Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
7 sene önce tarafından yazıldı, 2.431 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

Hanefi ve Şafi Mezhebine Göre Bayram Namazları

 

Neşe ve sevinç günleri. Hemen hemen her akîde ve ümmetin kendine has bir bayramı veya bayramları vardır.

İslâm ümmetinin iki bayramı vardır. Bunlar bütün İslâm âleminde kutlanan bayramlardır. Biri Kurban Bayramı, diğeri de Ramazan Bayramı’dır. Ramazan Bayramı Ramazan ayının bitiminde, Şevvâl’in birinde; Kurban Bayramı da Zilhicce ayının onuncu gününde olur. Ramazan bayramı üç gün, Kurban Bayramı dört gündür.

İslâmî kardeşliğin perçinlendiği bu mübarek günler, müslümanların sevinç ve mutluluk günleridir. Nitekim Hz. Peygamber Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman, Medinelilerin iki bayramı olduğunu öğrendi. Medineliler bu bayramlarında oyun oynar ve eğlenirlerdi. Bu durumu gören Hz. Peygamber Allah Teâlâ size kutladığınız bu iki bayrama bedel olarak daha hayırlısını, Ramazan Bayramı ile Kurban bayramını lûtuf olarak vermiştir. ” (Ebû Davûd, Salat 239, Neseî, I’deyn, 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 103, 178)

Bu bayramların neşe ve sevinç günleri olduğunu yine bizzat Hz. Peygamber ifade buyurmuşlardır. Buhârî’nin Hz. Âişe’den rivayet ettiği bir hadîs-i şerîfte Hz. Âişe (r.a.) şöyle anlatmıştır: “Bir defasında, Kurban Bayramı’nın ilk günlerinde Hz. Peygamber yanıma girdi. Yanımda, “Buâs” ezgilerini (def çalarak) okuyan iki kız vardı. Yatağına uzanıp, yüzünü çevirdi. Derken babam Ebû Bekr (r.a.) içeri girdi. “Bu ne! Resulullah’ın (s.a.s.) yanında şeytan çalgıları mı?” diyerek beni azarladı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.s.) ona dönerek, “Onlara dokunma” buyurdu. Ben de babam bir şeyle meşgul olunca kızlara işaret ettim, onlar da çıktılar. (Müslim, Salatu’l- îdeyn,16). Yine bir bayram günü Habeşîler kalkan ve mızrak oyunu oynuyorlardı. Bunlara bakmak için ya ben Hz. Peygamber’den izin İstedim veya O “Bakmak istiyor musun?” diye bana sordu (iyice hatırlamıyorum). Ben “Evet” dedim. Bunun üzerine beni arkasında yanağım yanağına değecek şekilde ayak üstü durdurup, oyun oynayanlara “Haydi devam edin Erfideoğulları!” buyurdu. Nihayet ben usanınca Artık yeter mi?” diye sordu. “Evet” dedim. “Öyleyse git!” buyurdular.” (Buhârî, îdeyn, 2).

Buhârî’nin diğer bir rivayetinde, söz konusu hâdisede, Hz. Peygamber, Hz. Ebû Bekr (r.a.)’e “Ebu Bekr! her ümmetin bir bayramı vardır, bu da bizim bayramımızdır” buyurmakla, bu günlerde yapılacak meşru eğlence ve sevinç izhar etme keyfiyetine cevaz vermişlerdir. Düğünlerde olduğu gibi, bayramlarda da sevinçli olduğunu açıkça göstermek için, İslâm’a aykırı olmayacak şekilde eğlenmeler tertiplemek caizdir. Hatta bayramlarda sevinçli olduğunu açıkça ortaya koymak İslâm’ın prensiplerindendir. (Tecrîdi Sarîh Tercümesi, III, 157).

