Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
7 sene önce tarafından yazıldı, 319 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

Kuran ve Sünnette Zikir

 

Zikrullah:

 

Zikir Anma, anımsama, ezberleme, hatırlama. Söylenmesi tavsiye edilen hamd, sena ve dua için kullanılan sözler demektir. Tasavvufta Allah tealayı daima hatırda tutup zikir etmektir. Zikir, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur’ân’da 292 yerde, sade zikr olarak ise 76 yerde geçmektedir. Allah zikir yapan kulları kuranda övmüştür. Ayetlerde:

 

Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin” (Bakara 152).

 

Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma. (Araf 205)

 

Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler (anarlar). Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler: “Rabb’imiz (derler), bunu boş yere yaratmadın, sen yücesin, bizi ateş azabından koru!…” (Ali İmrân 191).

“Onlar ki, inanmışlardır ve kalbleri Allah’ı zikretmekle (anmakla) yatışır. İyi bilin ki ancak Allah’ı zikretmek (anmak)la kalbler yatışır” (Ra’d 28).

Allah’ın, göğsünü İslâm’a açtığı, böylece Rabbinden bir nur üzere bulunan kimse, kalbi imana kapalı kimse gibi midir? Allah’ın zikrine karşı kalpleri katı olanların vay hâline! İşte onlar açık bir sapıklık içindedirler. (Zümer 22)

 

Gerçek şu ki Allah’a teslim olmuş bütün erkekler ve kadınlar, inanan bütün erkekler ve kadınlar, kendini ibadet ve taata vermiş erkek ve kadınlar, niyet ve davranışlarında doğru ve samimi olan erkek ve kadınlar, sıkıntılara göğüs geren erkekler ve kadınlar, gönülden saygıyla Allah’tan korkan erkekler ve kadınlar, sadaka veren erkekler ve kadınlar, nefislerini kontrol edip her şeyden kaçınarak oruç tutan erkekler ve kadınlar, iffet ve namuslarını koruyan erkek ve kadınlar, Allah’ı durmaksızın çokça anan erkek ve kadınlar var ya, işte onlara Allah bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.” (Ahzab 35)

Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin. O’nu sabah akşam tespih edin.(Ahzab 41,42)

Bakara 152 ayetinde ifade edilen “Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım” cümlesi her türlü anmayı zikretmeyi kasıt etmektedir. Elmalı merhum bu ayetin tefsirinde şunları söyler. Zikir de şükür gibi ya dille, ya kalble veya bedenle olur. Dil ile zikir, Allah Teâlâ’yı en güzel isimleriyle anmak, hamd etmek, tesbih ve tenzih etmek, Kitab’ını okumak ve dua etmektir. Kalb ile zikir, gönülden anmaktır ki, sırası ile

1- Allah’ın varlığını gösteren delilleri düşünmek, şüpheleri atarak Allah’ın isim ve sıfatlarını tefekkür etmek (düşünmek)tir.

2- Allah’ın koyduğu hükümleri, kulluk vazifelerimizi, yani Allah’ın bildirdiği sorumlulukları, onlarla ilgili hükümleri, emir ve yasakları, Allah’ın vaadini, tehdidini ve bunların delillerini düşünmektir.

3- Maddi ve manevi varlıkları, bunlardaki yaratılış sırlarını seyredip düşünmekle zerrenin kutsal âleme bir ayna olduğunu görmektir. Bu aynaya, gereği gibi bakanların gözüne, o güzellik ve büyüklük âleminin nurları yansır. Bir anlık hisle bundan alınacak olan müşahede zevkinin bir göz kırpacak kadar süren parıltısı bile dünyalara değer. Bu zikir makamının hiç sonu yoktur. Bu noktada insan kendinden ve dünyadan geçer, bütün hisleri hakka bağlanır. Hatta zikirden ve zikr edenden bir isim ve eser kalmaz da, hissedilen yalnız zikredilenden ibaret olur. Gerçi bu makamın sözünü edenler çoktur, fakat buna erenlerin sözle alakası yoktur. Aliimran 191 ayeti buna işarettir.

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Benim Allah ile bir vakt im vardır ki o vakitte bana ne mukarreb bir melek ne de gönderilmiş bir peygamber hiçbiri yanaşamaz.” buyurmuştur.

Bedenle zikir: Bedenin organlarından her birinin görevli bulundukları vazife ile meşgul ve dopdolu olması, kendilerine yasaklanan şeylerden boş ve uzak bulunmasıdır.

Allah Teâlâ, bu zikir çeşitlerinden hangisiyle zikredilirse, o da ona layık bir şekilde kendisini zikreden kimseyi, zikredip anacaktır. Bu noktayı anlatmak için, bu âyet çeşitli tabirlerle açıklanmıştır. Bu cümleden olarak:

1- Beni, bana itaatla zikrediniz, ben de sizi rahmetimle zikredeyim.

