Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
6 sene önce tarafından yazıldı, 440 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

Şeytan ve Nefsin Rahmani Oyunları

 

 

Başlık garibinize gitmiş olabilir. Aman sende kardeşim Şeytanın Rahmani vesvesesi mi olur demeyin. Sabırla okuyun

 

Bilin ki, Şeytan ve Nefsin şeytani vesveselerinden daha çok Rahmani vesveseleri vardır. Daha doğrusu iç içe geçmiştir. Günümüze kadar şeytan ve ava neleri insanları genelde şeytani vesveselerle aldattılar kandırdılar sanılır. Oysa  kötü ve şerrin ne olduğu insanlar tarafından derinlemesine bilinmiyor. Dinin Helal ve Haramını, hükümlerini iyi bilmediklerinden dolayı da iyi diye yapılan bir çok şey kötü olabiliyor.Bu sebeple Şeytanlar İnsanların çoğunluğunun bilmedikleri, üzerinde düşünmedikleri yöntem ve silahlarıyla hep insanları vurdular. Bunun adı Rahmani Oyunlar

 

Bu o kadar ince ve güçlü silahıdır ki Şeytanın bu silahla daha önceleri nice Alimin, Fazılın, Abidin ayağını kaydırdı. İşte bu silah Rahmani perdeden göstererek verdiği şeytani oyunlardır. Zaten genel kanıda sanıldığı gibi şeytan sadece şerre yönelik vesveseler vermiş olsaydı, Alimlerin, Fazilet sahibi şahsiyetlerin buna kanmaması icap ederdi.

 

Bilinmelidir ki, Tasavvufun kaynak öğreti terimlerinden olan “Mürid Nefsin ve Şeytanın dediğinin daima zıttını yapacak” tabirinin aslında her nefis makamında olmadığı,  Sadace “Şüphesiz, Nefis kötülüğü emreder” ayetinin ifade ettiği Emmare kısmını daha çok kapsadığını, Levvame ve Mülheme makamlarında bu vesvese ve oyunların Rahmani kanaldan sergilendiği bu sebeple nice Alimin ayaklarının kaydığı anlaşılsın.

 

Diğer bir ifade ile Şeytan ve Nefs, İmanın, İbadet ve taatlerin Aralarına sızmış, Kişilerin yaptıkları amelleri ifsad edebilmek için her türlü oyunu sergilerler. İşte bizleri en çok aldattıkları ve güçlü silahları diye tabir ettiğim yer tam burasıdır. Konuyu bazı örneklerle izah ettiğimde ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.

 

İmani Konularda Rahmani Oyunlar

 

Allahın Rahmetinden umut kesmek: Yapılan günahların çokluğundan veya utancından bazen kula, Şeytan Tövbe etmesin diye Yeis verir. O kadar çok günah işledin ki, sen mahvoldun bittin gibi. Oysa Allah c.c. Allahın rahmetinden ümit kesmeyin buyurmuştur. Bu sebeple itikatta Allahın c.c. rahmetin den umut kesmek küfürdür. Çünkü bu yeis Allahın onun Günahlarını sonsuz olan Rahmetiyle örtüp bağışlayamaz  ve yaptığı günahlara karşı kesin azap göreceği manalarını taşır. Aynı şekilde kulu tövbe edin gibi ayetleri yaşamaktan uzaklaştırır. Bu şekilde de harama düşmesi sağlanır.

 

Allahın Rahmetine merhametine aşırı güvenmek: Şeytan bazen de kişiyi o kadar Allahın merhameti sonsuzdur o merhametlilerin merhametlisidir diye ümit haline sokarak, Tembellik atalet ve gaflet hallerine düşmesine sebep olur. Müslüman olup da ibadet etmeyenlerin işlerinden dolayı veya dünyalık diğer mazeretlerinden dolayı Allah merhametlidir dur emekli olayım namaza başlayacağım gibi sözleri bu vesvesenin ürünüdür. Unutmayın ki Allah kullarına karşı merhametli olduğu gibi emrine itaat etmeyenlere asi olanlara karşıda intikamı şiddetli olandır. Ve Adalet sahibidir. Demek ki kuldan asıl istenen hal Havf ve Reca halini muhafaza etmektir. Hz. Ömerin (Ra)  dediği gibi davranmak ve itikat etmektir. Demiştir ki: ahrette deseler ki tüm insanlar cennete gitti bir tek kişi cehenneme gidecek o ben olurum diye korkarım yine deseler ki tüm insanlar cehenneme girecek bir kişi cennete girecek o ben olurum diye ümit ederim. İşte bu dengeyi kul iyi korumalı ne fazla yeise girmeli nede fazla ümit etmelidir. Ve bilin ki bu haller tamamen ibadet ve taat edenlerin aslında sergileyeceği haldir. Yani kul ibadet ehlidir ama ibadetleri eksikliğinden dolayı ümitsizliğe düşer ama Rabbin emrine itaat ettiği içinde eksiklerinin Rahmeti ilahi ile tamamlanacağı, bağışlanacağı ümidini besler. Yani kuru dan kuruya emirlere itaat etmeden besleyeceği  aşırı ümit ve yeis halinin küfür olma sebebi budur. Çünkü şeytanın asıl amacı aşırı ümit ve ümitsizlik vererek kulu Allaha c.c. kulluktan, ibadet etmekten uzak tutmaktır.

