi ve onu bu azaptan kurtardı. Ümmetimden bir adamı gördüm, şeytanlar onu sarmıştı, Allah’ı zikretmesi geldi ve onu şeytanların arasından kurtardı. Ümmetimden bir adamı gördüm, azap melekleri onu kuşatmıştı, namazı geldi ve onu ellerinden kurtardı. Ümmetimden bir adamı gördüm, susuzluktan dili sarkmıştı, havuzun başına geldikçe geri itiliyordu, derken orucu geldi, ona su verdi ve suya kandırdı. Ümmetimden bir adamı gördüm, peygamberler de halka halka oturmuşlardı, ne zaman bir halkaya yaklaşsa kovalanıyordu, derken guslü geldi, onu aldı ve benim yanıma oturttu. Ümmetimden bir adamı gördüm, önünde, arkasında, sağında, solunda, üstünde ve altında zulmet (karanlık) vardı, derken hac ve umresi geldi ve onu aydınlığa çıkardılar (ya da Hz. Peygamber şöyle dedi: Onu bu durumdan kurtardılar). Ümmetimden bir adamı gördüm, mü’minlerle konuşuyordu ama onlar kendisi ile konuşmuyorlardı, derken akrabâyı ziyâreti geldi ve: Ey mü’minler topluluğu, onunla konuşun! dedi. Ümmetimden bir adamı gördüm, ateş yakmıştı ve o ateşi eliyle yüzünden uzaklaştırmaya çalışıyordu, derken sadakası geldi ve onun yüzüne örtü, başına serinlik oldu. Ümmetimden bir adamı gördüm, zebânîler onu her taraftan yakalamıştı, derken iyiliği emretmesi ve kötülükten nehy etmesi geldi, onu zebânîlerin elinden kurtardı ve rahmet meleklerinin arasına dâhil eyledi. Ümmetimden bir adamı gördüm, diz üstü oturmuştu, onunla Allah Teâlâ arasında perde vardı, derken güzel ahlâkı geldi ve onu Allah’a (ilâhî âleme) dâhil eyledi. Ümmetimden bir adamı gördüm, amel defteri sol tarafından verilmişti, derken Allah’tan korkusu geldi, defterini aldı ve sağ eline verdi. Ümmetimden bir adamı gördüm, amel terâzisi hafif gelmişti, sevapları (veya küçük yaşta ölen çocukları) geldi ve terâzisini ağırlaştırdı. Ümmetimden bir adamı gördüm, Cehennem’in kenarında duruyordu, Allah’tan korkup titremesi geldi, onu bu durumdan kurtardı ve götürdü. Ümmetimden bir adamı ateşte gördüm, Allah’a saygı ve haşyetinden dolayı akan göz yaşları geldi ve Cehennem’den kurtardı. Ümmetimden bir adamı gördüm, Sırât Köprüsü üzerinde duruyordu, gök gürültüsünden titrercesine titriyordu, derken Allah hakkındaki hüzn-i zannı (güzel düşüncesi) geldi, titremesi kesildi ve gitti. Ümmetimden bir adamı gördüm, bazen sallanıyor, bazen zorla yürüyor, bazen de tutunuyordu, derken bana gönderdiği salavât geldi, elini tuttu ve Sırât’tan geçirdi, o da yürüyüp gitti. Ümmetimden bir adamı gördüm, Cennet kapılarına gelmişti, ancak yüzüne kapılar kapandı, derken Lâ ilâhe illallah şeklindeki şahâdeti geldi, kapılar kendisine açıldı, bu söz onu içeri soktu”.