2- Beni dua ile zikrediniz, ben de sizi duanızı kabul ve ihsanla zikredeyim. Yani “Bana dua ediniz ki, duanızı kabul edeyim.” (Ğâfir, 40/60).

3- Beni övgü ve itaatla zikrediniz, ben de sizi övgü ve nimetle zikredeyim.

4- Beni dünyada zikrediniz, ben de sizi ahirette zikredeyim.

5- Beni gizli yerlerde zikrediniz, ben de sizi sahralarda zikredeyim.

6- Beni refahınız, rahatınız zamanında zikrediniz, ben de sizi bela ve musibete uğradığınız zaman zikredeyim.

7- Beni ibadetle zikrediniz, ben de sizi yardımla zikredeyim.

8- Beni, benim yolumda cihadla zikrediniz, ben de sizi hidayetimle zikredeyim.

9- Beni doğruluk ve samimiyetle zikrediniz, ben de sizi kurtuluş ve size tahsis ettiğim şeyleri artırmakla zikredeyim.

10- Beni önceden ilâhlığımı kabul ile zikrediniz, ben de sizi sonunda rahmet ve kulluğa kabul ile zikredeyim.

Kısaca kulluğun başı zikir, sonu ise şükürdür. “Onların dualarının sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” (Yunus, 10/10) demektir.(Elmalı Tefsir)

Buraya kadar anlatılanlardan her çeşit ibadetin aslen bir zikir olduğu anlaşılmıştır ama bilinmelidir ki tarikat erbabı Alim ve Veli zatlar nefsi ıslah etmek temizlemek ve yukarda sayılan nimetlere mazhar olmak için zikrin özel bir amel olduğunu vurgulamışlardır. Çünkü zikir kalbin ilacıdır kalbi masivadan temizler ve kişinin tüm benliğini ilahi feyizle  sarılmasına ve ayette: Nice erler ki ne ticaret ne alış-veriş kendilerini zikrullahtan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymaz, kalblerin ve gözlerin kıvranacağı günden korkarlar (Nur 37)  ilahi müjdesine mazhar olarak 24 saatlerini tam bir şuur ve bilinç ile Allahı (c.c) gafletin her türlüsünden uzak olarak anmayı kazanmışlardır.

Kalbi ve nefsi riya, ucub, gaflet, gazab, kin vs. pis hasletlerden kurtarmak için diğer ibadetlerin yanı sıra günlük zikrullah şarttır. Zikrullah kalbin cilasıdır ve uyanmasına sebeptir kalbi uyanmadan gafletle yapılan bir ibadetin pek bir manası yoktur malumunuz nitekim ayette:   Onlar namazlarını ciddiye almazlar Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar (Maun 5-6) buyrulur. Bu ayette gaflet ile gösteriş amaçlı kılınan namazı, yapılan ibadeti Rabbimiz kınarken, kalbi uyanmış nefsi temizlenmiş müminlerin namazını rabbimiz övmüştür ayette: Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını (Huşu) artırır. (İsra 109)

yine :”onlar ki kendilerini hakikaten rablerine kavuşuyor ve hakikaten ona rücu ediyor sayarlar, böyle bir huşu ile kılarlar (Bakara 46)

yine: “Ki onlar namazlarında huşu’ludurlar (Mümin 2) ilahi emirleri huşunun engelinin gaflet olduğunu bildirir. Gafletin ilacı ise zikrullahtır. Nitekim araf suresinin 205 ayetinde rabbimiz: Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma” buyurarak zikretmeyenlerin gafil olduğunu ve zikrullahın gafletin ilacı olduğunu açıkça vurgular.

 

 

Şimdide gelelim zikrullah ile ilgili bazı hadislere

 

Hz. Ebû Musâ (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misâli, diri ile ölünün misali gibidir.”(Buhârî, Daavât 66; Müslim, Salâtü’l-Müsâfirin 211, (779)

 

Ebû Ümâme (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Kim yatağına temiz (abdestli) olarak girer ve uyku bastırıncaya kadar Allah’ı zikrederse gecenin herhangi bir saatinde uyanıp da Allah’tan dünya veya âhiret hayırlarından bir şey isterse Allah Teâla, istediğini mutlaka ona verir.” (Tirmizî, Daavât 100, (3525).)