 

Allaha c.c inanılması gereken şekliyle İnanmamak: Allah azze ve celleye inanmalarına rağmen eksik inanmak, olması gereken şekliyle inanmamaktan dolayı küfre ve günaha batmak.  Müslümanların çoğunluğu maalesef bu durumdadır. İtikatta bunun bir diğer adı ise Cehli Küfürdür. Allahın varlığına inanırlar ama olması gereken şekli bilmediklerinden dolayı da bilmeden günaha ve küfre girerler. Bu konu başlı başına kitap olacak bir genişliktedir ki tarih boyunca insanlar hep bu şekilde sapmışlar. Allahın c.c sıfatlarına olması gereken şekliyle bilip inanmadıklarından dolayı günaha girmişler. Kuran kıssalarında ve bir çok yerinde bununla alakalı ayetler vardır.  Bilinmelidir ki, bütün Peygamberlerin a.s getirdikleri din İslam ve Tevhiddir. Yer yüzü hiçbir dönem peygambersiz kalmamıştır. Bu sebeple bu zamana kadar Allahı haşa alenen inkar eden olmamıştır. Toplumların düştükleri dalalet hep Rabbimizin sıfatlarını iyi anlayamamak ve ihlal etmekten kaynaklanmış. Bundan dolayı da azaba uğramışlar. Putperes kavimler bile, Kuran incelendiğinde ayetlerde görülecektir ki Allahı biliyorlar inkar etmiyorlar. Sadece sıfatlarında araya aracılar koyarak inanıyorlar. Yani bu put bize yağmur yağmasını sağlar, şu rızıklanmamızı sağlar, bu hasta olunca iyileşmemizi sağlar vs.   Ankebut 61- Zümer 38- Lokman 25  ayetlerinde bu gerçeği dile getirmiş: Andolsun, eğer onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan elbette, “Allah”, derler. De ki: “Peki söyleyin bakalım? Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz var ya; eğer Allah bana herhangi bir zarar dokundurmak isterse, onlar Allah’ın dokundurduğu zararı kaldırabilirler mi? Yahut Allah bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetini engelleyebilirler mi?” De ki: “Allah bana yeter. Tevekkül edenler ancak O’na tevekkül ederler.”

 

Bu ayetlerden açıkça görüldüğü üzere Allahı c.c biliyorlardı ama buna rağmen araya meşru olmayan aracılar koyuyorlardı. Günümüzde de bu Hakkın sıfatlarını ihlal söz konusudur. Mesela şahıs çalıştığı yerde ibadetlerini yapamıyor işsiz kalacağım rızıksız kalacağım korkusuyla oradan ayrılıp ibadetlerini yapabileceği yerlerde aramıyor. Beni çıkarırlarsa ne yaparım aç kalırım gibi ifadeler de bulunuyor. İşte bu ifadeler Allahın Rezzakı Mutlak olma sıfatına imanın eksikliğidir. Yani kişi rızkını patronundan biliyor. Bakın burada itikadın ince bir noktası vardır. Kişi dese ki Rızkımı veren Allah tır Patronumu ve işyerimi de sebep vermiştir. Hiçbir problem yok. Çünkü burada gerçekte verenin kim olduğuna iman edilmiştir. Başka bir örnekte hastalıklarda kişi doktora gidiyor hastalığından iyileşiyor bu şahıs dese ki, beni doktor iyileştirdi veya ilaç iyileştirdi Allahın Şafi sıfatına imanında eksikliği ortaya çıkar ki bu dinen küfürdür. Doğru itikat nedir böyle bir durumda Şifayı veren Allah tır doktor ilaç sebeptir demek bu şekilde inanmaktır. İşte günlük hayatımızda bunun gibi nice itikadi ihlaller de bulunuyoruz. Bu gün halkımızın dini inançlarına o kadar çok batıl ve hurafe yerleşmiştir ki, din diye bu hurafelere inanılmakta ve uygulanmaktadır. Türbelerde mum yakmaktan tutun dilek ağaçlarına çaput bağlamaya kadar bir çok örnekler var.  Örnekleri çoğaltmamız mümkündür.