Bayramlarda yapılması mendup (dinimizin güzel gördüğü) hususlar vardır, şöyle ki: Bayram sabahında erken kalkmak, yıkanmak, gusletmek; misvak kullanmak, ağızı temizlemek; güzel koku sürünmek; en güzel elbisesini giyinmek; Allah’ın verdiği nimetlere şükretmek için sevinçli ve neşeli görünmek menduptur. Ayrıca: Ramazan Bayramı’nda sabahleyin camiye gitmeden önce tatlı bir şey yemek. Varsa bunun hurma olması ve bir, üç, beş gibi tek adetli olması; Kurban Bayramı’nda kurban kesecek kimsenin onun etinden yemesi için namazdan önce bir şey yememesi güzel bir davranıştır. Sonra namaza erken davranıp sabah namazını mahalle mescidinde kılarak bayram namazı için, varsa namazgâha ve büyük camiye gitmek; namaza giderken Ramazan Bayramı’nda içinden ve Kurban Bayramı’nda açıktan tekbir getirmek; dönüşte mümkün ise başka yoldan gelmek; müminlere rast geldikçe güler yüzlü olmak ve tatlı söz söylemek; gücü yettiğince çok sadaka vermek menduptur. (Meraku’f-Felah, İstanbul 1327, 158).

Bütün bunların dışında çocuklar, bilhassa öksüz ve fakir çocuklar sevindirilir; akraba, eş ve dost ziyaretleri yapılarak, hâl hatır sorulur. En önemlisi, aralarında dargınlık olanlar barıştırılır. Yüce Allah’ın ihsan ve rahmetinin tecellisine de sebep olan bu bayramların diğer yönden sosyal hayatta bu tür faydaları gayet açık görülmektedir. Biteviye akıp giden sosyal hayatın monotonluğu bayram gibi önemli günlerle kesilerek fakirler hatırlanmakta, yetimler sevindirilmektedir. Bu şekilde İslâm’ın emrettiği gerçek kardeşlik sözden fiile geçirilmektedir.

Müslümanlar birbirlerinin bayramlarını, ya karşı karşıya gelerek ya da mektup, tebrik veya telefon gibi haberleşme vasıtalarıyla tebrik ederler. Uzun zaman hatırlanmayan dostlar bu vesile ile hatırlanırlar.

Bayramlar yine, yenilip yedirildiği, içilip içirildiği ikram günleridir. Akraba ve eş-dost ile beraberce bu günün mutluluğu paylaşılır. Bunun için de bayramlarda oruç tutmak Hz. Peygamber tarafından yasaklanmıştır (Buhârî, Savm, 66; Ahmed b. Hanbel III, 34, 35). Fakat bayramlar yukarıda belirtilen hedeflerinden de saptırılmamalıdır. Zira bayramlar sadece yemek, içmek ve tatil yapmaktan ibaret değildir. Bu gerçeği göz ardı edip cemiyet hayatını düzenleyen ve aradaki uçurumları kaldıran böyle bayramlarda, tatil bahanesiyle toplumdan kaçarak bir deniz kenarında vakit öldürmek, her şeyden önce bu bayramların fazîlet ve sevabından mahrum kalmaktır.

Diğer taraftan bu bayramlar İslâm’ın vakar ve şahsiyetini, olgunluk ve yüceliğini gösteren müesseselerdir. Bu hakikati görmek için, Güney Amerika karnavalları ile Avrupa’nın faşinglerini ve yılbaşı (Noel) bayramlarını, İslâm’ın bayramları ile karşılaştırmak yeterlidir. İslâmî bayramlar, arkasında tatlı hatıralar, yetim ve kimsesizlerle, fakirlerin mutluluk gözyaşlarını bırakırken; yukarıda saydığımız diğer milletlerin bayramları, arkalarında sadece, sefalet, içki kokusu, yollarda metrelerle ölçülen pislik ve çöp, hepsinden de vahşisi içki ve alkolün sebep olduğu nice ölüler bırakmaktadır. Ramazan Bayramı, Kamerî aylardan Şevval’in ilk üç gününde; kurban bayramı ise Zilhicce’nin 10,11,12,13. günlerinde kutlanır.

 

 

Hanefi Mezhebinde Bayram Namazı Kılınışı ve Hükümleri

 

Kendilerine cuma namazı farz olanlara, cuma namazının vücub ve eda şartları içinde, Ramazan ve Kurban Bayramı namazları vacibdir. Yalnız Bayram namazlarında hutbeler vacib değildir. Bu namazlardan sonra hutbe okunması sünnettir.

Bayram namazlarının ilk vakti, işrak zamanıdır. Güneşin görünüşüne nazaran ufuktan bir veya iki mızrak boyu (*) kadar yükselip kerahet vaktinin çıktığı andır. Bu andan itibaren istiva veya zeval vaktine kadar kılınması caizdir. (Mekruh vakitler bahsine bakılsın!.)