Rasulullah buyurdu ki: Sabah namazından sonra güneş doğuncaya kadar oturup Allah tealayı zikretmem benim için dört köle azat etmekten daha hayırlıdır.(Ebu Davut İlim11)

 

Rasulullah buyurdu ki: Kim (Lam elifi) çekerek La ilahe illallah derse dört bin günahı (bir anda) yakılıverir (Ramuzul Ehadis 5413)

 

Hz. Muâz İbnu Cebel (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Kul, kendini Allah’ın azabından kurtarmada zikrullahtan daha müessir bir ameli işlememiştir.” (Muvatta, Kur’ân 24, (1, 211); Tirmizî, Daavât 6, (3374); İbnu Mâce, Edeb 53, (3790))

 

Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellem “Cennetin anahtarı Lâ ilâhe illallah diye şehadette bulunmaktır. Lâ ilâhe illallah zikrine devam edenler için kabirlerinde ve kabirlerinden kalktıkları zaman mahşerde korku yoktur. Sanki ben lâ ilâhe illallah zikrine devam edenleri görüyorum kabirlerinden kalktıklarını başlarında ki toprağı silkeleyerek “…Bizden tasayı gideren Allah’a hamdolsun. Doğrusu Rabbimiz çok bağışlayan, çok nimet verendir.”(Fatır 34) âyetini okuyarak buyurdular. (Ramuzul Ehadis 4475)

 

Bize Yezid (yâni İbnü Zürey’) rivayet etti. (Dedi ki) : Bize Ravh b. Ka­sım, Alâ’dan, o da babasından, o da Ebû Hüreyre’den naklen rivayet etti. Şöyle demiş: Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Mekke yolunda yürü­yordu. Derken Cümdan denilen dağın yanından geçti. Ve :

«Yürüyün! Bu Cümdan’dır. Müferridler geçmiştir.»  buyurdu. Ashab:

Müferridler nedir yâ Resûlallah? dediler.

«Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlardır.» buyurdular.

Müferridler kelimesi müfridler şeklinde de rivayet olunmuştur. Bu kelimeyi Resûlüllah (Sallallahü A leyhi ve Sellem) :

«Allah’ı çok zikreden erkek ve kadınlardır.» diye tefsir buyurmuştur (Müslüm 2676)

 

” Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem, Cemdan denilen bir dağın yanından geçti,

“Bu Cemdan’dır, devam ediniz, tekçiler (müfridun) geçtiler,” dedi.

Bunun üzerine:

Ey Allah’ın, Rasûlu Kimdir tekçiler (müfridun), denilince,

“Allah’ı tenhada çokça zikreden / anan kadın ve erkeklerdir.” buyurdu.” (İbni Teymiye Kalbin amelleri-Müslim (4/2062)

 

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Dile hafif, mîzana konduğunda ağır gelen ve Rahmân olan Allah’ı hoşnut eden iki cümle vardır: Sübhânallahi ve bi–hamdihî sübhânallahi’l–azîm: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Ben Yüce Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tekrar tenzih ederim (Buhârî, Daavât 65, Eymân 19, Tevhîd 58; Müslim, Zikir 31. Ayrıca bk. Tirmizî, Daavât 60; İbni Mâce, Edeb 56.)

 

Ebû Eyyûb el–Ensârî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir kimse on defa, lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh, lehü’l–mülkü ve lehü’l–hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr, derse, İsmâil aleyhisselâm’ın soyundan dört kimseyi hürriyetine kavuşturmuş gibi sevap kazanır.” (Buhârî, Daavât 64; Müslim, Zikir 30)

Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:

“Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhânallahi ve bi–hamdihî demektir”, buyurdu (Müslim, Zikir 85)

 

Ömer İbni’l-Hattab (Radıyallahu Anh) Hazretlerinden rivayet edil­gine göre demiştir ki, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle bu­yurmuştur:

“Kim okumasını âdet edindiği zikrini yahud ondan bir kısmını (gece­leyin yerine getirmeyip) uyur da sonra onu, sabah namazı ile öğle namazı arasında okursa, geceleyin onu okumuş gibi kendisine sevab yazılır (Müslim. Ebû Dâvud. Tirmizî)

 

Cabir b.Abdullah’dan (Radıyallahu Ânhüma rivayet edildiğine gö­re, Cabir demiştir ki, Resûlüllah sallallahu Aleyhi ve Sellem’in şöyle bu­yurduğunu işittim:

Zikrin en faziletlisi, “Lâ ilahe illallah” (Allah’dan başka hiç bir ilâh yoktur), sözüdür (Tirmizi. îbn-i Mâce)

 

“‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh’ (=Güç ve kuvvet, ancak Al­lah’ındır) sözü, Cennet hazinelerinden bir hazinedir (Buhârî, Da’vât 51, 68; Müslim, Zikr 45; İbn Mâce, Edeb 59)

 

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“(Kıyamet gününde) Hz. Al­lah’ın yanında peygamber ve şehit olmayan öyle kimseler bulunacak­tır ki, yüzlerindeki ilahi nur bakanların gözlerini kamaştıracaktır… Bunların mevki ve Allah’a olan yakınlıklarına peygamberler ve şehitler bile gıpta edeceklerdir.

