Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
9 sene önce tarafından yazıldı, 104 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

UNUTULMUŞ BİR SÜNNET İ’TÎKÂF

 

İ’tikaf sözlük olarak, iyi olsun kötü olsun bir şeye gerekli olmak ve nefsi ona bağlamaktır; Terim olarak, Allah’a yakınlık sağlamak niyetiyle cami’ ve mescide gerekli’ olup bir süre orada eyleşmektir.

İ’takâf m meşruiyeti Sünnet ile sabit olmuştur. Yapılan sahih ri­vayetlere göre, Resûlullah (A.S.) Efendimiz her Ramazan’m son on gününü Mescid’de i’tikâf niyetiyle geçirirdi. Vefat edeceği yılın Ra­mazanında ise bu i’tikâfını yirmi’güne çıkarmıştı.[1][1]

Peygamber Efendimizle birlikte Hane-i saadetten bazı kişilerle Ashabından birçok kimseler de i’tikâf sünnetini yerine getirmiş ve Peygamber (A.S.) Efendimizin vefatından sonra da bunu sürdürmüş­lerdir.

İ’tikâf : Vâcib, Müekked Sünnet ve Müstehab olmak üzere üç kısma ayrılır.

Vâcib olan i’tikâf, adanılan i’tikâftır. Müekked Sünnet olanı, Ra­mazanın son on gününde yapılan i’tikâftır. Müstehab olanı, bu ikisi dışında yapılan i’tikâftır.[2][2]

Adanılan i’tikâf mutlak ve muallak olabilir. «Allah rızası için i’tikâf edeceğim…» diyerek adayanın bu niyeti mutlak anlamdadır. «Allah hastama şi£a verirse şu kadar gün veya saat mescidde i’tikâf edeceğim…» diyerek adayanın bu niyeti muallak yani bağlantılı an­lamdadır.

Bu konuda Resûîüllah (A.S.) Efendimiz şöyle buyurmuştur :

«Kim Allah’a itaati adarsa, O’na itaat etsin.»[3][3] Hz.Ömer CR.A.) de :

—  Ey Allah’ın Resulü! Mescid’de bir gece i’tikâfa girmek üze­re adadım, ne buyurursunuz?

Diye sorduğunda, Resûîüllah (A.S.) ona :

—  Ya Ömer! Adadığını yerine getir… diye buyurmuştur.[4][4] Adanılan t’tikâf, Adanıîdığı Şekilde Yapılmalıdır :

Adanılan i’tikâf, adanılcUğı ölçü ve anlamda yapılmalıdır. Bir gün veya geceli gündüzlü iki gün veya üç saat i’tikâfa niyet eden kimsenin, niyetine göre i’tikâf yapması  vâcibdir.

Müstehab olan i’tikâf :

Müstehab olan i’tikâf in sınırlı bir vakti yoktur. î’tikâf niyetiyle az veya çok mescidde eyleşmeye niyet getirmekle gerçekleşir. Bu ni­yetle mescidde eyleştiği süre içinde sevap kazanır.[5][5]

İ’tikâfın Şartları :

 

İ’tikâfm bir takım şartları vardır ki onlara riâyet etmek gerekir :

1. Niyet etmek.

Niyet, bilindiği gibi âdetle ibâdeti birbirnden aynan hadd-ı fa­sıldır. Bu bakımdan niyetsiz yapılan i’tikâf sahih değildir. Bunda ic-mâ’ vardır.[6][6]

2. Ezan ve ikamet okunup içinde cemaatle namaz kılman bir cami’ veya mescidde yerine getirmek.

Bu şart hem âyet, hem sünnet ile sabit olmuştur. Cenâb-ı Hak :

«Mescidlerde i’tikâfta bulunduğunuz zaman kadınlarınıza yak­laşmayın…» [7][7]buyurmuştur.

Sünnete gelince, Resûîüllah (A.S.) Efendimizin Mescid dışında başka bir yerde i’tikâfa girmediği kesinlikle bilinmektedir. Ashab-ı Kiram da ancak mescidlerde i’tikâf yapmışlardır.

