Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
8 sene önce tarafından yazıldı, 384 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

Kuranda Geçen Esmalar ve Geçiş Şekli

Esmâ-i Hüsnâ’nın Kur’ân-ı Kerim’deki tertibi şu şekilde nazil olmuştur.

1. Allah

2. Rahman: Bağışlayan, esirgeyen.

3. Rahîm: Bağışlayan, acıyan.

“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.” [224]

4. Rab: Her şeyin sahibi. (Rabb’ül-Alemin)

“Hamd âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.”[225]

5. Melik: Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi.

“O, ceza gününün malikidir.” [226]

“Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir.” [227]

6. Muhît: Her şeyi çepeçevre kuşatan.

“Halbuki Allah, kafirleri çepeçevre kuşatmış­tır.” [228]

“Bilesiniz ki O, her şeyi (ilmiyle) kuşatmış­tır.”![229]

7. Kadir: Her şeye gücü yeten.

“Şüphesiz ki Allah’ın her şeye gücü yeter.” [230]

8. Alîm: Hakkıyla bilen.

“O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra (kendisine has bir şekilde) semaya yöneldi, onu yedi kat olarak yaratıp düzenledi. O, her şeyi hakkıyla bilendir.” [231]

9. Hakîm: Bütün iş ve emirleri yerinde olan.

“Melekler: Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz âlim ve hakim olan ancak sensin, dediler.” [232]

10. Tevvab: Kullarını tevbeye sevk eden ve tevbeleri bol bol kabul eden.

“Adem, Rabbinden bir takını ilhamlar aldı ve derhal tevbe etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır.” [233]

11. Bari: Yaradan.

“… Onun için yaradanınıza tevbe edin.” [234]

12. Basîr: Her şeyi gören.

“… Allah onların yapmakta olduklarını eksik­siz görür.” [235]

13. Velî: Yardımcı, dost.

“…O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır.”[236]

14. Nasır: Yardımcı.

“… Sizin için Allah’dan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.” [237]

15. Vasi’: İlim ve merhameti her şeyi kuşatan.

“Allah’ın rahmeti ve nimeti geniştir. Her şeyi bilendir.” [238]

16. Bedi’: Eşi ve örneği olmayan, sanatkârane yaratan.

“(O), göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır.” [239]

17. Semi’: Her şeyi işiten.

“Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur. Şüp­hesiz sen işitensin bilensin.” [240]

18. Aziz: Yenilmeyen, eşsiz galip

“Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayet­lerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hik­meti öğretecek, onları temizleyecek bir peygam­ber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli ye­rince yapan yalnız sensin.” [241]

19. İlâh: Yegane mabud.

20. Vahid: Bölünüp parçalara ayrılmayan, ben­zeri bulunmama anlamında tek.

“Yoksa Yakub’a ölüm geldiği zaman siz orada mı idiniz? O zaman (Yakub) oğullarına: Benden sonra kime kulluk edeceksiniz? demişti. Onlar: Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz; biz ancak O’na teslim olmuşuzdur, dediler.” [242]

21. Rauf: Merhametli, şefkatli.

“… Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve mer­hametlidir.” [243]

22. Şâkir: İyiliğe karşı mükafat veren.

“Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz Allah kabul eder ve (yapılanı) hakkıyla bi­lir.” [244]

23. Gafur: Bütün günahları bağışlayan.

“Şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çokça esir­geyendir.” [245]

24. Karîb: Kullarına çok yakın.

“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onla­ra): Ben çok yakınım…” [246]

25. Halim: Acele ve kızgınlıkla acele hareket et­meyen.

“Allah yapmakta olduklarınızı bilir.” [247]

26. Habîr: Her şeyden haberdar olan.

“Allah yapmakta olduklarınızı bilir.” [248]

27. Hayy: Ebedi diri.

28. Kayyum: Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kainatı idare eden.

“Allah, O’ndan başka ilah yoktur; O, Hayy’dır, Kayyum’dur.” [249]

29. Âlî: Şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın.