 

Haramı Helal Görme veya Helalı Haram görme: Günümüzde maalesef bu da bir hastalık gibi Müslümanlar arasında yayılmaya başlamıştır. Buna da bir çok örnekler verebiliriz ama kısaca örneklendirmek gerekirse;

Mesela Şahıs Müslüman Faizin haram olduğunu biliyor ve ticaretini faiz üzerine bina etmiş faizle çalışıyor tabi ibadetlerini de yapmaya çalışıyor. Ev alacak faizle borca girip ev sahibi oluyor. Ticaretten kazancını ikiye katlamak için repoyla çalışıyor ve bunların haram olduğunu bilmesine rağmen kendine bir fetva uydurup, bulup, bu işi meşruuymuş gibi devam ettiriyor. Güzel kardeşim işte bu yaptığın dinen haramı helal kılmadır bu ise küfürdür. Ondan sonra şahıs evinde bereket görmüyor, ailede, çocuklarında hastalık ve sıkıntılar çıkıyor bunun hikmetini düşüneceği yerde Rabbim ben bir yerde hata ettim günah işledim ki bunlar başıma geldi tövbe ediyorum bağışla, diyeceği yerde Rabbim böyle şeyler hepte beni buluyor niye  buluyor ibadetlerimi de yapıyorum dualarda ediyorum buna rağmen hep terslikler beni buluyor gibi serzenişler de bulunuyor. Ve günahına günahlar katmaya başlıyor. Oysa daha önce yaptıklarına tövbe etseydi bu sıkıntılar tezahür etmeyecekti Başınıza her ne geliyorsa bilin ki elinizle yaptıklarınızın karşılığıdır ayetin gereği. Üstelik Rahman tövbe etmediğinden ve inanan insan olduğundan sana bu sefer sıkıntılar vererek günahını temizlemek istiyor. Belki kulum sabreder bu sıkıntılar onun aklını başına getirir bana döner diye. Ama sen bunu yapacağına isyana yönelerek durumunu daha da güç hale sokmaya başlıyorsun Rabbim muhafaza buyursun. Ve haram dolmuş bir beden kirlenmiş kalple yaptığın ibadet ve duadan da karşılık bekliyorsun ve diyorsun ki duam niye kabul olmuyor. Sana Efendiler Efendisi (s.a.v) bildirmedi mi?        “Allah yolunda seferler yapmış, üstü başı tozlanmış bir adam, ellerini semaya kaldırarak, “Ya Rabbi!” diye yalvarıyor. Oysa yediği haram, içtiği haram,

giydiği haram, gıdası haramdır. Böyle birisinin duası nasıl kabul olur?”    hiç mi düşünmüyor nefsini sorgulamıyorsun.

 

Evet, örnekleri çoğaltmak mümkündür bu konuda da. Helalı haram kılmaya gelince bir ayet ve hadis vererek bunu da örneklendirmiş olalım.

 

Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz (ve güzel) şeyleri (kendinize)  haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez Maide 87

 

Katade (r.a) şöyle dedi:

“Bir gün Rasulullah (s.a.s) bizimle beraber oturdu ve müslümanlara vaazu nasihat yaptı. Onlara kıyameti vasfetti ve Allah (c.c)’ın azabıyla korkuttu. Bunun üzerine müslümanlar ağladılar. Sonra da sahabelerden; Ebu Bekir Sıddik, Ali b. Ebi Talib, Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Amr, Ebu Zer el Gıfari, Ebu Huzeyfe’nin azadlı kölesi Salim, El Mikdad b. Esved, Selman el Farisi, Ma’kıl b. Mukarrin olmak üzere on kişi Osman b. Maz’un’un evinde toplandılar ve aralarında:

Gündüz oruç tutmak, geceyi namazla geçirmek, yatakta uyumamak, et yememek, kadınlara yaklaşmamak, güzel koku sürünmemek, çok sert ve ucuz şeyler giyinmek ve böylece dünyadan uzak durmak, rahiblerin yeryüzünde seyahat ettikleri gibi seyahat etmek, ayrıca erkeklik organlarını da kesmek üzere anlaştılar.

