Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
3 sene önce root1 root1 tarafından yazıldı, 1.059 kez okundu ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

SIKINTILARA GÖRE PEYGAMBERLERİN (A.S) YAPTIĞI DUALAR

 

GÜNAHLARA TÖVBE EDERKEN YAPILACAK DUA VE TESBİH

 

قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرينَ

 

“Kala rabbena zalemna enfusena ve il lem tağfir lena ve terhamna lenekunenne minel hasirîn”.

 

“Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik,eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz.” (Araf ,23)

Hz. Ademin (a.s) Tesbihi:

 

La ilahe illa ente sübhaneke vebi hamdik amiltu suev-vezalemtu nefsi feğfirli ve ente hayrul ğafirin. Ve tüb aleyye inneke entet tevvaburrahim”

 

Manası:Allah’ım! Sen’den başka ilah yoktur; Sen’i tesbîh eder ve Sana sonsuz hamd ü senâlarımı sunarım. Rabbim, doğrusu ben bir hata işleyip nef sime zulmettim. Sen bağışlayanların en hayırlısısın; beni de bağışlamanı dilerim. Tevbemi de kabul buyur, zira Sen Sana teveccüh edenleri asla mukâbelesiz bırakmayacak kadar merhamet Sahibisin.

 

 قَالَ رَبِّ اِنّى اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْپَلَكَ مَا لَيْسَ لى بِه عِلْمٌ وَاِلَّا تَغْفِرْ لى وَتَرْحَمْنى اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرينَ

“Kale rabbi inni euzu bike en es’eleke ma leyse li bihi ilm, ve illa tağfirli ve terhamni ekum minel hasirîn.

Dedi ki: “Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.” (Hud, 47)

 

 

قَالَ رَبِّ اِنّى ظَلَمْتُ نَفْسى فَاغْفِرْ لى فَغَفَرَ لَهُ اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحيمُ

“Kale rabbi inni zalemtu nefsi fağfirli fe ğafera leh, innehu huvel ğafurur rahîm”.

Dedi ki: “Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla.” Böylece (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir.  (Kasas, 16)

وَاخْتَارَ مُوسٰى قَوْمَهُ سَبْعينَ رَجُلًا لِميقَاتِنَا فَلَمَّا اَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ قَالَ رَبِّ لَوْ شِئْتَ اَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ وَاِيَّايَ اَتُهْلِكُنَا بِمَا فَعَلَ السُّفَهَاءُ مِنَّا اِنْ هِىَ اِلَّا فِتْنَتُكَ تُضِلُّ بِهَا مَنْ تَشَاءُ وَتَهْدى مَنْ تَشَاءُ اَنْتَ وَلِيُّنَا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الْغَافِرينَ

 

“Vahtara musa kavmehu seb’îne raculel li mikatina, felemma ehazethumur racfetu kale rabbi lev şi’te ehlektehum min kablu ve iyyay, e tuhlikuna bima feales sufehau minna, in hiye illa fitnetuk, tudillu biha men teşau ve tehdi men teşa’, ente veliyyuna fağfir lena verhamna ve ente hayrul ğafirîn.

Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam seçip ayırdı. Bunları da ‘dayanılmaz bir sarsıntı’ tutuverince, dedi ki: “Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın.” (A’raf, 155)

 

ANNE BABA VE ZÜRRİYETLERİNE HAYIR DUADA BULUNMAK

رَبِّ اجْعَلْنى مُقيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

 

“Rabbic’alni mukîmes salati ve min zurriyyeti rabbena ve tekabbel dua’.”

“Rabbim! Neslimden çoğunu namazı devamlı olarak gereğince kılan kullarından eyle. Rabbimiz! Duamı kabul buyur!” (İbrahim, 40)

رَبَّنَا اغْفِرْ لى وَلِوَالِدَیَّ وَلِلْمُؤْمِنينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

“Rabbenağfir li ve li valideyye ve lil mu’minine yevme yekumul hisâb.

 

“Rabbimiz! Beni, anamı, babamı ve bütün müminleri kıyamet günü affeyle.” (İbrahim, 41)

 

رَبِّ هَبْ لى مِنَ الصَّالِحينَ

 

“Rabbi heb li mines salihîn.

“Rabbim! Salih (evlat)lar lütfet bana.” (Saffat,100)

 

رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحيمُ

“Rabbena vec’alna muslimeyni leke ve min zurriyyetina ummetem muslimetel lek, ve erina menasikena ve tub aleyna, inneke entet tevvabur rahîm.

Rabbimiz, ikimizi Sana teslim olmuş(Müslümanlar) kıl ve soyumuzdan Sana teslim olmuş(Müslüman) bir ümmet (ver). Bize ibadet yöntemlerini (yer veya ilkelerini) göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz, Sen tevbeleri kabul eden ve esirgeyensin. (Bakara, 128)

رَبَّنَا وَابْعَثْ فيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُوا عَلَيْهِمْ اٰيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

“Rabbena veb’as fihim rasulem minhum yetlu aleyhim ayatike ve yuallimuhumul kitabe vel hikmete ve yuzekkihim, inneke entel azizul hakîm.

Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçi gönder, onlara ayetlerini okusun, kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin. (Bakara,129)

 

رَبَّنَا اِنّى اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتى بِوَادٍ غَيْرِ ذى زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْپِدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوى اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

 

“Rabbena inni eskentu min zurriyyeti bi vadin ğayri zi zer’in inde beytikel muharrami rabbena li yukîmus salate fec’al ef’idetem minen nasi tehvi ileyhim verzukhum mines semerati leallehum yeşkurûn.”

Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler. (İbrahim, 37)

رَبِّ اجْعَلْنى مُقيمَ الصَّلٰوةِ وَمِنْ ذُرِّيَّتى رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ

 

“Rabbic’alni mukîmes salati ve min zurriyyeti rabbena ve tekabbel dua’.”