Bu Mükâşefât-ı Gaybiyye’nin derleyicisi diyor ki: Bu risâle tamamlandıktan sonra, o hazretin (İmâm-ı Rabbânî’nin k.s.) el yazısı ile 40 hadis gözüme ilişti. Bunlar Buharî ve Müslim’in ittifâk ile rivâyet ettiği hadislerden derlemişlerdi. Bereket olsun diye bu risâle bu hadislerle bitirilecektir. O hadislerin kaynağına salât ve selâm olsun.(İmamı Rabbani Mükaşefetü Gaybiyye)

KIRK HADİS:

1. Ömer İbnü’l-Hattâb radıyallâhu anh’den rivâyete göre Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Ameller niyetlere göredir. Herkes için niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Rasûlü’ne ise, onun hicreti Allah’a ve Rasûlü’nedir. Kimin de hicreti elde edeceği bir dünyâ malına ya da evleneceği bir kadına ise, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir”.

2. İbn-i Ömer, Hz. Peygamber’in şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “İslâm beş esas üzerine binâ olunmuştur. Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in onun kulu ve elçisi olduğuna şahâdet etmek, namazı kılmak, zekatı vermek, haccetmek ve ramazan orucunu tutmak”.

3. Ebû Hüreyre, Hz. Peygamber’in (a.s) şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Îmân, yetmiş küsür şûbedir. En üstünü Lâ ilâhe illallah demek, en aşağısı da yoldan eziyet verici bir şeyi kaldırmaktır. Utanmak da îmandan bir şûbedir”.

4. Enes’ten (r.a) rivâyetle Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz, ben ona babasından, oğlundan ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım sürece îmân etmiş olamaz”.

5. Yine Enes’ten rivâyete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kimde şu üç şey bulunursa, îmânın tadını alır: Allah ve Rasûlü’nü diğer her şeyden daha çok sevmek, bir kulu sâdece Allah için sevmek, Allah onu kâfirlikten kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmekten, ateşe atılmaktan korkarcasına korkmak”.

6. Mu‘âz (r.a)’dan rivâyete göre o şöyle demiştir: “Bir binek üzerinde Hz. Peygamber’in arkasında oturuyordum. Aramızda sâdece palanın ucu vardı (başka insan yoktu). Buyurdu ki: Ey Mu‘âz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ve kulların da Allah üzerindeki haklarının ne olduğunu bilir misin? Ben: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dedim. Buyurdu ki: Allah’ın kullar üzerindeki hakkı, Ona ibâdet etmeleri ve başka bir şeyi ortak koşmamalarıdır. Kulların Allah üzerindeki hakları ise, Allah’a başka bir şeyi ortak koşmayan kişilere azap etmemesidir. Dedim ki: Yâ Rasûlallâh! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi? Buyurdu ki: Müjdeleme, yoksa buna güvenirler (de ibâdet ve amel konusunda gevşerler)”.

7. Ubâde b. Sâmit’ten rivâyete göre, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah’tan başka ilâh olmadığına şahâdet eden, Ona ortak koşmayan, Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğunu kabul eden, Îsâ’nın da Allah’ın kulu ve bir câriyenin oğlu olduğuna, Meryem’e atılmış bir kelime ve Allah’tan bir ruh olduğuna inanan, Cennet ve Cehennem’in gerçek olduğunu kabul eden kişiyi Cenâb-ı Hak yaptığı amellere karşılık Cennet’e koyacaktır”.

8. Ebû Hüreyre’den rivâyete göre, Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yedi helâk edici büyük günahtan sakının”. Onlar nelerdir yâ Rasûlallâh? diye sordular. Buyurdu ki: “Allah’a şirk (ortak) koşmak, sihir yapmak, insan öldürmek –ki hukûkî yollarla olan dışında Allah bunu yasaklamıştır-, fâiz yemek, yetim malı yemek, savaş günü kaçmak, iffetli kadınlara iftirâ etmek”.

9. Yine Ebû Hüreyre’den rivâyetle, Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: “Cenâb-ı Hak, ümmetimin aklından geçip de yapmadığı veya söylemediği şeyleri affetmiştir”.

