Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
6 ay önce root1 root1 tarafından yazıldı, 29 kez okundu ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

Kuran Einstein’dan Yüz Yıllar Önce Görelilik kuramından bahseder

 Özel Görelilik Kuramı ya da İzafiyet teorisi, Albert Einstein tarafından1905’te Annalen der Physik dergisinde, “Hareketli cisimlerin elektrodinamiği üzerine” adlı 2. makalesinde açıklanan ve ardından 5. makalesi “Bir cismin atıllığı enerji içeriği ile bağlantılı olabilir mi?” başlıklı makaleyle pekiştirilen fizik kuramıdır. Kurama göre, bütün var­lıklar ve varlığın fizikî olayları izafidir. Zaman, mekan, hareket, birbirlerinden bağımsız değildirler. Aksine bunların hepsi birbirine bağlı izafî olaylardır. Cisim zamanla, zaman cisimle, mekan hare­ketle, hareket mekanla ve dolayısıyla hepsi birbiriyle bağımlıdır. Bunlardan hiçbiri müstakil değildir, Kendisi bu konuda şöyle demektedir:  Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur. Galileo‘nin Görelilik Prensibi, zamanla değişmeyen hareketin göreceli olduğunu; mutlak ve tam olarak tanımlanmış bir hareketsiz halinin olamayacağını önermekteydi. Galileo‘nin ortaya attığı fikre göre; dış gözlemci tarafından hareket ettiği söylenen bir gemi üzerindeki bir kimse geminin hareketsiz olduğunu söyleyebilir. [1]

            Yukarda verilen bilgiden de anlaşılacağı üzere, Zamanın göreceliği konusu bugün ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Ancak bu gerçek, yüzyılın başlarında Einstein’ın görecelik kuramı ile ortaya çıkmıştır. O döneme dek insanlar zamanın göreceli bir kavram olduğunu, ortama göre değişkenlik gösterebileceğini bilmiyorlardı. Kuran, “bir günü elli bin yıl” olan ve yine “bir günü bin yıl” olan farklı farklı zaman birimlerinden bahsederek, zamanın rölatif (göreceli) bir kavram olduğunu, Einstein’dan yüzyıllar önce açıklamaktadır Einstein kuranda bahsedilen bu bilimsel gerçeği keşfettide diyebiliriz. Bu ifadelerle kuran açıkça kainatın farklı farklı yerlerinde zamanın farklılaştığını ifade etmiştir.

Boyutlar Gerçekten 3 Tanemidir?Kuantum Belirsizlik ilkesi Nedir?

Yeri gelmişken izafiyet teorileriyle beraber ortaya çıkan boyutlara da kısaca temas edeceğiz.

Fizik ve matematikte bir uzayın ya da nesnenin boyutu, gayri resmî olarak bu uzay ve nesne üzerindeki herhangi bir noktayı belirlemek için gereken minimum koordinat sayısı olarak tanımlanır. Bir doğru üzerindeki bir noktayı tanımlamak için bir koordinat gerektiğinden doğrunun bir boyutu vardır (örneğin sayı doğrusu üzerindeki 5 noktası).Düzlem, kare ya da daire yüzeyinin iki boyutu vardır, çünkü bu yüzeyler üzerindeki herhangi bir noktayı tanımlamak için iki koordinata ihtiyaç vardır (örneğin kare üzerindeki bir noktayı tanımlamak için hem enleme, hem de boylama ihtiyaç vardır). Yine aynı şekilde küre, silindir ya da küpün içindeki bir noktayı tanımlamak için üç koordinat gerektiğinden bu boşluk üç boyutludur. İzafiyet Teorisi’nde ise zaman, dördüncü ve uzaysal olmayan boyut olarak eklenir. [2]