Bayram namazları ikişer rekattır. Cemaatle aşikare olarak kılınırlar. Ezan ve ikamet yapılmaksızın imam, iki rekat Ramazan veya Kurban bayramı namazına niyet eder. Cemaat da böyle iki rekat bayram namazı kılmak için imama uymaya niyet eder.” Allahü Ekber” diye iftitah tekbiri alınır, eller bağlanır. Hep birlikte gizlice “Sübhaneke” okunur. Sonra imam yüksek sesle, cemaat da gizlice “Allahü Ekber” diye üç tekbir alırlar. Tekbirlerde eller yukarıya kaldırılıp ondan sonra yanlara salıverilir, her tekbir arasında üç teşbih mikdarı durulur. Üçüncü tekbirden sonra eller bağlanır, imam gizlice “Euzü-Besmele” çektikten sonra, aşikare olarak Fatiha suresi ile bir mikdar daha Kur’an-ı Kerimden okur. Aşikare “Allahü ekber” diyerek bilindiği gibi rüku ve secdelere gider. Cemaat da gizlice tekbir alarak imama uyar. Sonra yine tekbir alınarak ikinci rekata kalkılır. İmam gizlice “Besmele”den sonra yine aşikare olarak Fatiha suresi ile bir mikdar daha Kur’an okur. Tekrar üç defa eller kaldırılarak birinci rekatta olduğu gibi üç tekbir alınır. Ondan sonra imam yine aşikare, cemaat ise gizlice “Allahü Ekber” diye rükua ve secdelere varırlar. Sonra oturulup gizlice “Tahiyyat, Salli-Barik ve Rabbena atina” duaları hep birlikte okunur ve iki tarafa selam verilerek namaz tamamlanır.
Bu halde bayram namazlarının her rekatında üç fazla tekbir bulunmuş olur ki bunlar da vacibdir.

 

İmam bayram namazını kıldırdıktan sonra hutbe okumak için minbere çıkar. Cuma’da olduğu gibi iki hutbe okur. Ancak bu bayram hutbelerine tekbir ile başlanır. Cemaat da bu tekbirlere hafifçe katılır. Hatib, Ramazan Bayramı hutbesinde cemaata Fıtır Sadakası üzerinde, Kurban Bayramı Hutbesinde Kurban ve Teşrîk tekbirleri konusunda bilgi verir.
Cuma hutbelerinde sünnet olan şeyler, bayram hutbelerinde de sünnettir. Mekruh olanlar da aynen mekruhtur. Bayram hutbelerinin namazdan önce okunmaları caiz olmakla beraber mekruh sayılmıştır.

 

İmam birinci rekatta bayram tekbirlerini unutup da Fatihanın bir kısmını veya tamamını okuduktan sonra hatırlarsa tekbirleri alır. Fatiha’yı yeniden okur. Fakat Fatiha’dan sonra bir mikdar Kur’an okuduktan sonra, tekbirleri alır, kıraati iade etmez.
Bayram namazlarında, birinci rekatın rüküuna varmış olan bir imama yetişen kimse, bu rükua kavuşacağını tahmin ediyorsa, hem iftitah tekbirini, hem de Bayram tekbirlerini ayakta alarak ondan sonra rüküa varır. Rüküu kaçıracağından korkuyorsa, îftitah tekbirinden sonra hemen rükua varır ve Bayram tekbirlerini rüküda alır. Bu tekbirleri alırken ellerini kaldırmaz. Tekbirleri tamamlayamasa dahi, imam kıyama kalkınca o da imamla kalkar, imamın alacağı tekbirlerde imama uyar. İmam sünnete uygun olan tekbirlerin dışına çıkmadıkça, imama tekbirlerde uyulur, sünnet dışında az veya çok almış olduğu tekbirlerde ona uyulmaz.
Bayram namazının ikinci rekatına yetişen kimse, imam selam verdikten sonra birinci rekatı kaza etmeye kalkınca, önce Besmele ile Fatiha süresini ve ilave edeceği bir sureyi okur. Sonra gizlice tekbirleri alarak namazı tamamlar. Bu şekilde mesbuk olanlar, kendi mezheblerinde alacakları tekbirleri getirirler, imamın almış olduğu tekbirlerin sayısını gözetmezler.
Bayram namazına yetişemeyen kimse, kendi başına Bayram namazı kılamaz. İsterse dört rekat nafile namazı kılar. Bu, bir kuşluk namazı yerine geçer, sevabı büyük olur.