10. Süheyl b. Sa‘îd’den rivâyetle Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kul, Cennet ehlinden olduğu halde, cehennemliklerin amelini yapar, Cehennem ehli olmasına rağmen de cennetliklerin yaptığı işi yapar. Ameller sonlara göredir (günahkâr bir kişi ömrünün son döneminde tevbe ederek Cennetlik olabilir, bunun tersi de mümkündür)”.

11. Hz. Âişe’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim bu işimizde (dînimizde) onda olmayan (dinin rûhuna uymayan) bir şey uydurursa, o reddedilir”.

12. Mu‘âviye’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah bir kişinin hayrını isterse onu dinde ince anlayışlı yapar. Ben yemin ederim, Allah verir”.

13. Osman’dan (r.a) rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Kim abdest alır ve abdestini güzelce tamamlarsa bedeninden hatâları ve günahları çıkar, hattâ tırnak altlarından bile çıkar”.

14. Ebû Hüreyre’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Abdesti bozulan kişinin, tekrar abdest alıncaya kadar namazı kabul edilmez”.

15. Enes’ten rivâyetle, Hz. Peygamber tuvalete gireceği zaman şöyle buyurmuştur: “Allahım, kirlilikten ve kirlerden sana sığınırım”.

16. Ebû Hüreyre’den rivâyetle, Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ümmetime zorluk vereceğinden korkmasaydım yatsıyı erteleyerek kılmalarını ve her namazdan önce misvak (diş fırçası) kullanmalarını emrederdim”.

17. Âişe (r.a) şöyle buyurmuştur: “Hz. Peygamber gücü yettiğince, abdestte, saç tararken, ayakkabı giyerken, her zaman sağdan başlamayı severdi”.

18. Yine Âişe (r.a) şöyle buyurmuştur: “Hz. Peygamber gusledeceği zaman ellerini yıkar, sonra namaz abdesti alır, sonra parmaklarını suya sokup (çıkarır ve) saç köklerini ovalardı. Ardından başına eliyle üç avuç su döker, sonra suyu bütün bedenine dağıtırdı”.

19. Yine Âişe (r.a) şöyle buyurmuştur: “Hz. Peygamber’e gusül lâzım olup da o (gusülden önce) bir şey yemek ya da uyumak isterse, namaz abdesti alırdı”.

20. İbn-i Ömer’den rivâyetle Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz Cuma namazına geleceği zaman gusletsin”.

21. Ebû Hüreyre’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Birinizin kapısı önünden nehir aksa ve o kişi bu nehirden her gün beş defa yıkansa onda kirden eser kalır mı? Dediler ki: Hayır, kirinden bir şey kalmaz. Buyurdu ki: İşte beş vakit namaz da böyledir, Allah onlar ile hatâları siler”.

22. İbn-i Ömer’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “İkindi namazını kaçıran kişi, âilesini ve malını kaybeden gibidir”.

23. Ebû Mûsâ’dan rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sabah akşam namaz kılan Cennet’e girer”.

24. İbn-i Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Hz. Peygamber yolculukta binek üzerinde namaz kılardı, binek hayvanı nereye dönerse (ilgilenmezdi), farz olanlar müstesnâ gece namazlarını îmâ ile kılardı, vitir namazını da binek üzerinde kılardı”.

25. Enes’in (r.a) şöyle dediği rivâyet edilir: “Hz. Peygamber (a.s) iki alaca ve boynuzlu koçu kurban etti. Onun, koçların yanlarına ayağını koyduğunu, besmele çekip tekbir getirerek kendi eliyle kestiğini gördüm. Bismillâhi Allâhü ekber diyordu”.

26. Ebû Hüreyre’den rivâyete göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır: Selâm vermek, hastalanınca ziyâretine gitmek, cenâzesine iştirak etmek, dâvetine icâbet etmek, aksırınca rahmet dilemek.

