Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
5 sene önce tarafından yazıldı, 1.166 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

Mürid ve Mürşid ilişkisinde Rab Tecellisi

 

“Rabb” kelimesi, terbiye eden ve yetki sahibi anlamında Arapça bir isimdir. Bu kelime aynı zamanda, ıslah etmek, üzerinde tasarrufta bulunmak, kemâle erdirmek, efendi olmak, sorumluluğunu yüklenmek, başkanlık yapmak, mâlik ve sahip olmak, sözü dinlenmek, itaat edilmek, üstünlüğü ve otoritesi kabul edilmek gibi anlamlara da gelir.

Kur’ânî bir terim olarak Rab; varlıklar âlemini yaratan, terbiye ederek geliştiren, onları maddî ve mânevî olgunluğa götüren, terbiyenin bütün gereklerine mâlik ve her şeye sahip olan Allah anlamına gelmektedir. Allah’ın umumi isimlerindendir. Kur’an’da Allah lafzından sonra en çok kullanılan isimdir; 968 defa geçer. Nüzul sıralamasında ilk âyette kullanılan isim/sıfat, Rab ismi olduğu gibi, Kur’an’ı açtığımızda bizi ilk karşılayan Fâtiha’nın başlangıcında da yine O’nun onlarca ismi arasından seçilerek başa alınan Rab ismidir. Kuranda Rab isminin Kullanış şekillerine girmeden biz sadece konumuzla alakalı kısmına değineceğiz.

Rab kelimesi, terbiye eden, yetiştiren, eğiten demek olduğundan, lügat anlamıyla ana babaya rablık (terbiye edicilik, eğiticilik) isnâd edilir (17/İsrâ, 24). Çocuklarını eğitip terbiye eden anlamındaki bu rablık, tabii ki sınırlı ve mecazî anlamda rablıktır. Elbette, kelimenin tüm anlamlarıyla ve hakiki olarak Allah’tan başka rab yoktur. Kâmil anlamda eğitmek ve yetiştirmek de mutlak ve hakiki Rab olan Allah’a aittir. O, sadece yarattıklarından bir cins olan insanı değil; tüm evrenleri terbiye eden, olgunlaştıran, yönetendir; âlemlerin rabbıdır. Terbiye, her varlığın kendi sınırları içinde tekâmül etmesi demektir. Devamlı yaratma halinde olan, yaratıp da bırakıvermeyen, onları kemâle erdiren de Rab olan Allah’tır. Her varlık, bizzat Allah tarafından terbiye edilmektedir. Bu terbiye, “eğitim” kelimesini hemen tümüyle karşılar. O yüzden “öğretim ve eğitim” kavramlarının karşılığı olarak Türkçe’de yakın zamana kadar “ta’lim ve terbiye” kullanılırdı.

Kur’an’ın tertibinde (Mushaf’da) ilk âyette Allah’ın bu ismi seçilip vurgulandığı gibi, nâzil olan ilk âyette de Rab ismi kullanılır: Oku, yaratan Rabbının adıyla.” (96/ Alak, 1) İlk insanın yaratılması ve halifeliği konusunda da yine bu isim kullanılır: “Hatırla ki: Rabbın meleklere, ‘Ben, yeryüzünde bir halife yaratacağım’ dedi. Onlar, ‘biz hamdinle sana tesbih ve seni takdis edip dururken yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun?’ dediler. Allah da onlara: ‘Sizin bilemeyeceğinizi ben bilirim’ dedi.” (2/ Bakara, 30)

“Kaalû belâ” veya “elest bezmi” diye ifade edilen mîsak almada, Allah’ın yine bu ismi zikredilir: “Kıyamet gününde, ‘biz bundan habersizdik’ demeyesiniz diye Rabbın Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şâhit tuttu ve dedi ki: ‘Ben sizin Rabbınız değil miyim?’ (Onlar da), ‘Evet, (Rabbımız olduğuna) şâhit olduk’ dediler.” (7/A’râf, 172)

Rab isminin geçtiği yukarıdaki konuların eğitimle çok yakından ilgileri vardır. Bunların dışında yine eğitimle direkt ilgili olan başka âyetlerde de Rab ismi vurgulanır: Oku, insana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazmayı ta’lim eden Rabbın ekremdir (en cömerttir).” (96/Alak, 3-5) “Gerçek yönetici olan Allah, yücedir. Sana O’nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur’an’ı (okumakta) acele etme ve ‘Rabbım, benim ilmimi artır’ de.” (20/Tâhâ, 114) Rabbım, bana hikmet ver ve beni sâlihler (iyiler) zümresine kat.” (26/Şuarâ, 83)