Bu kimseler, her kabileden toplanıp Allah’ı zikredenlerdir. Hurmaların en iyisini seçip yiyenler gibi, bu zevat da Allah’ı tesbih seçerek hamd, sena ve zikreden kimselerdir (Suyuti-Camiüs-sağir)

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Allah’ı zikrin ( anmanın ) en üstünü ( La ilahe illallah) duaların en güzeli de ( Elhamdü lillah)  cümleleri ile olur. (Suyuti-Camiüs-sağir Zikir babı)

 

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Kıyamet günü derece bakı­mından insanların en üstünü Allah’ı bol bol anan kimseler olacaktır(Suyuti-Camiüs-sağir Zikir babı)

 

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Yıldızlar, dünya sakinlerini aydınlattığı gibi, içinde Allah’ın anıldığı ev de, sema ehlini aydın­latır

(Suyuti-Camiüs-sağir Zikir babı)

 

Resulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Dünya ve içinde olanlar hiç makbul değildir. Ancak, Allah’ı zikretmek ve ilim öğrenmek, ilme sahip olmak suretiyle Allah dostu olmak bundan müstesnadır(Suyuti-Camiüs-sağir Zikir babı)

 

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Kim bir yere oturur ve orada Allah’ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah’tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar, orada Allah’ı zikretmezse, ona Allah’tan bir noksanlık vardır. Kim bir müddet yürür ve bu esnâda Allah’ı zikretmezse, Allah’tan ona bir noksanlık vardır.” (Ebû Dâvud, Edeb 31, (4856), 107, (5059); Tirmizî, Daavât 8, 3377)

 

Ebu Hureyre (r.a)’dan rivâyet olunduğuna göre, Nebî sallallâhu aleyhi vesellem şöyle buyurmuşlardır: “Îman yetmiş küsûr şûbedir. En üstün derecesi lâilâhe illallah demek; en aşağı derecesi yoldan ezâ verecek şeyleri temizlemektir. Hayâ da imandan bir şûbedir (Buhari)

 

Ebu’d-Derda’dan rivayet olunduğuna göre, şöyle de­miştir: “Allah Rasulü, şöyle buyurdu:

“Size, yaptığınız amellerin en hayırlısını, melikiniz (Allah) katında en temiz olanını, sizi derece bakımından en çok yüce yükseltenini, sizin için altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlı olanını, sizin için diişmanlarnızla karşılaşmaktan, onların boynunu vurmaktan ve onla­rın da sizin boynunuzu vurmasından daha hayırlı olanı­nı haber vereyim mi?” Sahabilar:

“Evet, ey Allah’ın Rasulü” dediler. Allah Rasulü: Allah’ı anmak (zikrullah)” buyurdu (İbni Teymiye Dualar ve Zikirler)

 

Evet, Buraya kadar anlattığımız ayet ve hadislerden dolayı Ehlullah zikri ya Hafi(gizli) ya da Cehri ( Sesli) olarak ve cemaatle veya münferit olarak yüz yıllardır bu ümmete öğretmiş aktarmışlardır. Bunları da kuran ve sünnet ışığında İçtihad derecesine ulaşmış Ehlullah yapmıştır. Tarikat yolunda olanlara da bunlara tam bir ittiba gerekir.

 

 

Nakşibendi Yolunda Zikir- Kalp Zikri

 

Nakşibendi yolunda zikir  Hafi (gizli) olarak münferit yapılan, cemaatle (Hatme-i Hacegan) beraber yapılan şekilde iki türlüdür.  Kalbi zikre delil rabbimizin: Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur (Rad 28) ve      Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret(Araf 205) yine “Rabbi’nin adını an ve her şeyi kalbinden çıkarıp sadece O’na yönel”. (Müzzemmil 8) ayetleridir.

 

Ayette geçen Tebtil ve Tebettül:”Rabbinin adını anmaktan murad; tesbih etmek ve gece gündüz O’na ibadet etmektir. Kur’an okumak ve ilim tahsil etmektir.” Bu tebtilin manasıdır zira Allah’a yönelmek için bir iş yapma manası vardır. Bir işle meşgul olan kendini tama men Allah’a vermiş olamaz. Tebettül; masivayı bırakıp herşeyi ile Allah’a yönelmektir. Hatta ehl-i tahkike göre cennet ve ahiret hayalini bırakıp Allah’a erişmek ve O’na muttasıl olmak için tevhide girmektir. Meselâ bir kimse yalnızca cennet beklentisiyle ve ahiret endişesiyle Allah’a yönelse, bu yöneliş hakikî bir yönelme değildir. Ve bu yolda dünyadan tecrit olmuş olur ve tebettül, bütün mâsivadan kopup Allah’a yönelmektir. Nefsin heva ve hevesinden elçekmektir.(Beyzavi-Fahrettin razi Tefsiri kebir)

Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım” (Bakara 152) ayetleridir. Bu son ayet zikrin her türlüsünü içine alan bir ifadedir.