27. Ebû Sa‘îd Hudrî’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Müslümanın mâruz kaldığı her dert, hastalık, keder, hüzün, eziyet, gam, hattâ kendisine batan her diken sebebiyle Cenâb-ı Hak onun hatâlarını örter”.

28. Hz. Âişe (r.a) şöyle demiştir: “Rasûlullah’tan (s.a.v) ağrısı daha çok olan kimse görmedim”.

29. Ebû Hüreyre’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Şehitler beş gruptur: Tâûndan (salgın vebâdan) ölen, karın ağrısından ölen, suda boğulan, göçük altında kalan ve Allah yolunda şehid olan kişi”.

30. Ebû Sa‘îd Hudrî’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir kişi Allah yolunda bir gün oruç tutarsa, Allah onun yüzünü ateşten (Cehennem’den) yetmiş yıl uzaklaştırır”.

31. Ebû Katâde’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Sizden biriniz bir mescide girdiğinde oturmadan önce iki rekat namaz kılsın”.

32. Enes’ten rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Mescidde tükürmek hatâdır, keffâreti de onu gömmektir”.

33. İbn-i Ömer’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Cemâatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan 27 kat daha üstündür”.

34. İbn Ömer (r.a) soğuk ve rüzgarlı bir gece namaz için ezan okunduktan sonra: “Bineklerin (eyerlerin) üzerinde namaz kılın! dedi ve ilâve etti: Rasûlullah (s.a.s) soğuk ve yağmurlu bir gece olunca müezzine “bineklerin üzerinde namaz kılın” diye seslenmesini emrederdi”.

35. Mugîre’nin (r.a) şöyle dediği rivâyet edilir: “Hz. Peygamber namazda o kadar çok ayakta kaldı ki, ayakları şişti. Kendisine: Niçin böyle yapıyorsun, oysa senin geçmiş ve gelecek günahların bağışlanmıştır, denince o: Çok şükreden bir kul olmayayım mı? diye cevap verdi”.

36. Hz. Âişe’den rivâyetle Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah’ın en çok sevdiği ameller, az da olsa devamlı olandır”.

37. Ebû Hüreyre’nin şöyle dediği nakledilir: “Dostum bana üç şeyi tavsiye etti, ölünceye kadar onları terk etmeyeceğim: Her ay üç gün oruç, kuşluk namazı ve uyumadan önce vitir namazı”.

38. Ümmü Hânî’nin şöyle dediği rivâyet edilir: “Rasûlullah (a.s) Mekke’nin fethi günü evine girdi, gusletti ve sekiz rekat namaz kıldı. Ondan daha hafif (hızlı) bir namaz görmedim, ancak rükû ve secdeleri tam olarak yapıyordu”. Başka bir rivâyette Ümmü Hânî bunun kuşluk namazı olduğunu söylemiştir.

39. Enes’in (r.a) şöyle dediği rivâyet edilmiştir: “Hz. Peygamber öğle namazını Medîne’de dört rekat olarak kıldı, ikindiyi Zül-Huleyfe’de iki rekat olarak kıldı”.

40. İbn-i Abbâs’ın (r.a) şöyle dediği rivâyet edilir: “Hz. Peygamber (s.a.s) Medîne’ye geldi, Yahudiler’in Âşûrâ (Muharrem ayının 10.) günü oruç tuttuklarını gördü ve: Bu oruç tuttuğunuz gün nedir? diye sordu. Yahudiler: Bu büyük bir gündür, bu gün Allah Teâlâ Mûsâ’yı ve kavmini kurtardı, Firavun’u suda boğdu, Mûsâ da Allah’a şükretmek için oruç tuttu. Bu sebeple biz de oruç tutuyoruz, dediler. Rasûlullah (a.s): Biz Mûsâ’ya (tâbi olmaya) sizden daha lâyıkız, dedi, o gün oruç tuttu ve (ashâbına) oruç tutmalarını söyledi”.

 

 

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.