Ancak Mescid Konusunda Mezheplerin Farklı Görüşleri Olmuş­tur.

a) İmam Ebû HanîVe, Ahmed bin Hanbel ve Ebu Sevr’e göre, yukarıda belirttiğimiz gibi içinde ezan ve ikaanıet okunup beş vakit namaz kılman herhangi bir cami’ ve mescit i’tikâf yapmak için ca­izdir.

b) İmam Şafiî ile İmam Mâlik’e göre, her cami’ ve mescidde i’tikâf yapmak caizdir.    Ancak içinde ezan ve ikaanıet okunup beş vakit namaz kılınan cami’lerde yapmak afdaldır.[8][8]

Hangi Cami’de İ’tikâf Yapmak Daha Faziletlidir?

 

a) Mescid-i Haram,

b) Sonra Mescid-i Nebevi,

c) Sonra Mescid-i Aksa,

d) Sonra da cemaati en çok olan cami’ler.[9][9]

Ancak kadın hakkında bu ölçü ve durum değişir. Kadınlar cami ve mescidlerde i’tikâfa girmez. Evlerinde namaz için ayırdıkları oda veya kısım onlar için mescid hükmündedir, bu bakımdan o gibi yer­lerde i’tikâf yapmaları uygun olur. Kadın zaruri bir ihtiyaç olmadık­ça İ’tikâfa girdiği oda veya bölümden çıkmaz. Böylece bu sünneti kendi evinde yerine getirir.[10][10]

Bununla beraber kadın beş vakit namaz kılman bir cami’ veya mescidde i’tikâfa girerse, kerahetle caizdir.[11][11]

Kadın Kendi Evinde İtikâf İçin Özel Bir Bölüm Ayırmışsa :

 

Kadm kendi evinde namaz kıldığı yerde değil de ayrı bir bölü­mü i’tikâf için ayırmışsa, o takdirde orada i’tikâfa girmesi caizdir. [12][12]Şafiî’ye göre, evlerde i’tikâfa girilmez.

Kadının evinde namaz kılmak için özel bir bölüm ayrılnıamışsa, o takdirde i’tikâf için uygun bir bölümü ayırabilir.

3. Oruçlu bulunmak.

Vâcib ve Müekked olan i’tikâfta oruç şarttır. Müstehab olan i’ti-kâfta ise oruç şart değildir.

îmanı Şaıiî’ye göre, vâcib olan i’tikâfta da oruç şart değildir.

îmameyn’e göre de müstehab i’tikâf için oruç şart değildir. Ay­nı zamanda müstehab i’tikâf in belli bir süresi soktur. Bir an için bu­na niyet getirip cami’a girmesi ve az bir süre eyleşip çıkması caiz­dir.[13][13]

O halde bir kimse bir gece veya bir gündüz i’tikâf yanmayı adar, fakat o gece veya o gündüzde orucu bozacak bir şeye: veya içsrse, i’tikâfı sahih olmaz. Bunu şöyle açıklamamızda yarar var. İçinde bir şey yiyip içtiği gece veya gündüz i’tikâf yapmayı adarsa, bu sahih olmaz; Çünkü vâcib olan i’tikâfta oruç şarttır.

Allah (C.C.) için bir ay i’tikâf yapacağım, diye adayan kimse oruç tutmaksızm bu i’tikâfı yerine getirirse, sahih olmaz. «Oruç tut-maksızın bir ay Allah için i’tikâfa gireceğim…» diye niyet etse bile yine de adadığı bu i’tikâfı oruçlu geçirmesi şarttır. [14][14]

Ramazan Ayında İ’tikâfa Girmeyi Adayan :

 

Ramazan ayında i’tikâfa girmeyi adayan kimsenin hem niyeti, hem adadığı sahihtir, Ramazanda oruçlu bulunduğu için i’tikâfıni yerine getirir, ayrıca Ramazan dışında bu adağı için bir ay oruç tut­masına gerek yoktur. Ancak Ramazan ayında i’tikâfa gireceğini adar da i’tikâfa girmezse, o takdirde Ramazan çıktıktan sonra hem bir ay i’tikâfa girmesi, hem bu süreyi oruçlu geçirmesi vâcibdir. Aksi halde caiz değildir.[15][15]

Bu durumda ikinci Ramazan girinceye kadar i’tikâfa girmez de Ramazanda bu adağım yerine getirirse yeterli sayılmaz. Çünkü bir ay i’tikâf orucu onun üzerinde borç olarak bulunuyordu. Şimdi tut­maya başladığı oruç ise, zaten kendisine farz olan bir oruçtur, bor­ca mahsup edilemez.