Rabbim, beni namazı sürekli ikâme edenlerden eyle, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. (İbrahim, 40)

رَبَّنَا اغْفِرْ لى وَلِوَالِدَیَّ وَلِلْمُؤْمِنينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ

“Rabbenağfir li ve li valideyye ve lil mu’minine yevme yekumul hisâb.

Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü’minleri bağışla. (İbrahim, 41)

 

فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ اَوْزِعْنى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتى اَنْعَمْتَ عَلَیَّ وَعَلٰى وَالِدَیَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰیهُ وَاَدْخِلْنى بِرَحْمَتِكَ فى عِبَادِكَ الصَّالِحينَ

“Fe tebesseme dahikem min kavliha ve kale rabbi evzi’ni en eşkura ni’metekelleti en’amte aleyye ve ala valideyye ve en a’mele salihan terdahu ve edhilni bi rahmetike fi ibadikes salihîn”.

Süleyman, onun bu sözüne tebessüm ile gülerek dedi ki:

“… Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni rahmetinle salih kulların arasına kat.” (Neml, 19)

وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ اِحْسَانًا حَمَلَتْهُ اُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلٰثُونَ شَهْرًا حَتّٰى اِذَا بَلَغَ اَشُدَّهُ وَبَلَغَ اَرْبَعينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ اَوْزِعْنى اَنْ اَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتى اَنْعَمْتَ عَلَیَّ وَعَلٰى وَالِدَیَّ وَاَنْ اَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضٰیهُ وَاَصْلِحْ لى فى ذُرِّيَّتى اِنّى تُبْتُ اِلَيْكَ وَاِنّى مِنَ الْمُسْلِمينَ

“Ve vessaynel insane bi valideyhi ihsana, hamelethu ummuhu kurhev ve vedaathu kurha, ve hamluhu ve fisaluhu selasune şehra, hatta iza beleğa eşuddehu ve beleğa erbeîne seneten kale rabbi evzi’ni en eşkura ni’metekelleti en’amte aleyye ve ala valideyye ve en a’mele salihan terdahu ve aslih li fi zurriyyeti, inni tubtu ileyke ve inni minel muslimîn.

Biz insana, ‘anne ve babasına’ iyilikle davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Onun (hamilelikte) taşınması ve sütten kesilmesi, otuz aydır. Nihayet güçlü (erginlik) çağına erip kırk yıl (yaşın)a ulaşınca, dedi ki: “Rabbim, bana, anne ve babama verdiğin nimete şükretmemi ve senin razı olacağın salih bir amelde bulunmamı bana ilham et; benim için soyumda salahı ver. Gerçekten ben tevbe edip Sana yöneldim ve gerçekten ben müslümanlardanım.” (Ahkaf, 15)

 

وَالَّذينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقينَ اِمَامًا

 

“Vellezine yekulune rabbena heb lena min ezvacina va zurriyyatina kurrate a’yuniv vec’alna lil muttekîne imama.

Ve onlar: “Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan, gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl,” diyenlerdir. (Furkan, 74)

وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانى صَغيرًا

 

“Vahfid lehuma cenahaz zulli miner rahmeti ve kur rabbirhamhuma kema rabbeyani sağîra”.

 

Onlara acıyarak alçakgönüllülük kanadını ger ve de ki: “Rabbim, onlar beni küçükken nasıl terbiye ettilerse Sen de onları esirge.” (İsra, 24)

 

ÇOCUK NİMETİNE KAVUŞUNCA YAPILACAK DUA

 

اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذى وَهَبَ لى عَلَى الْكِبَرِ اِسْمٰعيلَ وَاِسْحٰقَ اِنَّ رَبّى لَسَميعُ الدُّعَاءِ

 

“Elhamdu lillahillezi vehebe li alel kiberi ismaile ve ishak, inne rabbi le semiud dua’.

Hamd, Allah’a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail’i ve İshak’ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir. (İbrahim, 39)

 

 

İLİM VE HİKMET İÇİN YAPILACAK DUA

رَبِّ هَبْ لى حُكْمًا وَاَلْحِقْنى بِالصَّالِحينَ

 

 

“Rabbi heb li hukmev ve elhikni bis salihîn.

“Rabbim! Bana hikmet ver ve beni salihler arasına dâhil eyle.” (Şuara,83)

رَبَّنَا عَلَيْكَ تَوَكَّلْنَا وَاِلَيْكَ اَنَبْنَا وَاِلَيْكَ الْمَصيرُ

“Rabbena ‘aleyke tevekkelna ve ileyke enebna ve ileykelmasîr.”

“Rabbimiz! Yalnız Sana güvenip dayandık, Sana yöneldik ve sonunda da Senin huzuruna varacağız.” (Mümtehine,4)

رَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنى مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنى مِنْ تَاْويلِ الْاَحَاديثِ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ اَنْتَ وَلِيّ فِى الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةِ تَوَفَّنى مُسْلِمًا وَاَلْحِقْنى بِالصَّالِحينَ

“Rabbi kad ateyteni minel mulki ve allemteni min te’vilil ehadis, fatiras semavati vel erdi ente veliyyi fid dunya vel ahirah, teveffeni muslimev ve elhikni bis salihîn.”

Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkanını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin Yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat. (Yusuf, 101)

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنى عِلْمًا

 

“Fe teallellahul melikul hakk, ve la ta’cel bil kur’ani min kabli ey yukda ileyke vahyuhu ve kur rabbi zidni ilma.”

 

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi arttır” de. (Taha, 114)

 

ZALİMLERE VE DÜŞMANLARA KARŞI YAPILACAK DUA

رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلَّذينَ كَفَرُوا وَاغْفِرْ لَنَا رَبَّنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزيزُ الْحَكيمُ

“Rabbena la tec’alna fitnetel lillezîne keferu vağfir lena rabbena, inneke entel’azizul hakîm.”

“Rabbimiz! Bizi kâfirlere deneme konusu kılma, affet bizi. Çünkü Sen Aziz ve Hakim’sin; mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibisin.” (Mümtehine,5)

قَالَ رَبِّ انْصُرْنى عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدينَ

“Kale rabbinsurni alel kavmil mufsidîn”.