Görüleceği üzere uzayda farklı zaman, mekan ve bunların boyutlarının varlığı, zamanla beraber 4 boyut olduğu ifade edilir. Oysa şu an bilimin bilmediği uzayda 7 boyut olduğudur.  Yedi sema- evren farklı mekanlar ve zamanlar içerdiği gibi boyutlarda içerir. Şuan bilim bunu bilme seviyesine gelmediğinden algılanamıyor.  İnşallah ilerde bilimin bu 7 boyutu keşfedeceğini umuyorum. Tabi varlıklar aleminde boyutlar çoktur biz insanlığın bu yedi kat gökler ayetlerindeki inceliklerden dolayı 7 boyutu bulacağını umuyoruz hepsini değil. İslam âlimlerince malumdur ki, âlemler içerisinde zamanında, enerjinin de olmadığı âlemler vardır. Diğer bir ifade ile zaman kavramı insanlar, varlıklar için geçerlidir. Allah azze ve cel zamandan ve mekandan münezzeh bir zattır. Bundan dolayı ayetlerde sizin saydığınız ifadeleriyle varlıkların zamana bağlı oldukları vurgulanmıştır. Burası çok önemli bir noktadır. Çünkü bugün izafiyet teorileri ve heisenberg kuantumda belirsizlik ilkesi meselesinde tartışmalar Tanrının da bunu bilmesinin mümkün olmadığı tartışmalarına dönüştürülmüştür. Maddiyun dediğimiz maddenin ezeli olduğu inancını savunan bilim adamları büyük patlama ve izafiyet teorisiyle maddenin ezeli olmadığı gerçeğiyle karşılaşınca, bu fikirden beslenen günümüz ateist bilim adamları da bize göre kasıtlı olarak şuan kuantum belirsizlik yasası üzerinden bu tartışma zeminlerini hazırladılar. Aslında dertleri bu tartışmalarla bir yaratıcının olmadığını anlatmaktır. Kendi inançsızlıklarını insanlara empoze etme çabaları da diyebiliriz. Bu yüzden kuantum belirsizlik ilkesinde gözden kaçmaması gereken en önemli noktalardan biri burasıdır. Kâinatta zamanın ve mekanın dahi olmadığı yerler vardır. Kuantum belirsizlik ilkesi maddenin- atomun olduğu yerler, mekanlar için geçerli bir kuramdır. Bilim adamları şu an teknolojik olarak zamanın ve mekanın olmadığı yerleri tespit edemediklerinden bu yasayı sadece insanları, varlıkları bağladığını gözden kaçırıyorlar. Bu belirsizliklerin insanlar için geçerli olduğunu, Yaratan yüce kudret için geçerli olmadığını anlamaları içindir ki, kuran Allahın ilmine, bilgisinin her şeyi kuşatıcı olduğuna vurgu yapar. Bu belirsizliğin sadece bizlere mahsus olduğunu vurgular. Yukarda bigbeng (büyük patlama) bilgilerinde yazdığımız gibi, bilim adamları kâinatın bir başlangıcı olduğunu, zamanın ve mekanın bu patlamadan itibaren oluştuğunu bulmalarına rağmen, günümüzde belirsizlik ilkesinin Allah Teala içinde geçerli olabileceği tarafına çekilmesi kasıtlıdır. Zamanın ve mekanın bir patlamayla bir noktadan yaratıldığı gerçeğini görenler acaba bunları yaratanın bu eylemiyle bile zamanın ve mekanın üstünde olduğunu görememeleri bir çelişki veya kasıt içermezmi? Bu soruyu sormamak mümkün değildir. İşin ilginç tarafı bu tartışmayı yapanların gözlerine sokarcasına kuran onlarca ayetiyle belirsizlik ilkesinden ve Allah c.c için bunun geçerli olmadığından bahseder. Bu mesele çok geniş ve çok önemli bir meseledir bu yüzden kısacada olsa yeri gelmişken bu konuya temas edeceğiz.