Bunun için bir ay i’tikâfa gireceğini adar ve sonra bu adağını Ramazan ayında getirmeye başlarsa, kâfi değildir.[16][16]

Nafile Oruca Niyet Edip Sabahladıktan. Sonra O Günün İtikâfım Adarsa :

 

Nafile oruca niyet edip sabahladıktan sonra o gün i’tikâfa gir­meyi adar ve o oruçla i’tikâfa girerse, caiz ve sahih olmaz. Çünkü adanılan i’tikâf in orucu vâcibdir. Onun başladığı oruç ise nafiledir. Bu İmam Ebû Hanîfe’ye göredir.[17][17]

4. Müslüman ve âkil olmak.ayhali, lohusalık ve cünüplükten temizlenmiş bulunmak.

Çünkü kâfir kişiler ibâdete ehil değillerdir. Akli dengesi yerinde olmayan kimse ise niyete ehil değildir. Ayhali, lohusa ve cünüp kim­selerin ise cami’ ve mescidlere girmeleri haramdır.[18][18]

Ergen Olmak Şart Mıdır?

 

İ’tikâf konusunda ergen olmak şart değildir. Bu bakımdan aklı başında olup temyiz çağma giren çocukların i’tikâfa girmesi sahih­tir. Bunun gibi erkeklik ve dişilik te şart değildir. Hür ve köle kayıt­ları da şartlar arasında yoktur. Hür kişiler i’tikâfa girebileceği gibi, köleler de girebilir. Ancak kadının kocasından, kölenin de efendisin­den müsaade alması gerekir. [19][19]

Koca Karısına Müsaade Ettikten Sonra Engel Olabilir Mi?

 

Koca karısına i’tikâf için izin verdikten sonra artık onu men’et-mesi caiz değildir. Efendi kölesine izin verdikten sonra onu men’ede-bilir, ancak bundan dolayı isaet işlemiş (uygun olmayan bir hareket­te bulunmuş) sayılır. Köle mükâteb olursa, o takdirde efendisinden izin almasına gerek yoktur.[20][20]

Kadın ve Köle î’tikâfta Bulunmayı Adarsa :

Kadın veya köle i’tikâfta bulunmayı adarsa, kadının kocası kö­lenin de efendisi onları bu adağı yerine getirmekten alıkoyabilir. Ancak isaet işlemiş olur. [21][21]Kadın boşandıktan, köle de hürriyeti­ne kavuştuktan sonra bu adağım yerine getirir.

Koca karısına bir ay i’tikâfa girmeğe izin verir, kadın da bunu üstüste yapmayı arzu ederse, kocası onun üstüste yapmasına engel olabilir. Ama ona üstüste bir ay i’tikâf yapmak üzere izin vermişse, artık buna müdahale edemez.[22][22]

İTİKÂFIN ADABI :

 

a) Ancak hayırlı bir konu veya bir iş olduğu zaman konuşmak, bunun dışında susup zikir ve teşbihle meşgul olmak.

b) Daha çok Ramazanın son on gününde bu sünneti yerine ge­tirmeğe çalışmak.

c) Cuma ve cemaati olan ve günde beş vakit cemaate açık tu­tulan merkezi bir cami’i tercih etmek.[23][23]

d) İ’tikâfta bulunduğu sürece Kur’ân okumak, Hadîs ezberle­mek ve İslâmî ilimler üzerinde araştırma yapmak.

e) Peygamber  (A.S.) Efendimizin hayatını okumak. İslâm   bü­yüklerinin hizmetleriyle ilgili kitapları dikkatle takip etmek.[24][24]

Günah ve keraheti gerektirmiyen konular hakkında konuşmak­ta bir sakınca olmadığı fukahaca belirtilmiştir. O halde gerektiğin­de yararlı hususlarda düşüncelerini ortaya koymak, iyilik ve hayır tavsiye etmek cevaz kapsamına girmektedir.[25][25]

İTÎKÂFIN FEYİZLERİ :

 

İ’tikâf in ruh ve beden üzerinde sayılmiyacak kadar, olumlu te’-sirleri vardır. Bir süre dünya dağdağasından eli eteği çekip Cenâb-ı Hakk’a yönelmek, madde çukurunun üzücü ve ezici havasını bıra­kıp mânanın ferahlatıcı havasına girmek, her şeyden önce ruhla beden, dünya ile âhiret arasında en sağlam dengeyi kurmaya  yardım­cı olur.