Dedi ki: “Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et.” (Ankebut, 30)

قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا اِنْ عُدْنَا فى مِلَّتِكُمْ بَعْدَ اِذْ نَجّٰینَا اللّٰهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا اَنْ نَعُودَ فيهَا اِلَّا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَیْءٍ عِلْمًا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَاَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحينَ

“Kadifterayna alellahi keziben in udna fi milletikum ba’de iz neccanellahu minha ve ma yekunu lena en neude fiha illa ey yeşaellahu rabbuna, vesia rabbuna kulle şey’in ilma, alellahi tevekkelna, rabbeneftah beynena ve beyne kavmina bil hakki ve ente hayrul fatihîn.”

Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah’a karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak işdeğildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Biz Allah’a tevekkül ettik. ‘Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında ‘Sen hak ile hüküm ver,’ Sen ‘hüküm verenlerin’ en hayırlısısın. (A’raf, 89)

فَخَرَجَ مِنْهَا خَائِفًا يَتَرَقَّبُ قَالَ رَبِّ نَجِّنى مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمينَ

“Fe harace minha haifey yeterakkabu kale rabbi neccini minel kavmiz zalimîn”.

Böylece oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: “Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar” dedi. (Kasas, 21)

قَالَ رَبِّ اِنّى قَتَلْتُ مِنْهُمْ نَفْسًا فَاَخَافُ اَنْ يَقْتُلُون

 

“Kale rabbi inni kateltu minhum nefsen fe ehafu ey yaktulûn.

Dedi ki: “Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum. (Kasas, 33)

قَالَ رَبِّ بِمَا اَنْعَمْتَ عَلَیَّ فَلَنْ اَكُونَ ظَهيرًا لِلْمُجْرِمينَ

“Kale rabbi bima en’amte aleyye fe lem ekune zahiral lil mucrimîn.

Dedi ki: “Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi olmayacağım.” (Kasas, 17)

 

وَقَالَ مُوسٰى رَبَّنَا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ زينَةً وَاَمْوَالًا فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبيلِكَ رَبَّنَا اطْمِسْ عَلٰى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَليمَ

“Ve kale musa rabbena inneke ateyte fir’avne ve meleehu zinetev ve emvalen fil hayetid dunya rabbena li yudillu an sebilik, rabbenatmis ala emvalihim veşdud ala kulubihim fe la yu’minu hatta yeravul azabel elîm.”

Musa dedi ki: “Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun’a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalblerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler.”  (Yunus, 88)

Hz. Musanın (a.s) Tesbihi:

“Sübhane mel la ye’atedi ala ehli memleketih. Sübhane men fi uluvvihi danin ve fi dünüvvihi alin ve fi işragihi münirun ve fi sultanihi gaviyyun ve fi mülkihi aziz. Allahumme lekel hamdü ve ileykel müşteki ve entel müste’an  vela havle vela guvvete illa billahil aliyyil azim elhamdülillahi rabbil alemin allahümmec’al hayra aduvvi beyne ayneyhi ve şerrahu tehte ricleyhi Allahümme inni edrau bike fi nehrihi ve este’inu bike aleyh. Ve euzu bike biizzetike ve gudretik. Ente azimün fevga arşike min fevgissemai fela yesıfu azemeteke ehadüm min halgike ya Allah. Sübhanellahi ma e’azeme Şe’nehu  la ilahe illallah sübhanellahi ma e’alemellah  La ilahe illallah muhammedür rasülüllah la ilahe illallahul halimül kerim sübhanellahi rabbil arşil kerim. Velhamdü lillahi rabbil alemin.”

 

Manası: Kainat denilen memleketinde hiçbir varlığa kat’iyen zulümde bulunmayan ve onların haklarını zayi etmeyen, yüceliğiyle beraber kullarına yakınlardan daha yakın, yakınlığıyla beraber ululardan daha ulu, saltanatında sonsuz kudret, mülkünde nihayetsiz izzet sahibi Yüce Rabbim Sübhan’dır, bütün kusurlardan münezzeh ve müberradır. Allah’ım! “Lâ havle velâ kuvvete illâ billahilazîm” bitmez tükenmez hazinesinin Sahibi olarak kapısında yardım için beklenilecek biri varsa o da şüphesiz Sensin. Hamd ü senâ da yalnız Sanadır. Biz de Sana hamdediyor, ihtiyaçlarımızı Sana arzediyoruz. Allah’ım! Düşmanlarım(ız)ın hayırlarını gözlerinin arasına,şerlerini de ayaklarının altına koy. Allah’ım! Ancak Senin inayetinle düşmanlık besleyenlerin şerlerini def edebilirim; bunun için de yüce dergahından yardım dileniyor, izzet ve kudretine sığınıyorum. Allah’ım! Sen azametinle Arş’a istiva buyurmuşsun; kullarından hiç kimsenin gücü Sen’in bu ululuğunu vasf etmeye yetmez. Şanı ne uludur Yüce Allah’ın; yoktur O’ndan başka hiçbir ilah; Sübhandır, her şeyi bilen yalnız O’dur. Muhammed (aleyhisselam) O’nun rasûlüdür. O yüceler yücesi Rab Halîmdir, Kerîmdir, Arş-ıa’zamın sahibidir ve benim de, bütün mahlûkâtın da bütün hamd ü senâları âlemlerin Rabbi O Allah’adır.

 

فَدَعَا رَبَّهُ اَنّى مَغْلُوبٌ فَانْتَصِرْ

“Fe dea rabbehu enni mağlubun fentesir.

 

Sonunda Rabbine dua etti: “Gerçekten ben, yenik düşmüş durumdayım. Artık Sen (bu kafir toplumdan) intikam al.” (Kamer Suresi, 10)

وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِرينَ دَيَّارًا

اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

رَبِّ اغْفِرْ لى وَلِوَالِدَیَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمينَ اِلَّا تَبَارًا

 

“Ve kale nuhur rabbi la tezer ‘alel’ardi minelkâfirîne deyyara.