Nitekim kutsi bir hadiste Hz. Ebû Hüreyre’nin rivayetinde şöyle gelmiştir: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah Teâla hazretleri diyor ki: “Kulum, hakkımda nasıl bir zan yürütürse ben öyleyimdir. O, beni zikredince ben onunla beraberim. O beni içinden geçirirse, ben de onu içimden geçiririm. O, beni bir cemaat içerisinde anarsa, ben de onu, onunkinden daha hayırlı bir cemaatte anarım. O, bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım. O bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim.” (Buhârî, Tevhid 50; Müslim, Zikr 2, (2675); Tirmizî, Daavât 142, 3598)

Diğer Hadiste ise Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurur: Zikrin en hayırlısı hafi olanıdır. (Ahmet b.Hanbel 1/172-180)

 

Bir diğer hadiste: Allahu teala benim sadrıma (göğsüme) ne doldurduysa onu olduğu gibi Ebu Bekrin sadrına ilka ettim buyurmuştur. (Keşfül hafa 190)

 

“İnsan vücudunda bir et parçası vardır o düzelirse bütün vücut düzelir, o bozuk olduğunda bütün vücut ifsat olur İyi bilin ki, işte o et parçası kalptir” (Buhârî, İmân, 39; Müslim,Musâkât, 107)

 

İşte hadiste ifade edilen bütün bedenin düzelmesi kalbin düzelmesine bağlanmış. Kalbin düzelmesi de elbette Rad suresi 28 ayetin işaretiyle, zikirle düzeleceğini belirtmiş. Bunun bir hikmeti nefis bir nevi ahtapota benzer kolları bütün azalara uzanmış kendisi kalbe çöreklenmiştir. Kişi kalbi zikrullaha başlayınca nefs bütün kollarını toplayarak büzüşür sıkıntı yaşar. Zikrullah ona en fazla zarar veren bir ilahi ilaçtır. Bu sebeplede sofileri her zaman zikirden uzak tutmak ister. Sofi zikrullaha devam edip Allah lafzını kalbe tanıtınca kalbe bu ismin feyzi akmaya başlar. Bu sefer latife makamına geçilir. Çünkü nefs artık kalbden kaçmak zorunda kalmıştır ki sofiye latife dersi bu yüzden verilir. Bu Esma Zata baktığından diğer bütün isimleri içinde barındırır işte bu yüzden Allah lafza-ı celalin bereketiyle kişi çok hızlı ilerler emmare, Levvame, Mülhime gibi nefis makamlarını hemen aşar, bu ismin bereketinden ilahi heybet ve nur belirir.  Aynı usulle bu sefer latifeler Allah lafza-ı celaliyle feyizlenip bereketlendirilir. Taki nefis vucutta kaçacak bir yer olmadığını anlar. Sofiye Nefyi isbat verilerek bu sefer Kelimei Tevhid kılıncıyla nefs hizaya getirilir ve Müslüman olması sağlanır Rabbimizin inayeti ve rahmetiyle Biz O’na teslim olanlarız. (Aliimran 84) ayeti  zuhur eder.

 

Bu hususta Hadiste Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki:Şeytan, herhangi birinizin damarlarında, kan nasıl akıyorsa o şekilde dolaşmaktadır.” Bunun üzerine ashab: “Seninde mi?” diye sordular. Hz. Peygamber:

“Benim de, fakat Allah, şeytana karşı bana yardım etti de, o bana teslim oldu (veya Müslüman oldu) buyurmuştur.( Tirmizi, Rada, 17/1172; A. H. Müsned, III, 309; Darimi, Sünen, II, 320, Rikak, 66.)

 

Hadiste teslim oldu Müslüman oldu ifadesinde kast edilen manada Nefsin Müslüman oluşu hikmeti saklıdır. Çünkü hadiste ifade edilen şeytan anladığımız şeytan olsaydı Müslüman olması düşünülemez. Diğer bir yorum da Bazı alimlerin buradaki şeytandan kasıt cin denilen varlıktır demeleridir. Buda büyük bir hatadır. Bu söz cinlerin niteliğini ve ne sebeple vucuda girebileceklerini ve nekadar kalabileceklerini bilmeyen şahısların Efendimize (s.a.v) iftirasıdır. Hiçbir cinin Hattine değildir Efendimizin (s.a.v) bırakın latif bedenine girmeyi, hikmetsiz ve izinsiz yanına dahi gelmesi. İkincisi kanın dolaşması gibi ifadesidir ki zaten hayvani ruh dediğimiz nefis, âlimlerin çoğunluğunca buhar diye tarif edilmiştir. İşte böyle Müslüman olan bir nefis artık hakkın ibadet ve taatında asla inatlaşmaz. Ayetin ihbarıyla Kalp tam bir itminana ulaşır ve kullukta huşu ve hudu duyar. Nitekim diğer bir hadiste nefsin şeytan diye tarif edilmesi ve kalpte çöreklendiği ve zikirle beraber kaçmaya başladığı anlatılır.