Mabedin ruhani havası içinde beş vakit namazı cemaatle kılmak, bir namazdan sonra diğerini sabırsızlıkla beklemek, kalbi ve dili Al­lah’ı anmakla cilalamak, Kur’ân’m fuyuzatıyla vicdanı geliştirmek, merhamet duygularını kamçılamak insanın hayatta elde edeceği en yüksek değerler değil midir? Her şeyden evvel hayvani sıfatların te’sirinden kurtulup melekleşmeğe çalışmak, bir fani için erişilmesi zor olan derecelerdendir.[26][26]

İTİKÂFI BOZAN ŞEYLER :

 

İ’tikâf da Allah’a kulluk vadisinde yerine getirilmesi tavsiye edi­len ibâdetlerden biridir. Bu bakımdan şartlarına ve adabına uygun yapılması gerekir. Aksi halde ya hükümsüz kalır, ya da sevap ve fa­zileti noksanlaşır. Bu bakımdan i’tikâfı bozan şeyler şöylece sıralan­mıştır :

1. Zaruri ihtiyaçlar dışında cami’den dışarı çıkmak. îmam Ebû Hanîfe’ye göre, ihtiyaç dışı cami’den dışarı çıkmak    i’tikâfı bozar, yeniden niyet edip başlanması gerekir. îmameyne göre, bozulmaz ama sevap ve faziletini düşürür.[27][27]

Cami’den ihtiyaç dışı çıkmak ister unutarak, ister kasden olsun fark etmez. Yani her ikidurumda da i’tikâf bozulur. [28][28]Kadın da evinde i’tikâfa girdiği bölümden zarurî bir ihtiyaç olmadıkça çık­maz. Aksi halde i’tikâfı bozulur.[29][29]

Cami’de abdest alacak bir ortam mevcut değilse, o takdirde mu’-tekif kendi evine gidip abdest alabilir. Ne var ki evde ihtiyaç fazlası oyalanırsa, i’tikâfı bozulur.

Bunun gibi, i’tikâfa girdiği mescidde cuma kılmimyorsa, o tak-‘ dirde cuma namazı için başka bir cami’a gidebilir. Namazı kılınca vakit kaybetmeden, başka bir işle meşgul olmadan mescdine döner. Aksi halde i’tikâfı bozulmuş olur.[30][30]

2. Yemek, uyumak ve benzeri şeyler için dışarı   çıkıp bu gibi ihtiyaçlarını   gidermeye çalışırsa,   i’tikâfı bozulur.   Çünkü cami’de uyumak ve yemek yemek caizdir.[31][31]

î’tikâfa girdiği cami’ yıkılma tehlikesi arzeder veya çok rahat­sız edecek biçimde akıntı yapar ya da kapı ve pencereleri kırılıp so­ğuktan koruyacak özelliğini kaybederse, o takdirde başka bir cami’a nakletmesinde bir sakınca yoktur. Bu istihsanen böyledir. Fetva da buna göredir.[32][32]

Bunun gibi, bulunduğu cami’de ya canından ya da malından en­dişe duyarsa, daha güven verici bir cami’a nakledebilir.[33][33]

3. Zaruri ihtiyacı için dışarı   çıktığında alacaklısı   tarafından borcunu ödemesi için bir müddet alıkonulursa, İmam Ebû Hanîfe’-ye göre i’tikâfı bozulur.   îmameyn’e göre bozulmaz.   İmam Serahsî, îmameyni bu konudaki ictihadlarmda kolaylık vardır, diyerek fet­vaya daha uygun olduğunu belirtmiştir.

4. Bayramlaşmak için dışarı çıkıp oyalandığı takdirde i’tikâfı bozulur.

5. Cenazeyi teşyi’ için dışarı çıktığı takdirde de i’tikâfı bozulur. Cenaze namazı için de çıkması aynı hükmü gerektirir.[34][34]

6. Hastalandığı için çıkıp bir süre oyalanırsa, i’tikâfı bozulur. Zaten bu durumda çıkması da gerekir. Çünkü sıhhati korumak için başlanılan bir ibâdet -ileride yerine getirilmek üzere terkedilebilir.