İşte ayetlerden de anlaşılacağı üzere hakiki mutlak Rablık vasfı Allaha c.c. aittir. Ailelerin çocuklarını eğitimde, Alimlerin talebelere verdikleri eğitimde, Mürşidlerin müridlerini eğitiminde ve Peygamberlerin a.s ümmetlerini irşad ve eğitimlerinde hakiki manada Rab ismi tecelli etmekte ve terbiye eden büyüten besleyen olgunlaştıran öğreten Rabbimiz tealanın ta kendisi olmaktadır. Zaten Sebebi yaratanı görmeden yani asıl terbiye edenin Allah c.c. olduğunu bilmeden eğitimi aldığı şahsı müsebbib görmek ve bilmek şirktir ve kuran bunu tüm Peygamber a.s kıssalarında vurgulamıştır.

Efendimiz de s.a.v bir hadisinde Beni Rabbim terbiye etti diye buyurmuş ve bu hikmetlere temas etmiştir.

Buraya kadar anlaşıldı ise deriz ki: Günümüz Tarikat ve cemaatlerinde itikat sapmalarının en başında maalesef yukarda zikrettiğimiz gerçek yatmaktadır. Allahı c.c Rasulullahı (s.av) ve Allah dostlarını koyulması gereken yere koymayıp şirke girilmektedir. Bu gün kendi cemaat liderlerini, hocalarını, Mürşitlerini vs. İtikat hükümlerini iyi bilmediklerinden onlara Tabi olanlar ama bilerek ama bilmeyerek ilahlaştırıyorlar ve şirke giriyorlar. Şeyhim benim her halimi bilir, benim dünya ve ahiret kazancımda şeyhimin elindedir, himmetindedir. Başına ufacık bir iş gelse bu gün bir hata ettim şeyhim beni uyardı vs. diye Ehli sünnet itikadına uymayan sözleri ve inançları cemaatlerde görmemiz mümkündür. Bu gerçeklerde maalesef günümüze kadar nice Alim, Fadıl ve Evliya yetişmesine sebep olmuş bir yolun bile, günümüzde artık maksatlarından saptığını bu işi beceremediklerini ve eskide olduğu gibi müminler yetiştiremedikleri gerçeğini yüzümüze vuruyor. Bunun da en büyük sebebi Ehli sünnet itikadını tam anlamıyla Müslümanların bilmemesinden kaynaklandığını görüyoruz. Yoksa gerçek ve hak Tarıklar da öğretilen Şeyh uçmaz onu Mürid uçurur sözünün ne kadar doğru olduğunu görüyoruz. Çünkü gerçek bir Alim ve Evliya zat hiçbir zaman tabilerine Ehli sünnete uymayan bir itikadı telkin etmez edemez haddine değildir. Bu büyükler kendilerine gelen herkese İlim okumalarını Akaid fıkıh gibi ilimleri mutlaka öğrenmelerini tenbih etmelerine rağmen maalesef Müslümanların her alanında yozlaşmalar olduğu gibi bu yönünde de yozlaşmalar olmuş, tabiler nedendir her meselede sözde mürşitlerini dinleyenler imanın en can alıcı noktasında sağır oluyorlar şeytana kanıyorlar ve aldanıyorlar. Aslında aklı olana bu durum bile başlı başına bir ibret ve hikmettir ki, yukarda yazdıklarım gibi itikat beslemeyenlere hiç kimsenin Hocalarının, Alimlerinin ve Mürşitlerinin bile aslında bir şey yapamadıklarını onların sadece görevlerinin doğruyu telkin etmekten öte olmadıklarını anlamıyorlar. Unutmayın ki, Allah Azze ve cell Habibine ( a.s) bile hidayet yetkisini vermedi onun görevi sadece Tebliğdir kalplere hidayeti ancak Allah verir. Evliyalara iman etmek gereklidir lakin doğru düzgün iman etmek gereklidir Evliya ve Alimleri ilahlaştırmaya kalkmadan onlarında birer kul olduklarını unutmadan iman etmek güzeldir. İlerde inşallah Tarikat ve cemaatlerde itikat sapmaları adıyla bir çalışma yapma niyetimiz vardır genişletilmiş bilgileri oraya havale ediyor ve kısa kesiyorum.

Son olarak Hak talipleri dinin hükümlerini hele, hele itikad hükümlerini çok iyi bilecek ki kılıçtan keskin ve kıldan daha ince olan sıratı müstakimden ayakları kaymasın dünya ve ahretleri helak olmasın. Rabbim teala kalbimizi dini ve taatlerinde sıratı müstakımde sabit tutsun saptırtmasın ve ayaklarımızı kaydırtmasın. Amin duası ile Vesselam Veddua

 

 

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.