Kurban Bayramı namazını ilk vaktinde kılmak, Ramazan Bayramı namazını da biraz geciktirmek müstahabdır. Bayram namazı cenaze namazına ve cenaze namazı da Bayram hutbesine takdim edilir (önce kılınır).
Bayram namazları bir şehirde herkesin toplanacağı bir yerde (Namazgâhda) kılınabileceği gibi, birçok camilerde de kılınabilir.
Bayram günlerinde erken kalkmak, yıkanmak, misvak kullanmak, gülyağı ve benzeri hoş koku sürünmek, giyilmesi mubah olan elbiselerden en güzel ve temizini giymek, Yüce Allah’ın nimetlerine şükür için neş’e ve sevinç göstermek, karşılaşılan mümin kardeşlere karşı güler yüz göstermek, elden geldiği kadar fazla sadaka vermek, Bayram gecelerini ibadetle geçirmek müstahab ve güzel bulunmuştur.
Ramazan Bayramında, Bayram namazından önce hurma gibi tatlı bir şey yenilmesi, Kurban bayramında ise namaz kılınmadıkça bir şey yenilmemesi müstahabdır. Sahih olan görüşe göre, bu hususta kurban kesecek kimse ile kesmeyecek kimse eşittir. Kurban kesecek kimsenin, keseceği kurban eti ile yemeğe başlaması daha uygundur. Bununla beraber namazdan önce bir şey yenilmesinde de kerahet yoktur.
Kurban kesecek kimse, tırnaklarını ve saçlarını kesmeyi geciktirir. Bunu yapmak mendubdur. Fakat bu geciktirme hoşa gitmeyecek bir durumu ortaya koyacak bir zaman olmamalıdır. Bunun en uzun müddeti kırk gündür.
Faziletli olan, haftada bir defa tırnakları ve bıyıkların fazla kısmını kesmek, ziyade tüyleri gidermek, yıkanmak suretiyle bedenin temizliğine bakmaktır. Bunlar hiç olmazsa on beş günde bir yapılmalıdır. Kırk günden fazla bırakılmasında özür kabul edilmez.
Bayram günü camiye bir vakar ve sükun ile gidilir. Ramazan Bayramında namaza giderken gizlice, Kurban Bayramında ise açıkça tekbir alınması ve namazdan sonra da mümkün ise başka bir yoldan eve dönülmesi mendubdur.
Kurban Bayramının birinci gününe “Yevm-i Nahir”, diğer üç gününe de “Eyyam-ı Teşrik” denir. Bu bayramdan önceki gün ise, “Yevm-i Arefe”dir ki, Zilhiccenin dokuzuncu günüdür. Ramazan Bayramında Arefe yoktur. Arefe gününün sabah namazından itibaren Bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar yirmi üç vakit farz namazın arkasından bir defa şöyle tekbir alınır ki, bunlara Teşrîk Tekbirleri denir: 
“Allahü ekber, Allahü ekber. Lâ ilahe illallahu vallahu ekber. Allahü ekber ve lillâhilhamd.”
Memleketimizde bunun tercümesi bir zaman şöyle okunmuştu: “Tanrı uludur, Tanrı uludur. Tanrıdan başka Tanrı Yoktur. Tanrı uludur. Tanrı uludur. Hamd O’na mahsusdur.”
Tekbirlerin bu mikdar okunması iki imamın görüşüdür, işlem de böyle yapılmaktadır. İmamı Azam’a göre bu tekbirler Arefe gününün sabahından ertesi günün ikindisine kadar olan sekiz vakit farz namazın arkasından alınır.
Teşrîk Tekbirleri, fıkıh alimlerinin çoğuna göre vacibdir. Sünnet diyenler de vardır, iki İmama göre farz namazları kılmakla yükümlü olan herkes için bu tekbirler vacibdir. Bu hususta tek başına namaz kılan, imama uyan, misafir (yolcu) ile mukim, köylü ile şehirli, erkek ile kadın eşittir. İmamı Azam’a göre ise, bu tekbirlerin vacib olması için mukim olmak, hür olmak, erkek olmak ve namaz, müstahab şekilde cemaatle kılınan bir farz olmak şarttır. Buna göre, misafirlere, kölelere, kadınlara ve tek başına namaz kılan kimselere bu tekbirler vacib değildir. Fakat bunlar, kendilerine tekbir vacib olan cemaatle namaz kılanlara uymaları halinde tekbir almaları gerekir. Cuma ve Bayram namazları kılınmayan köylerde bulunanlara da vacib olmaz. Cuma günü öğle namazını kendi aralarında cemaatle kılan özürlü kimselere de vacib olmaz. Kadınların da kendi aralarında cemaatle namaz kılmaları, müstahab şekilde olan cemaattan sayılmaz.
Bir senenin Teşrîk günlerinde terk edilen bir namaz, yine o senenin teşrîk günlerinden birinde kaza edilse, sonunda Teşrîk Tekbiri alınır. Fakat başka günlerde veya başka bir senenin teşrîk günlerinde kaza edilecek olsa teşrik tekbiri alınmaz.
Bir namazda sehiv secdeleri ile teşrîk tekbiri ve telbiye toplanacak olsa önce sehiv secdeleri yapılır, sonra tekbir alınır. Ondan sonra da telbiyede bulunulur. Eğer telbiye önce yapılırsa, sehiv secdeleri ve teşrik tekbiri düşer. (Telbiye için hac bahsine bakılsın!)
Arefe günü, insanların bir yerde toplanarak Arafat’da bulunan hacıları taklid eder bir durum almaları, hiç bir esasa bağlı değildir. Bunu mekruh görenler de vardır.
Bayram günlerinde müslümanların birbirlerini tebrik etmesi, görüşüp musafaha yapması ve birbirlerine: “Gaferellahu lena ve leküm = Allah bizi ve sizi bağışlasın”, yahut: “Takabbelellahu Tealâ minna ve minküm = Yüce Allah bizden ve sizden kabul buyursun.” şeklinde duada bulunması da mendubdur.