Ancak i’tikâfa girmeyi kendine adarken, hastayı ziyareti, cena­ze namazına katılmayı, ilim meclisine katılmayı ve benzeri şeyleri şart koşarsa, o takdirde i’tikâfta iken bunları çıkıp yerine getirme­sinde bir sakınca yoktur. Yani i’tikâfı bozulmaz.[35][35]

Bulunduğu cami’den sadece başını çıkarıp yakınlarına yıkatma­sında da bir sakınca yoktur. Çünkü dışarı çıkmaksızın bu tür temiz­liklere ihtiyaç vardır.[36][36]

Bütün bu saydığımız sakıncalar vâcib olan i’tikâf içindir. Nafi­le i’tikâfta bunlar sakınca sayılmamaktadır. Şöyleki Nafile i’tikâfagiren kimse, özrü olsun olmasın dışarı çıkabilir.   Mezhebin zahir ri­vayeti budur. Hem hastayı ziyarete gidebilir, hem cenaze namazı kıl-‘ mak üzere çıkabilir.[37][37]

7. Cinsel   temasta bulunmak veya buna yol açacak bir takım hareketlere tevessül etmek de i’tikâfı bozar.   O halde i’tikâfta bulu­nan kimsenin cinsel yaklaşmada bulunması,   karısını öpmesi, okşa­ması ve benzeri davranışlarda bulunması haramdır. Bütün bunlar i’tikâfı bozar.[38][38]

Durduğu yerde ihtilâm olan veya bu vaziyette uyanan kimse­nin i’tikâfı bozulmaz. Ancak cinsel kanuları düşünerek ihtiîâm olur­sa i’tikâf m faziletini yitirmiş olur. Çünkü i’tikâf bir bakıma ruhen arınmak ve bir süre melekle şm ektir. Belirtilen hususlar buna aykırıdır.[39][39]

İhtilâm olan mu’tekif, cami’de yıkanmak imkânı varsa oracjta, yı­kanır. Bu mümkün olmadığı taktirde dışarı çıkıp yıkanır. Ancak oyalanmadan cami’a döner.[40][40]

8. Bayılmak veya aklî dengeyi kaybetmek de i’tikâfı bozan se­bepler arasında bulunuyor.

O halde bir iki gün baygın kalır veya aklî dengesi bozulursa, o takdirde başladığı i’tikâf bozulur, kendine gelince kaza etmesi ge­rekir.[41][41]

9. İ’tikâfta iken bunayan kimsenin de i’tikâfı bozulur.   İleride bu durumdan kurtulunca kaza etmesi gerekir.[42][42]

İ’TİKÂFTA MAHZURLU SAYILAN HUSUSLAR :

 

a) İbâdet sanarak hiç konuşmamak.

İ’tikâfta ibâdet zannıyla hiç konuşmamak, yani susmayı tercih etmek mekruhtur. Ama böyle zannetmeyip susuyorsa, o takdirde ke­rahet yoktur. Ne var ki günaha girmiyeyim, bir takım hatâlar işle-miyeyim diye susarsa o takdirde bu makbul bir davranıştır. Mu’tekife yakışan da böyle davranmaktır. Çünkü halktan ayrılıp mabede kapanarak Allah’a yaklaşmaya çalışan kimsenin her haliyle günah­lardan kaçınması gerekir.[43][43]

b) Ahlâk dışı söz ve davranışta bulunmak.

c) Zaruri ihtiyaç dışında ahm-satımda bulunmak.

Fukaha bunu genellikle mahzurlu saymış ve mekruh kabul et­mişlerdir. [44][44]Sahih olan görüş te budur.

Bu arada bekâr ise bir kızla nikâh akdi yaptırması mekruh sayıl­mamıştır. Ayrıca elbise değiştirmek, güzel koku sürünmek ve ben­zeri hareketlerde bulunmak da mekruh değildir.

Vâcib olan i’tikâf bozulduğunda onu kaza etmek vâcib olur. Ra­mazan dışında vâcib bir i’tikâfı yerine getirirken orucunu bozarsa, o günü kaza etmesi gerekir. [45][45]

İ’tikafla İlgili Bazı Meseleler :

 

t’tikâfa girmeyi arzu ettiğinde bunu dil ile de söylemesi uygun olur. Yani i’tikâfa hem kalb, hem dil ile niyet etmesi, sadece kaîb ile yetinmemesi tavsiye olunmuştur. Şemsü’l-Eimme El-Halvani de ay­nı hususu belirtmiştir.