İnneke in tezerhum yudillu ‘ibadeke ve la yelidu illa faciren keffara. Rabbiğfirli ve livalideyye ve limen dehale beytiye mu’minev ve lilmu’minîne velmu’minat, ve la tezidizzalimîne illa tebara.”

 

Nuh: “Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma.” dedi. “Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükte sınırı aşan (facir’den) kafirden başkasını doğurmazlar. Rabbim, beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını arttırma.” (Nuh, 26-28)

 قَالَ رَبِّ اِنّى اَعُوذُ بِكَ اَنْ اَسْپَلَكَ مَا لَيْسَ لى بِه عِلْمٌ وَاِلَّا تَغْفِرْ لى وَتَرْحَمْنى اَكُنْ مِنَ الْخَاسِرينَ

“Kale rabbi inni euzu bike en es’eleke ma leyse li bihi ilm, ve illa tağfirli ve terhamni ekum minel hasirîn.

Dedi ki: “Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.” (Hud, 47)

Hz. Nuhun (a.s) Tesbihi: 

“Sübhanel ğaniyyil hamid sübhanel halıgil barii sübhanel hasenil cemil sübhanel raufirrahim”

 

Manası:Hiç kimseye muhtaç olmayan, bütün hamdlerin biricik mercii, icraatı ve tecellîleriyle hep müstesna güzellikler sergileyen, merhameti, şef kati bol Rabbim! Seni her türlü noksan sıf atlardan tenzîh ederim.

 

SADAKA VERİLDİĞİNDE YAPILACAK DUALAR

 

وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرٰهيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمٰعيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّميعُ الْعَليمُ

“Ve iz yerfeu ibrahimul kavaide minel beyti ve ismail, rabbena tekabbel minna, inneke entes semiul alîm.

İbrahim, İsmail’le birlikte Evin (Ka’be’nin) sütunlarını yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): “Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin”. (Bakara, 127)

 

HER HANGİ BİR BELDENİN BEREKETLENMESİ İÇİN YAPILAN DUA

وَاِذْ قَالَ اِبْرٰهيمُ رَبِّ اجْعَلْ هٰذَا بَلَدًا اٰمِنًا وَارْزُقْ اَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَاُمَتِّعُهُ قَليلًا ثُمَّ اَضْطَرُّهُ اِلٰى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصيرُ

“Ve iz kale ibrahimu rabbic’al haza beleden aminev verzuk ehlehu mines semerati men amene minhum billahi vel yevmil ahir, kale ve men kefera fe umettiuhu kalilen sümme adtarruhu ila azabin nar, ve bi’sel mesîr.”

Hani İbrahim: “Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah’a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır” demişti de (Allah: “Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o”demişti. (Bakara, 126)

رَبَّنَا اِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفى وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفٰى عَلَى اللّٰهِ مِنْ شَیْءٍ فِى الْاَرْضِ وَلَا فِى السَّمَاءِ

 

“Rabbena inneke ta’lemu ma nuhfi ve ma nu’lin, ve ma yahfa alellahi min şey’in fil erdi ve la fis sema’.”

Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. (İbrahim, 38)

 

 

HASTALIKLARDA YAPILACAK DUALAR

 

وَاذْكُرْ عَبْدَنَا اَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنّى مَسَّنِىَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ

“Vezkur abdena eyyub, iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbiv ve azâb.”

Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azab dokundurdu” diye Rabbine seslenmişti. (Sad, 41)

وَاَيُّوبَ اِذْ نَادٰى رَبَّهُ اَنّى مَسَّنِىَ الضُّرُّ وَاَنْتَ اَرْحَمُ الرَّاحِمينَ

“Ve eyyube iz nada rabbehu enni messeniyed durru ve ente erhamur rahimîn.

Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: “Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.” (Enbiya, 83)

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِدينَ

“Festecebna lehu fe keşefna ma bihi min durriv ve ateynahu ehlehu ve mislehum meahum rahmetem min indina ve zikra lil abidîn.

Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya, 84)

 

 

Hz. Eyyübün (a.s) Tesbihi:

 

“Sübhanel celilil cemil sübhanel aliyyil hamid sübhanel vasi’il ğaniyyi sübhanellahi teala sübhane men yekşifuddurra”

 

Manası: Nefislerde ürperti ve haşyet hâsıl eden, kadri yüce, şanı yüksek hamd ü senaların yegane mercii, ilm ve rahmetiyle bütün varlığı kuşatan her şeyiyle nâmütenâhî olan, kat’iyen hiç kimseye muhtaç olmayan ve hoşnut olduğu kullarının üzerindeki belaları def ’ü ref eden mutlak cemâl sahibi Rabbim! Sen’i bütün eksik ve kusurlardan tenzîh ederim.

SIKINTILI VE KEDERLİ DURUMDA YAPILACAK DUALAR

 

قَالَ اِنَّمَا اَشْكُوا بَثّى وَحُزْنى اِلَى اللّٰهِ وَاَعْلَمُ مِنَ اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

 

“Kale innema eşku bessi ve huzni ilellahi ve a’lemu minellahi ma la ta’lemûn.

“Sıkıntımı, keder ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum.” (Yusuf, 86)

 Tesbihi:

 

“Ya recael müminin la tegde’a racani veya ğiyasel müsteğisin eğisni veya habibettevvabine ve tüb aleyye”

 

Manası: Ey inananların recâ ve ümit kaynağı Rabbim, ümitsizliğe düşmeme müsaade etme! Ey rahmetiyle yardım talebinde bulunanların yardımına koşan Allah’ım, bu çaresiz ve kimsesiz kalmış kuluna da inayet elini uzat! Ve ey tevbe ile Hak kapısına yönelenlerin teveccühlerini karşılıksız bırakmayan Yüce Mevlâm, gidecek başka hiçbir kapısı olmayan bu zavallı kulunun tevbesini de kabul buyur; ne olur!