(*) Orta boylu bir mızrak, on iki karış uzunluğundadır.

 

Şafii Mezhebine Göre Bayram Namazları

 

Her iki bayram namazı da sünnet-i müekkededir. Bu namazlar ikişer rekat olarak kılınır.

Birinci rekatta ihram tekbirinden ayrı yedi defa tekbir alınır. İkinci rekatta kalkış tekbirinden ayrı beş tekbir getirilir.

Bayram namazlarının meşru olmasının delili:

Ebu Said el Hudri (r.a) şöyle der:

“Hz. Peygamber kurban bayramı ile fıtır (ramazan) bayramı günlerin­de mescide çıkardı. Orada önce namaza başlardı. Namazı kıldırıp selam verince cemaatle namaz kıldırdıkları yerde otururken ayağa kalkar ve in­sanlara karşı dönerdi. Eğer bir orduyu Allah yolunda cihad için gönder­mek ihtiyacı olsaydı bunu insanlara söyler ve başka bir şey emretmek is­tiyorsa emrederdi. Hutbesinde ‘Sadaka verin, sadaka verin, sadaka verin’ buyurur, daha sonra mescidden çıkardı.” 1

Bu namazların ikişer rekat olduğunu Hz. Ömer şöyle rivayet etmiştir:

“Ramazan ve kurban bayramlarının namazları ikişer rekattır.” 2

Bayramlardan önce namaz kılınır daha sonra hutbe okunur. Bunun de­lili İbni Abbas (r.a)’in rivayet ettiği şu hadistir:

“Ramazan ve kurban bayramı gününde Peygamber (s.a.v) ile beraber namaza gittim. Önce namaz kıdırdı, sonra hutbe okudu.” 3

Bayram namazı iki rekattır. Bu rekatların birincisinde yedi, ikincisin­de beş tekbir getirilir.

Bayram namazlarındaki tekbirlerin delili şu hadis-i şeriftir:

Amr bin Avf el Müzeni şöyle rivayet etmiştir;

“Hz. Peygamber bayram namazlarında, birinci rekatta fatihayı okuma­dan önce yedi, ikinci rekatta fatihayı okumadan önce, beş tekbir aldı.” 4

Bayram namazının kılmışı: Niyet getirilerek iftitah tekbirinden sonra vecehtu duası okunur, daha sonra tekbirle başlanır. Tekbirler arasında şu zikirin okunması efdaldir:

“Sübhanallahi vel hamdüllilahi vela ilahe illalahu vallahu ekber.” Tekbirler bittikten sonra Euzu besmele çekerek fatiha ve bir sure oku­nur  sonra rükuya gidilir. Diğer rekatta aynısı yapılır.