Şu kadar gün veya şu kadar gece i’tikâfa gireceğim, diye niyet ederse, gündüzle beraber geceleri de, gecelerle beraber gündüzleri de i’tikâf etmesi gerekir. [46][46]Ancak «üç gündüz» veya «üç gece» derken bununla sadece gece veya gündüzü kasdederse, o takdirde «üç gündüz» niyetiyle sadece üç gündüz i’tikâf eder, geceleri bulun­duğu yerden çıkar. Böyle bir niyet caiz görülmüştür. Yani i’tikâfa niyet edilirken mutlaka hem gece, hem gündüz i’tikâfta bulunmak şart değildir. Kişinin niyetine göre, ayarlanır; yalnız geceleri derse, sadece geceleri; yalnız gündüzleri derse, sadece gündüzleri i’tikâfa girmesi gerekir.[47][47]

Ancak hem gece, hem gündüzü kasdederek meselâ üç gün i’ti­kâfa girmeye niyet ettim, derse, o takdirde her gündüzü gecesiyle birlikte i’tikâflı geçirmesi gerekir. Bir gün gündüzleyin, diğer gün geceleyin şeklinde ayırarak yapmak caiz değildir.[48][48]

Belirli bir ayda veya herhangi bir ayda yada otuz gün i’tikâfa gireceğim, diye niyet eden kimsenin bir ay üstüste i’tikâf yapması gerekir. Ancak bir ay ardarda değil, dağınık biçimde i’tikâf yapaca­ğım, derse o takdirde dağınık biçimde bu adağım yerine getirebilir.

Sadece bir ay i’tikâf yapacağım derse, bunu istediği herhangi bir ayda yerine getirebilir.[49][49]

î’tikâfa ister gündüzleyin, ister geceleyin başlamış olsun, her iki durumda da geceleyin başlamış, sayılır. Çünkü her gece kendisinden sonra gelecek olan gündüze tabi’ sayılır.[50][50]

«Allah için iki gün i’tikâf edeceğim» diye adar ve güneş henüz batmadan i’tikâfa başlarsa, o geceyle gündüzünü ve onu takip eden diğer geceyle gündüzünü i’tikafla geçirir, güneş battıktan sonra iki gün tamamlanmış sayılır.[51][51]

Bayram Günü İ’tikâf Yapılır Mı?

 

Genellikle bayram günleri i’tikâf yapmak mekruhtur. Bununla beraber bir kimse bayram günü i’tikâf yapacağını adar veya bu hu­susta yemin ederse, bayram günü i’tikâf yapmaz; bilahare kaza et­mesi gerekir. Yemininden dolayı da keffaret ödemesi vâcib olur. Bu­nunla beraber bayram günü i’tikâf yaparsa, yemin veya adadığını yerine getirmiş sayılır, ne var ki kerahet işlemiş olur.[52][52]

Yemin ve adak yapmaksızın i’tikâf niyetiyle cami’a giren kjmse biraz durduktan sonra çıkacak olursa, bir şey gerekmez.

Belirli bir gün veya belirli bir ayda i’tikâfa niyet eder, fakat baş­ka bir günde veya başka bir ayda i’tikâfa girerse, kâfi gelir. Bunun gibi Mescid-i Haram’da veya Mescid-i Nebevî’de i’tikâfa gireceğini adar, bununla beraber bu adağını başka bir cami’de i’tikâfa girmek suretiyle yerine getirirse, caiz olur.[53][53]

Bir ay i’tikâfa girmeyi adadıktan sonra henüz adağını yerine ge­tirmeden dinden çıkar, sonra tekrar Kelime-i Şehadet getirerek İs­lâm’a girerse, artık kendisine bir şey gerekmez. Yani irtidad etme­den önce yapmış olduğu i’tikâf adağını yerine getirmesi gerekmez. Ancak yerine getirmesi daha hayırlı olur.[54][54]

Üzerinde bir ay i’tikâfa girme adağı bulunduğu halde bunu ye­rine getirmeden ölürse, varislerinin keffaret vermesi gerekmez, an­cak kendisi vasiyyet ederse, o takdirde her güne bedel bir fidye (1667 kg. buğday bedeli) fakire ödenir. Bu da malının üçte birini aş­madığı takdirde böyledir. Aştığı takdirde varislerin müsaadesi alı­nır.[55][55]