Bilindiği üzere Einstein, fotoelektrik olaylarını açıklayabilmek için, ışığın foton denen ışık taneciklerinden meydana geldiğini ileri sürmüştü. Fakat, örneğin, ışığın bir prizma tarafından spektrum şeklinde kırılması gibi olaylar, ışığı dalga olarak kabul etmekle daha iyi açıklanabiliyordu. Bu durumda, ışık için garip bir durum ortaya çıkarmaktadır yani ışığın hem dalga, hem de tanecik özelliğine sahip olabileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır.

1924 yılında Louis de Broglie, ilginç bir düşünce ortaya atarak madde için küçük taneciklerin bazen dalgaya benzer özellikler gösterebilirlerini ileri sürdü. Buna madde dalgaları dedi ve madde dalgalarını matematiksel terimlerle ifade etti. 1927 yılında, da Broglie‟nin düşüncesi kanıtlandı.

Dalga tanecik ikiliği ancak dalga boyları, atom, çekirdek, elektron boyutlarına yakın olduğu zaman önem kazanır.

Yani bu şu anlama gelmektedir; elektron bazen dalga bazen parçacık gibi davranmaktadır. Bazen noktadır bazen alan. [3]

Klasik yaklaşım herhangi iki fiziksel büyüklüğün eşzamanlı olarak istenilen duyarlılıkla belirlenebileceğini söyler ve bu bize gerçekleşecek olaylar için kesin ön kestirme olanakları verir. Örneğin bir roketin ateşlendikten sonra yerleşeceği noktayı, ne zaman nerede olacağını kesin olarak hesaplayabiliriz. Roketin çizeceği yolu etkileyen değişkenleri daha duyarlı şekilde ölçersek, hesaplamalarımız daha doğru olur. Teorik olarak ulaşabileceğimiz doğruluğun sınırı yoktur. Yani klasik fizikte bize kısıtlama getiren bir doğa ilkesi yoktur. Klasik fizikte şansın yeri yoktur, fiziksel davranışlar önceden kesin olarak tahmin edilebilir, nedenler ve sonuçlar bellidir. Nedenler belliyse sonuçlar her zaman bilinebilir.[4]   Ancak ilerleyen zamanlarda bu durumun doğru olmadığı anlaşıldı.

1920‟lerde Niels Bohr ve Werner Heisenberg, atomlardan daha küçük taneciklerin davranışlarının ne dereceye kadar belirlenebileceğini görebilmek için hipotetik deneyler tasarladılar. Bunun için, taneciğin konumu (x) ve momentumu (p) gibi iki değişkenin ölçülmesi gerekli idi. (Momentum kütle (m) ve hızın (v) çarpımıdır) Onların eriştiği sonuca göre ölçümde daima bir belirsizlik olmalıdır ve bu belirsizlik, konumdaki belirsizlik ile momentumdaki belirsizliğin çarpımı olarak verilir. 

Heisenberg belirsizlik ilkesi olarak adlandırılan bu bağıntı, bir taneciğin aynı anda konumunun ve momentumunun büyük bir duyarlılıkla ölçülemeyeceğini anlatmaktadır. Örneğin bir taneciğin konumunu kesin bir şekilde belirleyecek bir deney tasarlarsak onun momentumunu duyarlı şekilde ölçemeyiz. Basit bir deyişle, eğer bir taneciğin nerede olduğunu kesin olarak biliyorsak, aynı anda taneciğin nereden geldiğini veya nereye gittiğini kesin şekilde bilemeyiz. Benzer şekilde, bir taneciğin nasıl hareket ettiğini biliyorsak onun nerede olduğunu belirleyemeyiz. Atom altı dünyada nesneler daima belirsizliğe sahiptir.