وَلَمَّا تَوَجَّهَ تِلْقَاءَ مَدْيَنَ قَالَ عَسٰى رَبّى اَنْ يَهْدِيَنى سَوَاءَ السَّبيلِ

“Ve lemma teveccehe tilkae medyene kale asa rabbi ey yehdiyeni sevaes sebîl.

Medyen’e doğru yöneldiğinde de: “Umarım Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip iletir” dedi. (Kasas, 22)

 

وَذَا النُّونِ اِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ اَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادٰى فِى الظُّلُمَاتِ اَنْ لَا اِلٰهَ اِلَّا اَنْتَ سُبْحَانَكَ اِنّى كُنْتُ مِنَ الظَّالِمينَ

 

“Ve zen nuni iz zehebe muğadiben fe zanne el len nakdira aleyhi fe nada fiz zulumati el la ilahe illa ente subhanek, inni kuntu minez zalimîn”.

Balık sahibi (Yunus’u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: “Senden başka ilah yoktur, sen yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum” diye çağrıda bulunmuştu. (Enbiya, 87)

Hz. Yunusun (a.s)Tesbihi:

 

“ Sübhanel gadil ekber sübhanel haligil barii  sübhanel gadiril mugtedir. Sübhanellahil azimi ve bihamdih. Sübhanellahil haggi. Sübhanellahil gabıdil basit. Sübhanen ne’afi’i  sübhanel gadil hagg”

 

Manası: Ey acz, kusur, ihtiyaç, zaruret gibi noksanlıklardan münezzeh ve müberra olan Rabbim! Yegane hüküm verici Sensin. Yarattıklarını kusursuz şekilde yaratan Hâlık Sen, her şeye gücü yeten Kâdir ü Muktedir Sen, bütün hamd ü senaların tek mercii Azîm Sen, bütün hakîkatlerin verasında Hakîkatü’l-Hakâik Sen, dilediği zaman sıkan, dilediği zaman genişleten Kâbız u Bâsıt Sen, kullarına f aydalı şeyler ihsan eden de Sensin.

 

FİTNE VE FİTNECİLERE KARŞI OKUNACAK DUALAR

قَالَ رَبِّ السِّجْنُ اَحَبُّ اِلَیَّ مِمَّا يَدْعُونَنى اِلَيْهِ وَاِلَّا تَصْرِفْ عَنّى كَيْدَهُنَّ اَصْبُ اِلَيْهِنَّ وَاَكُنْ مِنَ الْجَاهِلينَ

 

“Kale rabbis sicnu ehabbu ileyye mimma yed’uneni ileyh, ve illa tasrif anni keydehunne asbu ileyhinne ve ekum minel cahilîn.”

 

(Yusuf) Dedi ki:”Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara (korkarım) eğilim gösterir, (böylece) cahillerden olurum. (Yusuf, 33)

 

وَاَخى هٰرُونُ هُوَ اَفْصَحُ مِنّى لِسَانًا فَاَرْسِلْهُ مَعِىَ رِدْءًا يُصَدِّقُنى اِنّى اَخَافُ اَنْ يُكَذِّبُونِ

“Ve ehi harunu huve efsahu minni lisaen fe ersilhu meiye rid’ey yusaddikuni, inni ehafu ey yukezzibûn”.

Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum.” (Kasas, 34)

قُلِ اللّٰهُمَّ فَاطِرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ عَالِمَ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ اَنْتَ تَحْكُمُ بَيْنَ عِبَادِكَ فى مَا كَانُوا فيهِ يَخْتَلِفُونَ

“Kulillahumme fatiras semavati vel erdi alimel ğaybi veş şehadeti ente tahkumu beyne ibadike fima kanu fihi yahtelifûn.

 

“Allah’ım, ey yerleri ve gökleri yaratan! Ey görünen görünmeyen ne varsa bilen! Hakkında ihtilaf ettikleri her meselede kulların arasında Sen elbette hükmedeceksin. Ben bu güven içinde bekliyor ve sabrediyorum.” (Zümer,46)

 

قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ وَرَبُّنَا الرَّحْمٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلٰى مَا تَصِفُونَ

“Kale rabbihkum bil hakk, ve rabbuner rahmanul musteanu ala ma tesifûn.”

“Ya Rabbi, adaletle hükmünü ver! Rabbimiz Rahman’dır. Sizin bunca isnat ve ifratlarınıza karşı Müstean’dır. (Yardım istenilecek olan yine O’dur.) (Enbiya,112)

 

İÇ SIKINTISI VE KONUŞMA ZORLUKLARINDA YAPILACAK DUALAR

قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لى صَدْری

وَيَسِّرْ لى اَمْری

وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانی

يَفْقَهُوا قَوْلی

وَاجْعَلْ لى وَزيرًا مِنْ اَهْلی

هٰرُونَ اَخی

اُشْدُدْ بِه اَزْری

وَاَشْرِكْهُ فى اَمْری

كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثيرًا

وَنَذْكُرَكَ كَثيرًا

اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصيرًا

“Kale rabbişrah li sadri. Ve yessir li emri. Vahlul ukdetem mil lisani. Yefkahu kavli. Vec’al li veziram min ehli. Harune ehi.

Uşdud bihi ezri. Ve eşrikhu fi emri. Key nusebbihake kesira.

Ve nezkurake kesiraİnneke kunte bina besira.”

Dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü aç. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz; ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun’u. Onunla arkamı kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, Böylece Seni çok tesbih edelim. Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun.” (Taha Suresi, 25-35)

 

HER İKİ DÜNYA SAADETİ İÇİN YAPILAN DUALAR

وَاكْتُبْ لَنَا فى هٰـذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِى الْاٰخِرَةِ اِنَّا هُدْنَـا اِلَيْكَ قَالَ عَذَابى اُصيبُ بِه مَنْ اَشَاءُ وَرَحْمَتى وَسِعَتْ كُلَّ شَیْءٍ فَسَاَكْتُبُهَا لِلَّذينَ يَتَّقُونَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَالَّذينَ هُمْ بِاٰيَاتِنَا يُؤْمِنُونَ

“Vektub lena fi hazihid dunya hasenetev ve fil ahirati inna hudna ileyk, kale azabi usibu bihi men eşa’ ve rahmeti vesiat kulle şey’ fe seektubuha lillezine yettekune ve yu’tunez zekate vellezine hum bi ayatina yu’minûn.”

Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım.” (A’raf, 156)

MUHABBETULLAHA ERMEK İÇİN YAPILAN DUALAR

 

 

اللَّهُمَّ إنِّى أسْألُكَ حُبَّكَ وَحُبَّ مَنْ يُحِبُّكَ، وَالْعََمَلَ الَّذِي يُبَلِّغُنِى حُبَّكَ. اللَّهُمَّ اجْعَلْ حُبَّكَ أحَبَّ إلىَّ مِنْ نَفْسِى وَأهْلِى وَمَالِى

 

Ebû’d-Derdâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Hz. Dâvud (aleyhisselâm)’un duaları arasında şu da vardır: “Allahım! Senden sevgini ve seni sevenlerin sevgisini ve senin sevgine beni ulaştıracak ameli taleb ediyorum. Allah’ım! Senin sevgini nefsimden, âilemden, malımdan, soğuk sudan daha sevgili kıl.”

Ebû’d-Derdâ der ki: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Hz. Dâvud’u zikredince, onu “insanların en âbidi (yani çok ve en ihlaslı ibadet yapanı)” olarak tavsif ederdi.” (Tirmizî, Da’avât 74, 3485)

 

MAKAM MEVKİ VE İZZET İÇİN YAPILACAK DUALAR

 

قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لى وَهَبْ لى مُلْكًا لَا يَنْبَغى لِاَحَدٍ مِنْ بَعْدى اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ

“Kale rabbiğfir li veheb li mulkel la yembeği li ehadim mim ba’di, inneke entel vehhâb.

Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad, 35)

 

اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَديرٌ تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَیَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَیِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

“Bismillahirrahmanirrahim Kulillahumme malikel mulki tu’til mulke men teşau ve tenziul mulke mimmen teşa’, ve tuizzu men teşau ve tuzillu men teşa’, bi yedikel hayr, inneke ala külli şey’in kadîr. Tulicul leyle fin nehari ve tulicun nehara fil leyl, ve tuhricul hayye minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy, ve terzuku men teşau bi ğayri hisâb”.

 

De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin. Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” (Al-i İmran, 26,27)

 

ÇOCUĞU OLMAYANIN YAPACAĞI DUALAR

 

اِذْ نَادٰى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا

قَالَ رَبِّ اِنّى وَهَنَ الْعَظْمُ مِنّى وَاشْتَعَلَ الرَّاْسُ شَيْبًا وَلَمْ اَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا

وَاِنّى خِفْتُ الْمَوَالِىَ مِنْ وَرَائى وَكَانَتِ امْرَاَتى عَاقِرًا فَهَبْ لى مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا

يَرِثُنى وَيَرِثُ مِنْ اٰلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا

 

“İz nada rabbehu nidaen hafiyya. Kale rabbi inni vehenel azmu minni veştealer ra’su şeybev ve lem ekum bi duaike rabbi şekiyya. Ve inni hiftul mevaliye miv verai ve kanetimraeti akiran feheb li mil ledunke veliyya. Yerisuni ve yerisu min ali ya’kub, vec’alhu rabbi radiyya”

(Zekeriyya) Dedi ki: “Rabbim, şüphesiz benim kemiklerim gevşedi ve baş, yaşlılık aleviyle tutuştu; ben sana dua etmekle mutsuz olmadım. Doğrusu ben, arkamdan gelecek yakınlarım adına korkuya kapıldım, benim karım da bir kısır (kadın)dır. Artık bana Kendi Katından bir yardımcı armağan et. Bana mirasçı olsun. Yakup oğullarına da mirasçı olsun. Rabbim, onu razı olunan kıl.” (Meryem, 3-6)

هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لى مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً اِنَّكَ سَميعُ الدُّعَاءِ

 

“Hunalike dea zekeriyya rabbeh, kale rabbi heb li mil ledunke zurriyyeten tayyibeh, inneke semiud duâ’.”

Orada Zekeriya Rabbine dua etti: “Rabbim, bana Katından tertemiz bir soy armağan et. Doğrusu Sen, duaları işitensin” dedi. (Al-i İmran, 38)

وَزَكَرِيَّا اِذْ نَادٰى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنى فَرْدًا وَاَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثينَ

“Ve zekeriyya iz nada rabbehu rabbi la tezerni ferdev ve ente hayrul varisîn.

Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: “Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, Sen mirasçıların en hayırlısısın.” (Enbiya, 89)

فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيٰى وَاَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ اِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِى الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعينَ

“Festecebna lehu ve vehebna lehu yahya ve aslahna lehu zevceh, innehum kanu yusariune fil hayrati ve yed’unena rağabev ve raheba, ve kanu lena haşiîn.”

Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya’yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya, 90)

 

 

MAİŞET VE RIZIK DARLIKLARINDA YAPILACAK DUALAR

 

قَالَ عيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللّٰهُمَّ رَبَّنَا اَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عيدًا لِاَوَّلِنَا وَاٰخِرِنَا وَاٰيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقينَ

 

“Kale isebnu meryemellahumme rabbena enzil aleyna maidetem mines semai tekunu lena idel li evvelina ve ahirina ve ayetem mink, verzukna ve ente hayrur razikîn.