 

İbnni Abbas (r.ah) anlatıyor: Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellem buyurdular ki: “Şeytan âdemoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allahı zikredince kaçar, gaflette ise vesvese verir.(Buhari) bu hadis yukarda anlattığımız hikmeti elbette içinde barındırır.

 

 

Neden Allah (c.c) Esması

 

Bir diyer hususta Allah Lafza-ı celalini yalın halde zikredemezsiniz zikirden kasıt Tesbih, (Sübhanallah) Tahmid (Elhamdülillah) vs. dir Allah, Allah şeklinde zikir edilmez diyen bazı eşhas çıkmış Bütün ümmetin alimlerinin İsmi Azam en büyük esma ve zata bakan esma Allah lafzıdır diye ittifakını hiçe sayıyor. Alimleri hiçe saymaları bir tarafa Allahın (c.c) kuranda Efendimizin (s.a.v) hadislerinde Allah lafzının hep zatı kast için kullanıldığını da görmüyorlar. Böyle zikredenleri eleştiriyor cehaletlerini sergiliyorlar, kısaca onlara diyoruz ki Rabbimiz teala bunu kendi ayette belirtmiş ve demiş ki: De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O’nundur (İsrâ, 110)

Keşşaf sahibi şöyle demiştir: “Allah ve Rahman” kelimelerinden murat, isimdir; müsemmâ değildir. Buradaki ev edatı, tahyîr (muhayyerlik) içindir. Yani, “Allah’ı ister şu kelimeyle, İsterse bu kelimeyle zikredin” demektir. Eyyendeki tenvîn de, muzafun ileyh’den bedeldir. Mâ lafzı, ibhâm için gelmiş olup, “eyyen”deki manayı tekîd eden bir sıladır. Ve ifadenin takdiri, “Bu iki isimden hangisiyle O’nu çağırır ve zikrederseniz zikredin””nihayet en güzel isimler onundur.” Buradaki felehu zamiri yukarıda zikredilen iki isimden birisine raci değildir; onların müsemmâsına, yani Allah’ın yüce zâtına racidir. Buna göre mana, “Bunlardan hangisiyle çağırırsanız çağırın, o muhakkak ki güzel ve yerindedir” şeklinde olur.(Fahrettin razi-Mefatihül Gayb)

 

Allah (c.c.) Lafzı Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere lâyık bulunan, her türlü eksiklik ve noksanlıklardan uzak, bütün kemal sıfatları kendinde toplayan, eşi ve benzeri bulunmayan zâtın özel ve en kapsamlı adıdır. Allah’a nisbet edilen isimler hâs (özel) ve âm (cins) olmak üzere ikiye ayrılır. Allah adı özel isim; Rab, Rahmân, Rahîm gibi isimler ise, Allah’ın özel ismine nisbetle anılan isimlerdir. Allah ism-i şerifi, Cenâb-ı Hakk’ın has ismidir. Bu itibarla diğer isimlerin ifade ettiği bütün güzel vasıfları ve İlâhî sıfatları içine alır. Diğer isimler ise, yalnız kendi mânalarına delâlet ederler. Yani Allah (c.c) dediğinde bütün esmalarıda zikretmiş olursun ama Basir dedinmi sadece Allahın (c.c) Görmesini söylemiş olursun diğer vasıflarını merhametini affını keremini cömertliğini vs. zikretmiş olmazsın.  Bu İsim, ifade ettiği ilâhî manasıyla yalnız Allah’a aittir ve hiçbir kelime bu ismin manasını ve muhtevasını ifade gücüne sahip değildir. Bu isim başkası için de kullanılamaz. Ayette:

(Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde, O’na ibadet et ve O’na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç, O’nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun? (Meryem 65)

Buyurulur.

Bu bakımdan Allah isminin yerini hiçbir isim tutamaz. Bu isim, Allah’tan başkasına ne hakikaten ve ne de mecazen verilemez. Diğer isimlerin ise, Allah’tan başkasına isim olarak verilmesinde bir mahzur yoktur (Kadir, Celâl gibi). Yalnız bu isimlerin başına, insanlara izafe edildiklerinde, “kul” mânâsına gelen “abd” kelimesinin ilâvesi güzel olur (Abdülkadir (Kadirinkulu) ismi gibi)

İmamı gazalide Esma-i Hüsna Şerhi eserinde derki: Şunu iyi bil ki, bu isim, (Allah)    Allah’ın doksan dokuz isminin en büyüğüdür! Çünkü bu, içinden hiç bir şey müstesna, olmaksızın, bütün ilâhi sıfatları cem eden zâta delâlet etmektedir.  Diğer isimleri ise, ilim, kudret, fiil gibi yalnız ifade ettikleri mâna birimlerine delâlet etmektedir.