Bu ilke Newton fiziğindeki kesin ön kestirmelerin de sonu anlamına gelir. Evreni artık neden sonuç ilişkisi bağlamında düşünmek kuatum fiziği açısından anlamsızdır. Hesaplara her zaman bir belirsizlik eşlik eder ancak bu belirizlik cisimler büyüdükçe ihmal edilebilecek düzeylere iner. [5]

Burada kısaca verdiğimiz bu tarz yorumlar öyle bir boyuta gelmiştir ki, Newton fiziğiyle başlayan determinist-indeterminist tartışmaları günümüzde bilim, felsefe ve teolojiyi de içine alarak devam etmektedir. Yani tartışmalar ciddi ciddi Tanrı‟nın elektrona hükmedebilecek durumda olup olmadığı üzerine yoğunlaşmıştır. Tüm bu tartışmalar elektronun davranışının belirlenememesi üzerine kuruludur, yani belirsizlik ilkesi.

Bilim bunu tartışa dursun bizler bilimin belirsizlik ilkesinin kuranda belirli bilinen olduğunu anlatan onlarca ayette görmekteyiz.  Yukarda yoktan yerlerin ve göklerin yaratılışı ayetleri, bigbangi anlatan ayetleri ve ilerde işleyeceğimiz, güneş,ay, yıldızlar gibi ayetlerin hepsinin anlattığı bir konuda, mikrodan makro ya, zerre-atomdan devasa yıldızlara kadar her şeyin Allahın c.c ilmiyle bildiği, kuşattığı ve yarattığını anlatarak, bu belirsizlik ilkesinin Allah c.c için geçerli olmadığını anlatmasıdır. Bu durumda belirsizlik ilkesi insanlar içindir ki, işte kuran insanların bu durumunu, yani   eğer bir taneciğin nerede olduğunu kesin olarak biliyorsak, aynı anda taneciğin nereden geldiğini veya nereye gittiğini kesin şekilde bilemeyiz, teorisini belirsizlik durumunu yaşayacağını da anlatmıştır. Biz burada bu onlarca ayetin izahına girmeyecek, sadece konumuza bakan bir ayetle örnek vereceğiz. Ayette: (Allah) Geceyi gündüze bağlayıp-katmakta, gündüzü de geceye bağlayıp-katmaktadır, Güneş’i ve Ay’ı emre âmade kılmıştır, her biri adı konulmuş bir süreye kadar (böyle uzayda) akıp durmaktadır. İşte bunları (yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mülk O’nundur. O’ndan başka taptıklarınız ise, ‘bir çekirdeğin incecik zarına’ bile malik olmayan (zavallılardır).(Fatır,13)

Bu ayette görüleceği üzere, Güneş ile ayın belirlenen süre içinde kendine has yörüngede hareketlerini aralıksız sürdürmelerine özellikle parmak basılmakta; her hareketin nasıl başlangıcı ve aynı zamanda hareket ettiricisi varsa, mutlaka bir sonu ve hareketini durdurucusu da söz konusu olduğuna işaret edilmektedir.

Ayrıca ayette çok önemli bir noktaya değinilerek bize bilgi verilmektedir. Şöyle ki: Güneş ve aydan her biri için belirlenmiş bir sürenin bulunduğu açıklanıyor ki bu daha çok kıyamet olayıyla ilgilidir. Ama içinde güneş ve ayın yıllık hareketlerini de içinde barındırıyor.  

Burada dikkat etmemiz gereken şey şu ki bir cismin yörüngesinin ve hangi zamanda nerede olacağının bilinmesi onun geleceğinin bilinmesi demektir. Bu bir elektron için onun momentumunun ve konumunun bilinmesi demektir. (momentum  m.v=kütle.hız, konum x) Yani siz elektronun hangi hızla nereye ne zaman gideceğini biliyorsanız onun kütlesini de biliyorsunuz demektir çünkü elektronun kütlesi hızına bağlıdır. Dolayısıyla elektronun gelecekteki davranışını bilebilirsiniz.