30. Azîm: Zat ve sıfatlarının mahiyeti anlaşılamayacak kadar ulu.

“… O yücedir, büyüktür.” [250]

31. Ganî: Her şeyden müstağni, kendi dışındaki her şey O’na muhtaç,

“Allah zengindir, acelesi de yoktur.” [251]

32. Hamid: Övülmeye layık.

“…  Biliniz  ki Allah zengindir,  övgüye lâyık­tır.” [252]

33. Vehhâb: Karşılıksız bol bol veren.

“… Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfü en bol olan sensin.” [253]

34. Camı: Toplayıp düzenleyen,  kıyamet günü hesaba çekmek için mahlukâtı toplayan.

“Rabbimiz!  Gelmesinde  şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin.”‘[254]

35. Kâim: İşleri tedbir edip, ayakta tutan.

“Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilah yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de bunu ikrar etmişlerdir.” [255]

“Herkesin   kazandığını   gözetleyip   muhafaza eden, (hiç böyle yapmayan gibi olur mu?)” [256]

36. Malîkü’l Mülk: Mülkün sahibi.

“(Rasulüm!) De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve mülkü dilediğinden geri alırsın…” [257]

37. Şehîd: Her şeyi gözetleyerek bilen.

“… Allah yaptıklarınızı görüp durur…” [258]

38. Nasır: Yardım eden.

“Oysa sizin mevlânız Allah’tır ve O, yardımcı­ların en hayırhsıdır.” [259]

39. Vekîl: Güvenilip, dayanılan.

“…Onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!’ dediler.” [260]

40. Rakîb: Gözetleyip kontrol eden.

“… Hesab sorucu olarak da Allah yeter.” [261]

41. Hasîb: Kullarına yeten ve onları hesaba çe­ken.

“… Hesap sorucu olarak da Allah yeter.” [262]

42. Kebîr: Zat ve sıfatları anlaşılamayacak ka­dar büyük, ulu.

“… Çünkü Allah yücedir, büyüktür.” [263]

43. Afûv: Hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde günahları affeden.

“Şüphesiz Allah çok affedici ve bağışlayıcı­dır.” [264]

44Mukît: Bedenlerin ve ruhların gıdasını ya­ratıp veren, bilip gücü yeten ve koruyan.

“Allah her şeyin karşılığını vericidir.” [265]

45. Rezzâk: Mahlukâtın beden ve ruhlarının gıdasını yaratıp veren.

“… (Ey Rabbimiz!) Bizi rızıklandır; zaten sen, rızık verenlerin en hayırlısısın.” [266]

46. Fâtır: Yoktan var eden.

“De ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden, ye­dirdiği halde yedirilmeyen Allah’tan başkasını mı dost edineceğim!”[267]

47. Kahir: Yenilmeyen, yegâne galib.

“O, kulların üstünde her türlü tasarrufa sa­hiptir.” [268]

48. Kâdîr: Her şeye gücü yeten, yegâne kudret sahibi.

“Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” dediler. De ki: Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir.”[269]

49. Hak: Fiilen var olan, mevcudiyeti ve uluhiyyeti gerçek olan.

“Sonra insanlar gerçek sahipleri olan Allah’a döndürülürler.” [270]

50. Âlimü’l-Gaybi Ve’ş-Şehadeti: Gizliyi de açığı da bilen.

“Gizliyi ve açığı bilendir ve O, hikmet sahibi­dir, her şeyden haberdardır.” [271]

51. Halîk: Takdirine uygun yaratan.

“İşte Rabbiniz Allah O’dur. O’ndan başka ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır.” [272]

52. Latîf: Yaratılmışların ihtiyacını en ince nok­tasına kadar bilen sezilmez yollarla karşılayan.

“Gözler O’nu göremez; halbuki O, gözleri gö­rür. O eşyayı pek iyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”[273]

53. Hakem: Hüküm veren.

“(De ki): Allah’dan başka bir hakem mi araya­cağım? Halbuki size Kitab’ı açık olarak indiren O’­dur.”[274]