Meryem oğlu İsa: “Allah’ım, Rabbimiz, bize gökten bir sofra indir, öncemiz ve sonramız için bir bayram ve Sen’den de bir belge olsun. Bizi rızıklandır, Sen rızık vericilerin en hayırlısısın” demişti. (Maide, 114)

 

اللّٰهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِى الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ اِنَّكَ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَديرٌ تُولِجُ الَّيْلَ فِى النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِى الَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَیَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَیِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ

“Bismillahirrahmanirrahim Kulillahumme malikel mulki tu’til mulke men teşau ve tenziul mulke mimmen teşa’, ve tuizzu men teşau ve tuzillu men teşa’, bi yedikel hayr, inneke ala külli şey’in kadîr. Tulicul leyle fin nehari ve tulicun nehara fil leyl, ve tuhricul hayye minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy, ve terzuku men teşau bi ğayri hisâb”.

 

De ki: “Ey mülkün sahibi Allah’ım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye güç yetirensin. Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.” (Al-i İmran, 26,27)

 

 

 

ŞEYTAN  CİN SİHİR VE HER TÜRLÜ ŞERDEN KORUNMAK İÇİN YAPILACAK DUALAR

 

 

 

وَقُلْ رَبِّ اَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطينِ

وَاَعُوذُ بِكَ رَبِّ اَنْ يَحْضُرُونِ

وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَاَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمينَ

 

“Ve kur rabbi euzu bike min hemezatiş şeyatîn. Ve euzu bike rabbi ey yahdurûn. Ve kur rabbiğfir verham ve ente hayrur rahimîn.”

 

Ve de ki: “Rabbim şeytanın kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım Rabbim.” De ki: “Rabbim! Bağışla, merhamet et. Çünkü sen merhamet edenlerin en hayırlısısın!”  (Müminun, 97-98,118)

 

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ

وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ اِذَا وَقَبَ وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِى الْعُقَدِ

وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ اِذَا حَسَدَ

 

“Kul e’uzu birabbilfelakMinşerri ma halakVe min şerri ğasikin iza vekab. Ve min şerrinneffasati fil’ukad. Ve min şerri hasidin iza hased.

De ki:”Ben ağaran sabahın Rabbine sığınırım, Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Ve düğümlere üfürüp büyü yapan üfürükçülerin şerrinden, Ve kıskandığı vakit kıskanç kişinin şerrinden sabahın Rabbine sığınırım! (Felak Suresi)

قُلْ اَعُوذُ بِرَبِّ النَّاسِ مَلِكِ النَّاسِ

اِلٰهِ النَّاسِ مِنْ شَرِّ الْوَسْوَاسِ الْخَنَّاسِ

اَلَّذى يُوَسْوِسُ فى صُدُورِ النَّاسِ

مِنَ الْجِنَّةِ وَ النَّاسِ

 

“Kul e’uzu birabbinnâs. Melikinnâs. İlahinnâs. Min şerrilvesvasil hannâs. Ellezi yuvesvisu fi sudurinnâs. Minel cinnetiven nâs”.

De ki: Sığınırım ben insanların Rabbine, İnsanların Melikine (mutlak sahip ve hakimine), İnsanların İlâhına. O sinsi vesvesenin şerrinden, O ki insanların göğüslerine (kötü düşünceler)fısıldar. Gerek cinlerden,gerek insanlardan(olan bütün vesvesecilerin şerrinden Allah’a sığınırım! (Nas Suresi)

HER HANGİ BİR YERE GİRERKEN VE ÇIKARKEN OKUNACAK DUA

 

 وَقُلْ رَبِّ اَدْخِلْنى مُدْخَلَ صِدْقٍ وَاَخْرِجْنى مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَلْ لى مِنْ لَدُنْكَ سُلْطَانًا نَصيرًا

“Ve kur rabbi edhilni mudhale sidkiv ve ahricni muhrace sidkiv vec’al li mil ledunke sultanen nesira.”

“Ya Rabbi! Gireceğim yere dürüst olarak girmemi, çıkacağım yerden de dürüst olarak çıkmamı nasip et ve kendi katından beni destekleyecek kuvvetli bir delil ver bana.” (İsra,80)

 

HER TÜRLÜ SIKINTI VE MURADI İÇİN YAPILACAK DUALAR

فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظيمِ

“Fe in tevellev fe kul hasbiyallahu la ilahe illa hu, aleyhi tevekkeltu ve huve rabbul arşil azîm.”

“Eğer yüzçevirirlerse Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na dayanırım. Çünkü O, büyük Arşın, muazzam hükümranlığın sahibidir.” (Tevbe,129)

كَذٰلِكَ اَرْسَلْنَاكَ فى اُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا اُمَمٌ لِتَتْلُوَا عَلَيْهِمُ الَّذى اَوْحَيْنَا اِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمٰـنِ قُلْ هُوَ رَبّى لَا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَاِلَيْهِ مَتَابِ

“Kezalike erselnake fi ummetin kad halet min kabliha umemul litetluve aleyhimullezi evhayna ileyke ve hum yekfurune bir rahman, kul huve rabbi la ilahe illa huve aleyhi tevekkeltu ve ileyhi metâb.”

 

Ey Muhammed! Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahmân’ı inkâr ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: “O, benim Rabbimdir. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır.” (Rad, 30)

 

Rasulullah Sallahu Aleyhi ve Sellemin Tesbihi

 

“Sübhanellahi ve bihamdihi la ilahe illa ente ve bihamdik. Allahümme faricel hemmi kaşifel ğammi mucibe de’avetil mudtarrine  rahmaned dünya vel ahirati ve rahimehuma.”

 

Manası: Kulları için tasalardan kurtuluş yolları yaratan, gönüllerdeki keder ve hüznü gideren, muzdarların dualarına cevap veren ve dünyada da ahirette de Rahmâniyet ve Rahîmiyetiyle muamele eden ve edecek olan Rabbim! Sübhansın Sen, her türlü eksiklik ve kusurdan tenzîh ederim Seni ben!