Ve yine bu isim, Allah’dan başkasına, ne hakikat ve ne de mecazen delâlet etmiyeceği cihetiyle,   bütün isimlerinden daha hasdır. Yani daha özellik ve hususiyet ifade etmektedir.. Diğer isimler ise, böyle değildir. Ondan başkasına da itlâk edilip çağırılabilir:    Kadîr, Alîm, Halım gibi.. İşte bu iki sebebdendir ki, Allah ismi, bütün isimlerin en büyüğü olmuştur.(Gazali Esma-i Hüsna Şerhi)

 

Görüldüğü gibi yüce Yaratıcının Zatına bakan Esma Allah (c.c) ismidir ve İsmi Azamdır. Diğer bütün isimleri içinde cem etmiştir. Konuya devam edecek olursak.

 

 

Rasûlullah sallallâhu aleyhi vesellem: “Muhakkak Allahu Teâlâ cesetlerinize ve suretlerinize bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize nazar eder buyurur. (Buhari-Müslim)

 

Kalbin nurlanmasında veya kararmasında kalbe göz ve kulak yoluyla gelen havâtırın etkisi çoktur fakat kalbin hangi halde bulunduğunun, aklın neyle meşgul olduğunun önemi de büyüktür.

Zikrullahla itminana ermiş bir kalbin dış ve iç düşmanın etkisiyle nurunun sönmesi biiznillah mümkün değildir. Mürşidi kâmil olan seçilmiş velilerde ise ruh cesedin sultanı, akıl ruhun veziri, kalp de onun müftüsüdür. Allahın izniyle şeytan teşviş ve iğvasıyla, nefis varta ve desiseleriyle mürşidi kâmile zarar veremez. Çünkü bu eşhas ayetin ihbarıyla muhlis olanlardır ve şeytanın onların üzerinde bir hükmü yoktur ayette: içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım”(Hicr 40)

 

Erenköylü Muhammed Efendi arifleri tarif ederken derki: Biliniz ki ârif kulun kalbinin nûru îman, seması mârifet, güneşi şevk, ayı muhabbet, yağmuru merhamet, meyvesi ahlâkı hamîde, sarayları himmettir. O halde mahlûkatın mükerremi mârifet ehlinin kalbidir; feyyâzı feyzi Yezdandır. Her iki cihanın geçididir. Can âleminin gülistânıdır. İlim ve irfan hazinesidir. Lütf u ihsan denizidir. Hazreti Rahman’ın evidir. Nitekim ayette:

“(Onlar) Kudretine nihâyet olmayan Allah’ın sadâkat meclisinde, huzûru Kibriyâsındadırlar (Kalem 55) (Marifeti İlahiye Tarikatı aliye Erenköylü Muhammed Efendi)

 

 

Cemaatle zikir

 

 

Cemaat halinde zikretmek ile ilgili hadislere örnek ise Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Allah’ın, yollarda dolaşıp zikredenleri araştıran melekleri vardır. Allahu Teâlâ’yı zikreden bir cemaate rastlarlarsa, birbirlerini “Aradığınıza gelin!” diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları kanatlarıyla kuşatarak dünya semasına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar:

“Kullarım ne diyorlar?”

“Seni tesbih ediyorlar, sana tekbir okuyorlar, sana tahmid okuyorlar. Sana ta’zim (temcîd) ediyorlar” derler. Rabb Teâlâ sormaya devam eder:

“Onlar beni gördüler mi?”

“Hayır!” derler.

“Ya görselerdi ne yaparlardı?”

“Eğer seni görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta’zim, çok daha fazla tesbihde bulunurlardı” derler. Allah tekrar sorar:

“Onlar ne istiyorlar?”

“Senden, derler, cennet istiyorlar.”

“Cenneti gördüler mi?” der.

“Hayır ey Rabbimiz!” derler.

“Ya görselerdi ne yaparlardı?” der.

“Eğer görselerdi, derler, cennet için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet gösterirlerdi.” Allah Teâla sormaya devam eder:

“Neden istiâze ediyorlar?”

“Cehennemden istiâze ediyorlar” derler.

“Onu gördüler mi?” der.

“Hayır Rabbimiz, görmediler!” derler.

“Ya görselerdi ne yaparlardı?” der.

“Eğer cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı” derler. Bunun üzerini Rabb Teâla şunu söyler:

“Sizi şâhid kılıyorum, onları affettim!”