54. Sâdık: Doğru söyleyen.

“Bu, zulümleri yüzünden onlara verdiğimiz cezadır. Biz elbette doğru söyleyeniz.” [275]

55. Mevlâ: Gerçek dost, sahip.

“… Bilin ki Allah, sizin sahibinizdir. O ne gü­zel sahip ve ne güzel yardımcıdır!” [276]

56. Kavi: Her şeye gücü yeten, kudretli.

“Allah güçlüdür. Onun cezası şiddetlidir.”[277]

57. Hafız: Koruyan gözeten.

“… Benim Rabbim her şeyi gözetendir.” [278]

58. Mucîb: İstek ve arzulara karşılık veren.

“… O’na tevbe edin. Çünkü Rabbim (kullarına) çok yakındır (dualarını) kabul edendir.” [279]

59. Mecîd: Şanlı, şerefli.

“… Şüphesiz ki O, övülmeye lâyıktır, iyiliği boldur.” [280]

60. Vedûd: Çok seven ve sevilen.

“… Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir (mü’minleri) çok sever.” [281]

61. Müsteân: Sığınılan.

“…Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Anlattığınız karşısında (bana) yardım edecek olan ancak Allah’tır.”[282]

62. Gâlib: Yegane galebe sahibi.

“Allah emrini yerine getirmeye kadirdir. Fa­kat insanların çoğu (bunu) bilmezler.” [283]

63. Kahhar: Yenilmeyen, yegane galib.

“… Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa gücüne karşı durulamaz olan bir tek Allah mı?” [284]

64. Hafîz: Koruyup gözeten.

“… Allah en hayırlı koruyucudur. O, acıyanla­rın en merhametlisidir.” [285]

65. Müteâlî: İzzet ve şeref, hükümranlık bakı­mından yüce, aşkın.

“O, görüleni de görülmeyeni de bilir, çok bü­yüktür, yücedir.” [286]

66. Valî: Kainata hâkim olup onu yöneten.

“… Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” [287]

67. Şedîd: Azabı çetin ve şiddetli [288]

“Onlar, Allah hakkında mücâdele edip durur­ken O, yıldırımlar gönderip onlarla dilediğini çar­par. Ve O azabı pek şiddetli olandır.” [289]

68. Varis: Varlığının sonu olmayan

. “Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Ve her şe­ye biz varis oluruz.” [290]

69. Hallak: Hakkıyla yaratan.

“Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan, pek iyi bilendir.” [291]

70. Kefîl: Bütün işleri üzerine alan yegâne var­lık.

“Antlaşma yaptığınız zaman, Allah’ın ahdini yerine getirin ve Allah’ı üzerinize şahit tutarak, pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın.” [292]

71. Muktedir: Her şeye gücü yeten, kudretli.

“Allah, her şey üzerinde iktidar sahibidir.” [293]

72. Hafi: Lütufkar.

“İbrahim: Selâm sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O ba­na karşı çok lütufkardır.” [294]

73. Gaffar: Çok bağışlayan, daima  affeden.

“Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.” [295]

74. Hadî: Yol gösteren, hidayete erdiren

“Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.” [296]

75. Mübîn: Apaçık gerçek olan.

“Allah’ın apaçık gerçek olduğunu anlayacak­lardır.” [297]

76. Nur: Nürlandıran, nûr kaynağı.

“Allah, göklerin ve yerin nurudur.” [298]

77. Kerîm: Her türlü fazilete sahip olan, kerem sahibi.

“… Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur, nankörlük edene gelince, o bilsin ki, Rabbinin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, çok kerem sahi­bidir.” [299]

78. Müntekîm: Suçluları cezalandıran.

“Kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenlerden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz, günahkârlara layık ol­dukları cezayı veririz.” [300]

79. Fettah: İyilik kapılarını açan, en güzel ha­kem, fatih.

“De ki: Rabbimiz hepimizi bir araya toplaya­cak, sonra aramızda hak ile hükmedecektir.” [301]

80. Şekûr: Az bir iyiliğe karşı çok mükâfat veren.

“Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol veren­dir.” [302]

81. Kâ’fî: Her şeye kâfi gelen.

“Allah kuluna kâfi değil midir?”[303]

82. Gâfir: Bağışlayan.

“Günahı bağışlayan…” [304]

83. Rafiu’d-Derecât: Dereceleri yükselten.

“Dereceleri yükselten…” [305]

84. Zu’l-Arş: Arş sahibi.

“Dereceleri yükselten, Arşın sahibi Allah, ka­vuşma günüyle korkutmak için kullarından diledi­ğine iradesiyle ilgili vahyi indirir.” [306]

85. Muhyî: Hayat, can veren.

“Senin yeryüzünü kupkuru görmen de Allah’ın âyetlerindendir. Biz onun üzerine suyu indirdiği­miz zaman, harekete geçip kabarır. Ona can veren, elbette ölüleri de diriltir. O, her şeye kadirdir.” [307]

86. Rezzak: Her türlü rızkı veren, ruhu, bedeni rızıklandıran.

87. Zu’l-Kuvva: Güç, kuvvet ve kudret sahibi.

88. Metin: Herşeye gücü yeten, yegane kudret sahibi.

“Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” [308]

89. Ber: İyilik eden, vaadini yerine getiren.

“Gerçekten biz bundan önce O’na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O’dur.” [309]

90. Melik: Gayb ve şuhûd âlemlerin sahibi.

“Güçlü ve yüce Allah’ın huzurunda hak mec­lisindedirler.” [310]

91. Zû’l-Celâlî Ve’l-İkrâm: Azamet ve ikram sahibi.

“Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı baki kalacak.” [311]

92. Evvel: Varlığının başlangıcı olmayan.

93. Âhîr: Varlığının sonu olmayan.

94. Zahir: Varlığını ve birliğini belgeleyen bir çok delilin bulunması açısından aşikar.

95. Bâtın: Zatının görülmemesi ve mahiyetinin anlaşılmasının mümkün olmaması bakımından gizli olan.

“O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O, her şe­yi bilendir.” [312]

96. Kuddüs: Her türlü eksiklikten münezzeh olan.

97. Selâm: Esenlik ve barış veren.

98. Mü’mîn: Güven veren ve güvenilip dayanı­lan, vaadi hak.

99. Müheymin: Kâinatın bütün işlerini tedbir edip, yöneten.

100. Cebbar: İradesi baskı altında olmayan, her durumda yürüten, yaratılmışların halini iyileştirip gözeten.

101. Mü’tekebbir: Azamet ve yüceliğini izhar eden.

“O, öyle Allah’tır ki, kendisinden başka hiçbir ilah yoktur. O, mülkün sahibidir, eksiklikten mü­nezzehtir, selâmet verendir, emniyete kavuştu­randır, gözetip koruyandır, üstündür, istediğini zorla yaptıran, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, müşriklerin ortak koştukları şeylerden münez­zehtir.”[313]

102. Musavvir: Şekil veren, nitelik ve özellik kazandıran.

“O, yaratan, var eden, şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nun şanını yüceltmektedirler. O galiptir, hik­met sahibidir.”[314]

103. Âlâ: Yüce.

“Yüce Rabbinin adını tesbih (tasdik) et.” [315]

104. Ekrem: Kerem sahibi.

“Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” [316]

105. Ahad: Benzerinin bulunmaması, parçalan­maması itibariyle tek.

“De ki: O, Allah birdir.”[317]

106. Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, her şeyden müstağni, arzu ve ihtiyaçları, sebebiyle her­kesin yöneldiği ulular ulusu, müstağni.

“Allah Samed’dir.”[318]

Öyle kî:

O, doğmamış ve doğurmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.

İşte saymış olduğumuz Allah’ın bu güzel isimleri Kur’ân-ı Kerim’de isim kipiyle gelmiş olup, ayet-i ke­rimelerde açık olarak geçmektedir toplam 106 adettir. Allahu alem bissevab.