Üzerinde anlaştıkları bu meseleler Rasulullah (s.a.s)’a ulaşınca, Rasulullah (s.a.s) onları topladı ve onlara şöyle dedi:

“Aranızda şu şekilde anlaştığınız doğru mudur?” Sahabeler:

“Evet, ya Rasulallah! Biz böyle anlaştık ve bunu iyi amel işlemek gayesiyle yaptık” dediler. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s) onlara:

“Ben, böyle yapmakla emrolunmadım. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. O halde bazen oruç tutun, bazen tutmayın. Bazen kıyamul leyl yapın, bazen uyuyun. Çünkü ben, bazen gece namaz kılarım, bazen de uyurum. Bazen oruç tutarım, bazen tutmam. Et de yerim. Kim benim sünnetimden yüz çevirirse o benden değildir” dedikten sonra müslümanlara bir hutbe vererek şöyle dedi:

“Bazı müslümanlara ne oluyor ki; kadınları, yemekleri, güzel kokuları, uykuyu ve dünya şehvetlerini kendilerine haram kılıyorlar. Ben size, kıssis ve rahibler gibi olmayı kesinlikle emretmedim. Zira benim dinimde; eti, kadınları terketmek, kıssis ve rahiblerin yaptıkları gibi havra edinmek yoktur. Benim ümmetimin seyahati oruç, ruhbaniyeti ise cihaddır. Sizler Allah (c.c)’a ibadet edin. O’na hiç bir şeyi ortak koşmayın, beyti haccedin, umre yapın, namazı ikame edin, zekatı verin ve Ramazan’da oruç tutun. Sizden önceki milletlerin helak olmalarının sebebi; dinlerinde aşırı gitmeleridir. Çünkü onlar nefislerini zorladılar, Allah (c.c) da onları zorladı. İşte onların kalıntıları, havralarda gördüğünüz kimselerdir.”

Bunun üzerine Allah (c.c) bu ayeti indirdi. Sahabeler Rasulullah (s.a.s)’a:

“Ey Allah’ın Rasulü! Biz, böyle yapma konusunda yemin etmiştik. Bu durumda yapmış olduğumuz yeminlerimiz ne olacak?” Bunun üzerine Allah (c.c) Maide: 89 ayetini indirdi.” (İbni Cerir, İbni Ebi Hatim, İbni Merdeveyh, Eddurer-Suyuti, Lübabu Nukul’de)

 

Unutmayın ki bu ümmeti Allah c.c. vasat bir ümmet kılmıştır. Dinin gerek hayır gerek şer adına koyduğu ölçüleri aşmak cürümdür günahdır. Bu yukarda verdiğim bir birinin zıttı örnekle de anlaşılıyor.

 

Evet, İtkadi anlamda günümüzde çok ihlaller yapıyoruz. Bu konu genişçe irdelenmesi gereken bir konudur. Bu kadarla yetiniyoruz  (başka günümüzde İtikadi hataların neler olabileceği hususunda bilgi edinmek isteyenler Elfazı Küfür ve Çeşitleri adlı konuma da bakabilirler.)

 

 

Haram Mal ile Hayır kazanmayı Ummak: Günümüzde bir çok müslümanın dinen haram olduğu sabit olan Milli Piyango, Toto, Loto, At Yarışı vs. kumarlar oynamaları ve şeytanın bunların haram olduğunu bilen şahıslara, sen de bir bilet al çıkarsa camide yaptırırsın, şu kadar fakir giydirirsin, işte bir çok hayırlar yaparsın ne olacak fenamı gibi vesveseleridir. Haramı meşrulaştırması ve Müslüman kardeşlerimizin de buna kanması. Unutmayın sizlerin çıkan parayla hayırlar yapmanız işlediğiniz günahı asla meşrulaştırmaz ve Hakkın rızasını kazandırmaz. Bu durum Şeytan ve Nefsin haram karşısında meşru bir çıkış arayışıdır.Haramı Rahmaniymiş gibi göstermesidir.