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sözüne devamla şunu anlattı: “Onlardan bir melek der ki: “Bunların arasında falanca günahkâr kul dahi var. Bu onlardan değil. O başka bir maksadla uğramıştı, oturuverdi.” Allah Teâla: “Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki onlarla oturanlar da onlar sayesinde bedbaht olmazlar” buyurur.” (Buhârî, Daavât 66, Müslim, Zikr 25, (2689); Tirmizî, Daavât 140, (3595).)

 

Ebû Neâmete’s-Sa’dî’den, o da Ebû Osman’­dan, o da Ebû Saîd-i Hudrî’den naklen rivayet etti. (Şöyle demiş) : Muâviye Mescidde bir halkanın yanına çıktı da :

—  Sizi  (buraya) ne oturttu? diye sordu.

—  Allah’ı zikretmek için oturduk, dediler.

—  Allah aşkına mı; sizi ancak bu mu oturttu? dedi.

—  Vallahi bizi ancak bu oturttu, cevâbını verdiler.

—  Beri bakın, ben sizi itham ettiğim için yemin ettirmedim. Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)’den benden daha az hadîs rivayet etmek hu­susunda benim mertebemde hiç bir kimse yoktur. Gerçekten Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ashabından müteşekkil bir halkanın yanına çık­tı da :

«Sizi (buraya) no oturttu?» diye sordu. Ashab :

—  Allah’ı zikretmeye, bizi İslâm’a hidâyet buyurduğu ve onlunla bi­ze imtihanda  bulunduğu için  ona hamdetmeye oturduk, dediler.

«Allah aşkına mı? Sizi ancak bu mu oturttu?»   buyurdu.

—  Vallahi bizi ancak bu oturttu, dediler.

«Beri bakın! Ben sizi itham ettiğim için yemin ettirmedim. Lâkin şu var ki; bana Cibril geldi de Allah (Azze ve Celle) ‘nin sizinle meleklere iftihar ettiğini  haber verdi.»  buyurdular. (Müslim Zikr 2701)

 

Ebû Müslim el-Eğarr (rahimehullah) diyor ki: “Ben şehâdet ederim ki Ebû Hüreyre ve Ebû Saîd (radıyallâhu anhümâ) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)’in şöyle söylediğine şehâdet ettiler: “Bir cemaat oturup Allah’ı zikrederse, mutlaka melekler etraflarını sarar, Allah’ın rahmeti onları bürür, üstlerine sekine iner ve Allah onları yanında bulunan (büyük melek)lere anar.” (Müslim, Zikr 39, (2700); Tirmizî, Daavât 7, 3375)

 

Evet, buraya kadar verdiğimiz ayet ve hadislerden sonra son olarak deriz ki Zahirî amellerin çıkış yeri olan kalp itminana erince mümin istikametten ayrılmaz. Kalbin ıslahı Cenâb-ı Allah’ın bizi sakındırdığı kötü amellerin terkiyle mümkündür ve zikrullah ile mümkündür. Kalp ıslah olursa o zaman hayat bulur, selim olur, kemale erer. Zaten Rabbimizin de bizden istediği kalbin selime ulaşması kemale ermesidir ayette: O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar Ancak Allaha selim bir kalb ile varan müstesna (Şuara 88-89)

Gaybde rahmana haşyet duyan ve (inâbeli) ona yönelmiş bir kalb ile gelen kimselere (Kaf 33)

 

Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir. (Haşr 19)

 

Allahım ayette Allahı unutan ve bu yüzden de Allahın kendilerine kendilerini unutturduğu kimselerden eyleme bizi daima seni bütün benliğimizle zikreden kullarından eyle ve Rabbim bizlere de kalbi selimi ihsan et. Ve bizi razı olduklarından eyle.amin

 

Dil hânesi pür-nûr olur
Envâr-ı zikrullah ile
İklîm-i ten ma’mûr olur
Mi’mâr-ı zikrullah ile

Her müşkil iş âsân olur
Derd-i dile dermân olur
Cânun içinde cân olur
Esrâr-ı zikrullah ile

 

Gamgîn gönüller şâd olur
Dembesteler âzâd olur
Gümgeşteler irşâd olur
Âsâr-ı zikrullah ile

Zikreyle Hakk’ı her nefes
Allah bes bâkî heves
Bes gayrıdan ümmîdi kes
Tekrâr-ı zikrullah ile

Gör ehl-i hâlün fırkasın
Çâk etdi ceyb-i hırkasın
Devreyle zikrün halkasın
Pergâr-ı zikrullah ile

Terk et cihân ârâyişin
Nefsün gider âlâyişin
Bu cân ü dil âsâyişin
Efkâr-ı zikrullah ile

Bahtî sana ikrâr eder
Tevhîdini tekrâr eder
İhlâsını iş’âr eder
Eş’âr-ı zikrullah ile

(1.    Sultan Ahmed,Bahti- Gülzarı Arifan)

 

Allaha (c.c) Giden Yol Nefsin Tanımı ve Mertebeleri- h kerrar

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.