[224] Fatiha: 1/1

[225] Fatiha: 1/2

[226] Fatiha: 1/4

[227] Taha: 20/114

[228] Bakara: 2/19

[229] Fussilet: 41/54

[230] Bakara: 2/20

[231] Bakara: 2/29

[232] Bakara: 2/23

[233] Bakara: 2/37

[234] Bakara: 2/55

[235] Bakara: 2/55

[236] Şûra: 42/28

[237] Bakara: 2/107

[238] Bakara: 2/115

[239] Bakara. 2/117

[240] Bakara: 2/127

[241] Bakara: 2/129

[242] Bakara: 2/133

[243] Bakara: 2/143

[244] Bakara: 2/158

[245] Bakara: 2/173

[246] Bakara: 2/186

[247] Bakara: 2/234

[248] Bakara: 2/234

[249] Bakara: 2/255

[250] Bakara: 2/255

[251] Bakara: 2/263

[252] Bakara: 2/267

[253] Âl-i İmran: 3/8

[254] Âl-i İmran: 3/9

[255] Âl-i İmran: 3/18

[256] Ra’d: 13/33

[257] Âl-i İmran: 3/26

[258] Âl-i İmran: 3/98

[259] Âl-i İmran: 3/150

[260] Âl-i İmran: 3/173

[261] Nisa: 4/1

[262] Nisa: 4/6

[263] Nisa: 4/34

[264] Nisa: 4/43

[265] Nisa: 4/85

[266] Maide: 5/114

[267] En’am: 6/14

[268] En’am: 6/18

[269] En’am: 6/37

[270] En’am: 6/62

[271] En’am: 6/73

[272] En’am: 6/102

[273] En’am: 6/103

[274] En’am: 6/114

[275] En’am: 6/146

[276] Enfal: 8/40

[277] Enfal: 8/52

[278] Yûsuf: 12/21

[279] Hûd: 11/61

[280] Hûd: 11/73

[281] Hûd: 11/90

[282] Yûsuf: 12/18

[283] Yûsuf: 12/21

[284] Yûsuf: 12/39

[285] Yûsuf: 12/65

[286] Ra’d: 13/9

[287] Ra’d: 13/11

[288] Hasan ‘Şedid’ ismini Züheyr’in rivayetinden almıştır. Şedid isminin Allah’ın yüce ve mübarek isimleri arasında zikredilmesi Kur’an’ın esrarındandır. Yine bu ismin Kur’an’ın onüçüncü cüzünün, onüçüncü suresinin, onuçüncü ayetinde yer alması calib-i dikkattir. Zira bu isim Mushaf-ı Şerifin tertibi üzere onüçüncü sûresi olan Ra’d sûresinde yer almaktadır. Aynı şekilde ayette geçen Şedidü’l-İkab harflerinin onüç olması. Kur’an’ın esrarın­dandır.

[289] Ra’d: 13/13

[290] Hicr: 15/23

[291] Hicr: 15/86

[292] Nahl: 16/91

[293] Kehf, 18/45

[294] Meryem: 19/47

[295] Tâhâ: 20/82

[296] Hacc: 22/54

[297] Nûr: 24/25

[298] Nûr: 24/35

[299] Neml: 27/40

[300] Secde: 32/22

[301] Sebe: 34/26

[302] Fatır: 35/30

[303] Zümer: 39/36

[304] Mü’min: 40/3

[305] Mü’min: 40/15

[306] Mü’min: 40/15

[307] Fussilet: 41/39

[308] Zâriyât: 51/58

[309] Tur: 52/28

[310] Kamer: 54/55

[311] Rahman: 55/27

[312] Hadid: 57/3

[313] Haşr: 59/23

[314] Haşr: 59/24

[315] A’la: 87/1

[316] Alak. 96/3

[317] İhlâs: 112/1

[318] İhlas  ,112/2

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.