 

 

 

İbadette Rahmani Oyunlar

 

Amelsiz ilim sahibi olmak desinler için veya dünyada makam sahibi olmak için ilim öğrenmek: Şeytan ve Nefis tamah denen dürtüyü devreye sokarak kişiye ilmi iştiyak verebilir. Bunu da elbette yaparken İlmin faziletinin büyüklüğünü göstererek yani iyilik perdesinden vesvesesini süsleyerek yapacaktır.Tamah sadece yeme içme gibi olgularla kısıtlı değildir. Kişinin insanların ne kadar alim bir şahsiyet demelerini isteme dürtüsü, ya da dünyalık makam ve mevki kazanma isteğiyle ilim okuması da tamahtan kaynaklanmaktadır. Kişinin dünya isteklerini yerine getirmek için hırsla ilim öğrenmesinin ona hiçbir faydası yoktur. Eğer bu dürtüyle mücadele edip kontrol etmezse şahısta Hırs, Hased, aşırı dünya sevgisi, kibir gibi hayırları yakıp yıkan huylarda gelişecektir. İlmine Mağrur olmaktan kibirlenmekten daha tehlikeli ne olabilir bir alim için. Kaldı ki bu şahıs öğrendiklerine amelde etmiyorsa Efendimizin (s.a.v) bu hususta buyurduğu hadisi iyi tefekkür etmek lazımdır: İnsanlar helâk oldu, ancak alimler kurtuldu. Alimler de helâk oldu ancak, ilmiyle amel edenler kurtuldu. İlmiyle amel edenler de helâk oldu, ancak ihlâs sahibi olanlar kurtuldu. İhlâs sahibi olanlar da büyük bir tehlike içindedirler. (Aclunî, Keşfü’l-Hafa, 2/280 no: 2795)

 

Evet, ilim erbabına düşen Hakkın rızası kazanma niyetiyle, hem kendine hem de başkalarına dünya ve ahrette faydalı olmak için ilim öğrenecek. Öğrendiklerine fazlasıyla amel edecek. Bilmenin büyük bir mesuliyet olduğunu ve dengeyi iyi kuramazsa azabının da daha şiddetli olacağını unutmayacak.

İlimsiz ibadet etmek:  Şeytan ve nefis bazen ibadetlerle daha fazla zaman geçirmenin gerektiğini, dünya geçici, zaman az, ne kadar ibadet edersen o kadar iyidir gibi vesveseleriyle kişiye yapacağı ibadetlerin içerik ve hükümlerini öğrenmemelerini sağlar. Veya sen zaten namazı kılmayı biliyorsun, abdesti biliyorsun ne gereği var bunları okumak için zaman kaybedeceksin diye vesveselerle de kişiyi ilimsiz ibadete yönlendirebilirler. Bu oyunları kişiyi ibadete sevk etme gözüktüğünden ilk etapta şer gibi algılanamaz. Çünkü Müslümanların çoğu şeytan ve nefsin hep alenen şerre sevk edeceğini sanır. Bu güzel iyi gibi gözüken dürtünün arkasında sana kurduğu tuzağı, şerri hemen anlayamazsın ve tuzağa düşersin. Bunu bir kısa hikaye ile anlatalım ki mevzu daha iyi anlaşılsın.

Geçmişte yaşamış iki kardeş varmış biri ilim öğrenme yolunu seçmiş ve okumak için Alimlerin meclisine gitmiş. Diğeri de ibadetlere yönelmiş. Yıllar sonra iki kardeş bir araya gelmişler, hasret gidermişler derken namaz vakti gelmiş namaza kalkmışlar. Alim olan kardeşinin başında sarığının arasında bir şey fark etmiş ve sormuş kardeşim bu sarığının arasında ki nedir? Kardeşi demiş ki; sorma bir gün namaz kılarken bir fareyi ezdim ve öldürdüm bilmeden çok üzüldüm bir nevi özür olsun diye de o günden beri farenin ölüsünü orada taşırım. Alim olan kardeşi bunu duyunca şaşırmış ve sormuş ne zamandan beri bu fare olüsüyle namazlarını kılıyorsun kardeşi yıllar oldu deyince Alim olan bak kardeşim yıllardır sen boşa namaz kılmışsın çünkü namazın 12 farzından biride namaz kılınacak yerin ve elbisenin necasetten temiz olmasıdır. Sen 12 farzdan birini yerine getirmediğin için bunca yıl boşuna yatıp kalkmışsın. Bu güne kadar kıldığın tüm namazlarını kaza et.