 

MÜSLÜMAN KARDEŞLERİNE KARŞI YAPILACAK DUALAR

وَالَّذينَ جَاؤُ مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا وَلِاِخْوَانِنَا الَّذينَ سَبَقُونَا بِالْايمَانِ وَلَا تَجْعَلْ فى قُلُوبِنَا غِلًّا لِلَّذينَ اٰمَنُوا رَبَّنَا اِنَّكَ رَؤُفٌ رَحيمٌ

“Vellezîne cau mim ba’dihim yekulune rabbenağfir lena ve liihvaninellezîne sebekuna bil’îmani ve la tec’al fi kulubina ğıllel lillezîne amenu rabbena inneke raufur rahîm.

Bir de onlardan sonra gelenler, derler ki: “Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin.” (Haşr, 10)

 

HİDAYET VE NİMETE ŞÜKÜR İÇİN YAPILACAK DUALAR

قُلْ اِنَّنى هَدٰینى رَبّى اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقيمٍ دينًا قِيَمًا مِلَّةَ اِبْرٰهيمَ حَنيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكينَ

قُلْ اِنَّ صَلَاتى وَنُسُكى وَمَحْيَایَ وَمَمَاتى لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمينَ

لَا شَريكَ لَهُ وَبِذٰلِكَ اُمِرْتُ وَاَنَا اَوَّلُ الْمُسْلِمينَ

 

“Kul inneni hedani rabbi ila siratim mustekîm, dinen kiyemem millete ibrahime hanifa, ve ma kane minel muşrikîn. inne salati ve nusuki ve mahyaye ve memati lillahi rabbil âlemîn. La şerike leh, ve bi zalike umirtu ve ene evvelul muslimîn.”

 

De ki: “Şüphesiz Rabbim beni doğru bir yola, dosdoğru bir dine, Hakk’a yönelen İbrahim’in dinine iletti. O, Allah’a ortak koşanlardan değildi.” Ey Muhammed! De ki: “Şüphesiz benim namazım da, diğer ibadetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allah içindir.” “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben müslümanların ilkiyim.” (Enam 161-163)

 

قُلْ هٰـذِه سَبيلى اَدْعُوا اِلَى اللّٰهِ عَلٰى بَصيرَةٍ اَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنى وَسُبْحَانَ اللّٰهِ وَمَا اَنَا مِنَ الْمُشْرِكينَ

 

“Kul hazihi sebili ed’u ilellahi ala besiratin ene ve menittebeani, ve subhanellahi ve ma ene minel muşrikîn”.

 

De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.”  (Yusuf, 108)

 

 

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُنْ لَهُ شَريكٌ فِى الْمُلْكِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ وَلِىٌّ مِنَ الذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبيرًا

 

“Ve kulil hamdu lillahillezi lem yettehiz veledev ve lem yekul lehu şerikun fil mulki ve lem yekul lehu veliyyum minez zulli ve kebbirhu tekbira.”

 

Deki: Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve âcizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah’a mahsustur”  ve O’nu tekbir ile yücelt. (İsra, 111)

 

فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰى اِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُلْ رَبِّ زِدْنى عِلْمًا

 

“Fe teallellahul melikul hakk, ve la ta’cel bil kur’ani min kabli ey yukda ileyke vahyuhu ve kur rabbi zidni ilma.”

 

Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi arttır” de. (Taha, 114)

 

اِنَّمَا اُمِرْتُ اَنْ اَعْبُدَ رَبَّ هٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذى حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَیْءٍ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمينَ

وَاَنْ اَتْلُوَا الْقُرْاٰنَ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَدى لِنَفْسِه وَمَنْ ضَلَّ فَقُلْ اِنَّمَا اَنَا مِنَ الْمُنْذِرينَ

وَقُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ سَيُريكُمْ اٰيَاتِه فَتَعْرِفُونَهَا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

 

“İnnema umirtu en a’bude rabbe hazihil beldetillezi harrameha ve lehu kullu şey’iv ve umirtu en ekune minel muslimîn. Ve en etluvel kur’an, fe menihteda fe innema yehtedi li nefsih, ve men dalle fe kul innema ene minel munzirîn. Ve kulil hamdu lillahi seyurikum ayatihi fe ta’rifuneha, ve ma rabbuke bi ğafilin amma ta’melûn.

 

De ki: “Bana ancak, bu beldenin (Mekke’nin); onu mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan Rabbine kulluk yapmam emredildi. Yine bana, müslümanlardan olmam ve Kur’an’ı okumam emredildi.” Artık kim doğru yola girerse yalnız kendisi için girer. Kim de doğru yoldan saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.” De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. O, âyetlerini size gösterecek ve siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (Neml, 91,93)

 

 

قُلْ اِنَّمَا اَنَا مُنْذِرٌ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزيزُ الْغَفَّارُ

 

“Kul innema ene munziruv ve ma min ilahin illellahul vahidul kahhâr. Rabbus semavati vel erdi ve ma beynehumel azizul ğaffâr”

 

Ey Muhammed!) De ki: “Ben ancak bir uyarıcıyım. Her şey üzerinde mutlak otorite sahibi olan bir Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.” O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.” (Sad 65,66)

 

Rasulullah Sallahu Aleyhi ve Sellemin Tesbihi

 

“Sübhanellahi ve bihamdihi la ilahe illa ente ve bihamdik. Allahümme faricel hemmi kaşifel ğammi mucibe de’avetil mudtarrine  rahmaned dünya vel ahirati ve rahimehuma.”

 

Manası: Kulları için tasalardan kurtuluş yolları yaratan, gönüllerdeki keder ve hüznü gideren, muzdarların dualarına cevap veren ve dünyada da ahirette de Rahmâniyet ve Rahîmiyetiyle muamele eden ve edecek olan Rabbim! Sübhansın Sen, her türlü eksiklik ve kusurdan tenzîh ederim Seni ben!(hkerrar, Peygamberimizin (s.a.v) dilinden namazlarda okunacak dualar)

 

Etiketler:

Güvenlik Sorusu ** Zaman sınırı bitmiştir. CAPTCHA yeniden yükleyin.