Ayette güneşin ve ayın yörüngeleri ve hangi zamana kadar akıp gittiklerinin (momentumun bileşenleri ve onun bulunmasını sağlayan değerler) belli olmasından sonra insanlara ibret olarak onların acizliğini anlatmak için ayetin sonunda şu ifade kullanılmaktadır. Allah‟ı bırakıp da ibadet ettikleriniz, bir çekirdek zarına bile hükmedemezler‟‟

Bu Ayette geçen KITMİR: Aslında hurma ile çekirdeğinin arasında ince zar veya çekirdeğin arkasındaki ince pürüz, çekirdeğin kabuğu-zarı, çekirdeği saran şey, çekirdeğin üstündeki şey, çekirdeğin dışında kalan kısım gibi, en küçük şeyleri (atom) de anlatmak için kullanılan bir kelimedir. Peki neden Allah Güneş‟in ve Ay‟ın belli bir zamana kadar belli yörüngelerde akıp gitmesinden bahsettikten sonra bir çekirdek zarını ya da kabuğunu örnek vermektedir?

1- Oran olarak çok büyük ile çok küçüğün karşılaştırılmasını yapmaktadır.

2- Atomun bir çekirdeği vardır ve bu çekirdeğin etrafını elektronlar sarmıştır

3- Atomun etrafında bulunan elektronların yerleşimleri modern fizikte ve kimyada da kabuklar olarak adlandırılmaktadır. Bu adlandırma bir benzerlik bile kabul edilse önemli olan çekirdeği saran şeydir veya çekirdeğin üstünde olan şeydir. Atomda çekirdeği saran şey elektronlardır. Çekirdeğin üstünde-dışında elektronlar Bulunmaktadır ve kabuklar olarak adlandırılan uzay alanları elektronların yörüngelerini temsil etmektedir.

4- Elektronların hem dalga hem parçacık gibi davrandıkları yukarıda anlatılmıştır. Elektronlar etki altında kalmadıkları zaman dalga gibi davrandıkları kabul edilmektedir. Durağan dalgalar olan elektronlar çekirdeğin etrafını Sorbitalinde olduğu gibi zara benzer bir alan olarak sararlar. Elektronlar etki altında kaldıklarında ise alan değil de tek bir nokta parçacık olurlar ve belirsiz davranırlar.

5- Üç cisim problemi de yine güneş, ay ve dünyayı içeren bir sistemin çözümsüzlüğünü gösterir ki bu örnekten hemen sonra bir başka çözümsüz olan elektron örneği verilmiştir. [6]