 

İşte, hikâyeden de gayet iyi anlaşılacağı üzere ibadetlerin farzını, vacibi bilmeden yapılacak ibadetler de yanlış hareketler yapabiliriz. Biz sadece kendimizi kandırmış oluruz ibadetimizi yerine getirdik sanırız. Onun için ibadetlerle alakalı özellikle gusul, abdest ve namazla ilgili tüm hükümleri öğrenmemiz gerekir. Bunlar her müslümana öğrenmesi Farzı Ayn olan ilimlerdir. Dinin hüküm koyucusu olan zat her ibadete usul ve kaideler koymuş bunlar istediği şekilde yerine getirilmezse makbuliyeti mümkün değildir. Kendimizi kandırmaktan ve zamanları heba etmekten öteye geçemeyiz. Maalesef bizler gittiğimiz yerlerde, ilmi meclislerde vs. halkımızın çoğunluğunun ibadet etmelerine rağmen bir çok yanlışlıkları yaptıklarını görüyoruz, bu duruma üzülüyor ve uyarıyoruz elimizden geldiğince. Bu hususta çok şeyler yazabilirim ama anlatmak istediğim bu örneklerde anlaşılmıştır sanırım.

Çok ibadet yapma şevki:  Nefis ve Şeytan bazen kişiye çok ibadet etme şevki verebilir. Nafile namazlara meylettirebilir. Bunu da genelde kaza borcu olanlara farz kazalarını yerine getirmesinler diye yaparlar. Çünkü Hakkın indinde böyle bir durumda kişi kazaya bıraktığı namazlardan mesuldur. Bu inceliği bilmeyen birisi şeytanın çok ibadet et bol bol nafile kıl gibi isteklerinin bir oyun olduğunu anlamayacaktır. Çünkü verilen dürtü ibadet et dürtüsüdür. Böyle bir durumda  bu inceliği ve hükmü bilen şahıs kazalarını da kılacak nafilelerini kılacak ve bu oyuna düşmeyecektir.

 

Yine gece nafile ibadetlere karşı nefis muhabbet verebilir. Kişi çok ibadet ederek yorulsun ve farz olan sabah namazını kaçırsın diye. Çünkü dikkatli davranmayan bir abid çok yaptığı ibadetten dolayı yorulacak sabah namazına yakın dayanamayıp uyuyacaktır. Böyle bir durumda bu hayır gibi gözüken dürtü şerre dönüşecek asıl farz olan ibadetin heba olmasına sebep olacaktır. Kişi sabahın farz namazını kılmazsa o geceyi kıyamda nafile olarak geçirmesinin ne değeri kalır. Bu inceliği sezen uyanık bir abid böyle bir dürtü karşısında dikkatli davranacak ve ne yapıp edip uyumayacaktır. Veya sünnette bildirilen genelde ki saate riayet edecektir. Gecenin üçte birinde ibadet edecektir ki bu saate kadar dinlenmiş olur. Bu saat sabah namazına da yakın olduğundan kolay kolay sabah namazı vaktine uyuyup kalmayacaktır.

 

Yine çok ibadet etme şevki verilerek gündüz işinden alıkoymaya çalışabilir. Özellikle evli ve çocuğu olanların bunlara dikkat etmesi gerekir. Dünya ya çalıştırmamaya çalışarak Şeytan kişiyi ailesinin kul hakkına girmesini sağlar. Unutmayın hadislerin ifadesiyle kişinin kendi üzerine  nefsinin hakkı, ailesinin eşinin, çocuğunun vs. hakkı vardır. bu incelikleri bilen bir Müslüman dengeyi koruyacak ve şeytanın bir tarafı yapar gözükürken aslında yıktığı tuzaklarına düşmeyecektir.

 

Evet, buraya kadar verdiğimiz bilgilerden de anlaşılacağı üzere şeytan ve nefsin hayatımızın her anında özellikle ibadetlerimizde rahmani perde ardına saklanmış binlerce şeytani oyunları vardır. bu hususta inşallah ilerde daha geniş bir çalışma yapmak niyetiyle konuyu kısa tutuyorum.

Son olarak; Şeytanın rahmani oyunlarını örneklendirerek siz Müslüman kardeşlerimin yaptıkları ibadetlerde daha uyanık olmaları ve Hakkın rızasını kazanacak şekilde dünya ve ahrette amellerinin zayi olmaması duası ve temennisiyle. Vesselam

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.