Hasta yatarkan bir ay i’tikâfa girmeyi adar ve fakat iyileşmeden vefat ederse, hiçbir şey gerekmez. Çünkü adağını yerine getirecek kadar zaman bulamamıştır. Ama iyileştikten bir gün sonra ölürse, o takdirde bütün bir ay için keffaret vermesi gerekir. Vasiyyet et­mişse aynen uyulur. Etmemişse, bu vârislerin kendi arzusuna kal­mış bir husustur, verip vermemekte serbesttirler.[56][56]


[1][1] Buharı – Ebü Davut – İbn Mâce.

[2][2] Fethü’l-Kadir – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[3][3] Sahih-i Buharî.

[4][4] Sahih-t Buharî.

[5][5] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/239-240.

[6][6] Mî’racü’d-Diraye – Fetvâ-yi Hindiyye – El-Bedayi’ – tbn Âbidin.

[7][7] Bakare Sûresi Âyet : 187.

[8][8] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/240-241.

[9][9] Et-Tebyîn – Zeylai – Fetâvâ-yi    Hindiyye – El-Bedayi’    – Kâsanî – El-Muhit-Serahsî.

[10][10] El-Mebsut – Serahsi – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[11][11] El-Mebsut – Serahsî – Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/241.

[12][12] Et-Tebym – Zeylaî.

[13][13] Et-Tebyİn – Zeylaî.

[14][14] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/242.

[15][15] El-Muhit – Radıyüddin Serahsî – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[16][16] El-Muhit – Radıyüddin Serahsî – Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/242-243.

[17][17] El-Muhit – Serahsi – Bahrirâik – îbn Nüceym.

[18][18] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/243.

[19][19] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/243.

[20][20] Fetâvâ-yi Kaadıhan – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[21][21] Fethü’l-Kadîr – Kemal Ibn Hümam.

[22][22] El-Muhit – Radıyüddin Serahsi – Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/243-244.

[23][23] Fethü’l-Kadir – Kemal Ibn Hümam.

[24][24] Siracü’l-Vehhac – Halvani.

[25][25] Şerh-i Tahavi – Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/244.

[26][26] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/244-245.

[27][27] El-Muhit – Serahsi.

[28][28] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[29][29] El-Muhit – Serahsi – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[30][30] El-Muhit – Serahsî – El-Bedayi’ – Kâsani.

[31][31] El-Hidâye – Merğinanî.

[32][32] El-Bedayi’ – Kâsani.

[33][33] Et-Tebyîn – Zeylaî.

[34][34] Et-Tebyin – Zeylaî – Fet&râ-yi Hindiyye.

[35][35] Tatarhaniyye – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[36][36] Tatarhaniyye – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[37][37] Şerh-i Nukaye – Şeyh Ebû’l-Mekârim.

[38][38] El-Bedayi’ – Kâsani.

[39][39] El-Bedayi’ – Kâsani – Et-Tebyîn – Zeylai.

[40][40] El-Bedayi’ – Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[41][41] El-Bedayi – Fetâvâ-yi Kaadıhan.

[42][42] Fetâvâ-yi Kaadıhan.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/245-247.

[43][43] Bahrirâik – İbn Nüceym – El-Cevheretü’n-Neyyire.

[44][44] Fetâvâ-yi Kaadıhan – El-Bedayi’ – Kâsani.

[45][45] Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/247-248.

[46][46] Hızanetü’l-Ekmel – Abu Abdillah Cürcani.

[47][47] EI-Bedayi’ – Kâsani – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[48][48] El-Bedayi’ – Kâsanî – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[49][49] El-Bedayi’ – Kâsani – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[50][50] El-Kâfi – Hızanetü’l-Ekmel – Ebu Abdillah Cürcani.

[51][51] Fetâvâ-yi Kaadıhan – Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/248-249.

[52][52] El-Hulâsa – Bahrirâik – İbn Nüceym.

[53][53] Bahrirâik – îbn Nüceym – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[54][54] El-Muhit – Radıyüddin Serahsî.

[55][55] El-Bedayi’ – Kâsarü – Fetâvâ-yi Hindiyye.

[56][56] Fetâvâ-yi Hindiyye.

Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 2/249-250.

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.