Modern bilim sayesinde her alanda yeni buluşlar yapan, uzaya çıkan, gezegenleri keşfeden insanoğlu gerçekten de bir çekirdeğin kabuğuna bile hükmedememektedir! Ayetler belirsizlik ilkesinin aslında ‟bilgi‟‟ sorunu ve „‟hakim olma, hükmetme‟‟ durumuyla ilgili olduğunu çok açık şekilde göstermektedir. Zaten biliminde tartışmalarının sebebi bu durumdur. Allah c.c ‟bir çekirdeğin zarına bile hükmedemezler” ifadesini kullanarak insana haddini bildirmekte epistemolojik ve teolojik tartışmalarda bilgi ve hakim olma alanında Allah‟ı da konu edinenlere insanın yaratıcısıyla kıyaslanmasının ne kadar yersiz olduğunu açıkça göstermektedir. Ne üç cisim probleminin ne de elektron belirsizliğinin kendisi için çözümsüz olmadığını da açıklıyor. Bunun için Mülk süresinde Rabbimiz : Dikkat edin ve kendinize gelin! (Her şeyi yoktan var edip) Yaratan (Allah hiç) yarattığını bilmez mi? Halbuki O Lâtif’tir ve Habîr’dir. (Hem gizli hikmetleri, görünmeyen niyetleri ve mahiyetleri Bilendir, hem de görünen ve işlenen her şeyden haberi olandır.) diye buyurur.  Bunun gibi birçok ayetlerle örnek vermek mümkündür biz kısaca tek ayetle belirsizlik ilkesine değindik. Ama unutulmasın ki, bu kitapta işlenen her konu aynı zamanda belirsizlik ilkesini de içinde barındırır. Aslında işlediğimiz ve işleyeceğimiz her ayetin anlattıkları belirsizliğin Allah c.c için geçerli olmadığını anlatır. Kullar için birçok belirsizliklerinde mutlak olup olmaması yönünden kurana baktığımız zaman, kuranda mucize, keramet gibi kavramlarla aslında Rabbimiz birçok insan için belirsiz, bilinmeyen durumların istisna kıldığı zamanları ve kulları olduğunu da vurgular. Evrende her şeyin aslında bir tekâmül süreci olduğu gibi, ilimin ve biliminde tekâmül süreci vardır. Kuranda istisna bilgilere sahip peygamberler a.s ve Salih zatlar örneğiyle bu tekâmül süreçleri de aslında işlenmiştir. Bir peygamberin mesela Hz. Musa a.s gösterdiği bir mucize belirsizlik ilkesi açısından bakıldığında, Hz. Musa için belirsizliğin olmadığını, Hz. Musanın a.s mucizenin içeriğini ve süreçlerini bildiğini de gösterir. Veya hz musa a.s ve Hızır kıssası diye bilinen kıssada hızırın sergilediği eylemlerde süreç ve sonuç açısından hızırın bilgisi dahilinde olduğunu gösterir. Bu iki örnek mucize ve keramet denilen kavramlara örnek olaylardır. Yani kısacası belirsizlikler tüm insanlar için geçerli değildir ve ilimin, bilimin gelişim (tekâmül) sürecinde daima değişecek ve bilinecek olgulardır. Bu açılardan bakıldığı zaman, şuan bilimin belirsizlik ilkesiyle klasik fiziğin çöktüğünü söylemesi aslında bu ilmin tekamülünün bir getirisidir. 18 y.y da nasıl ki, atom bulundu ama 19 y.y da atom altı parçacıkları keşfedile bildiyse ve şuan atom altı parçacıklarının hareketinden belirsizlik ilkesi geliştiyse, aynı bunun gibi ilerde belki bilimin tekamül sürecinde, belki 50 yıl belki 70 yıl sonra atom altı bilgileri artıkça, teknolojik olarak daha da geliştikçe şuan belirsizliğin tersi bir bilgiye ulaşması mümkündür. Şimdiki bilim adamlarının ellerinde bulunan veriler doğrultusunda eski klasik fiziği eleştirdikleri gibi, bu ilerde gelecek bilim adamları da, şuan ki bilim adamlarını ve teorilerini eleştirecektir. Her şeyde tekâmül süreci olduğu gibi, bilim ve ilimde de tekamül süreci vardır ve bilgiler asla mutlak değil değişkendir. Mutlak değişmeyen ilimdir ilimden yansıyan, tecelli eden bilgiler değil. devam edecek……………


[1] (Wikipedia.org,özel görelilik mad.)

[2] (wikipedia.org boyutlar)

[3] (bknz.Petrucci – Harwood, Genel Kimya, sayfa 292,-  Erol Aygün, Mehmet Zengin, Kuantum Fiziği, Bilim Yayınevi,Ankara 2000, sayfa 57,- Kuantum Fiziği – Berkeley Fizik Dersleri sayfa 4-5 )

[4] . (Petrucci – Harwood, Genel Kimya, sayfa 41 )

[5] (Petrucci – Harwood, Genel Kimya, sayfa 41,- Kuantum Fiziği – Berkeley Fizik Dersleri sayfa 20-21 )

[6] (Şeker, Mehmet,  Kelam Araştırmaları 11:1 (2013), SS.459-486)

Etiketler:

Güvenlik Sorusu ** Zaman sınırı bitmiştir. CAPTCHA yeniden yükleyin.