Bayram namazının vakti: Bayramın birinci günü güneşin doğuşu ile başlar, öğleye yakın zamana kadar devam eder. Bunun delili Ber’a bin Azib (r.a.)’dan gelen şu rivayettir:

Resulullah (s.a.v.) bayram hutbesini okurken şöyle buyurduğunu işittim.

“Bu günümüzde yapmaya ilk başlayacağımız şey namaz kılmaktır” 5 Gün fecrin doğmasıyla başlar. Vakit de, güneş doğmadan önce sabah namazına ve öğleden sonra da öğlen namazının kılınmasına aittir. Bunun için bayram namazının kılınması için müsait vakit güneşin doğmasından itibaren öğleye kadar bulunan vakittir.

Bayram hutbesi: Her iki bayram namazından sonra iki hutbe okumak sünnettir. Bu hutbelerin keyfiyetlerini şöylece özetleyebiliriz.

1- Her iki hutbenin bayram namazından sonra yani cuma hutbesinin tam tersine bir usulle okunması. Cuma namazı hutbesi bilindiği gibi namazdan önce okunur. Bayram namazında ise ifade ettiğimiz gibi bayram namazı kılındıktan sonra okunur.

2- Cuma namazının her iki hutbesinde rükün ve sünnetler bayram hut­belerinde de geçerlidir.

3- Bayram hutbelerinde birinci hutbenin başında dokuz, ikinci hutbede yedi tekbir alınması sünnettir.

Bayram namazlarından sonra iki hutbe okunur. Birinci hutbede do­kuz, ikinci hutbede yedi tekbir getirilir. Bu bayramların gecesinde, güne­şin batmasından itibaren imam bayram namazının tahrim tekbirini geti­rinceye kadar tekbirler getirilir.

Kurban bayramında arefe günü sabahından en son teşrik gününün (bayramın 4. gününün) ikindi vaktine kadar tekbirler getirilir.

Bayram namazından sonra iki hutbe okunur. Bu hutbelerin rükünleri yukarıda ifade ettiğimiz gibi cuma hutbesindeki rükünler gibidir. Yalnız metinde ifade edildiği gibi, birinci hutbeye başlanmadan dokuz, ikinci hutbeye de yine başlanmadan yedi tekbir getirilir.

Bunun da delili Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mesud’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Birinci hutbeye peşpeşe dokuz tekbirle ikinci hutbeye ise peşpeşe yedi tekbirle başlamak sünnettir.” 6

Her iki bayramın akşamından sabahına kadar yani Bayram namazı kı­lınana kadar evde, yollarda, camide ve çarşıda yüksek sesle tekbirler ge­tirmek sünnettir.

Ayrıca Kurban bayramında ise arefe sabahından teşrik günleri yani kurban bayramının dördüncü günü ikindi namazının son vaktine kadar tekbir getirmek de sünnettir. Yalnız Hac ibadetiyle meşgul olan hacılar arefe günü ve bayram gecesinde tekbir yerine telbiye getirirler.

Bu tekbirlerin delili olarak, Hz. Ali ve Ammar (r.anhuma) şöyle de­mişler: “Peygamber (s.a.v) arefe günü sabah namazından itibaren tekbir getirmeye başlar, Bayramın dördüncü günü ikindi namazından sonra keserdi.” 7

 

Bayram Namazları İçin Bazı Önemli Bilgiler

 

Ramazan ve Kurban Bayramı’nın ilk günü güneş doğduktan sonra vakti girer ve öğle namazına yaklaşık olarak 15-20 dakika kalınca biter. Güneş doğup bir mızrak boyu kadar yükselince kılınması daha faziletli­dir.

Bayram namazı miikekked sünnetlerdendir. Cemaatla kılınması daha sevaptır. Mukim, yolcu, hür, köle, erkek ve kadın herkese sünnettir.

Bayram namazı iki rek’attır. Ezan ve kamet getirilmez. Namaza başalanacağı zaman müezzinin :

“Essalatu camia.” demesi sünnettir.

 

Bayram Namazının Kılınışı

Bayram namazına niyet edilip ihram tekbiri alındıktan sonra iftitah du­ası okunur. Sonra 7 defa aralıklı tekbir alınır. Her tekbir almışında ellerin kulaklara kadar kaldırılıp bağlanması sünnettir. Her iki tekbir arasında,

“Sübhanallahi velhamdulilîahi ve lâ ilahe illaîlahu vellahu ekber” zikrini okumak sünnettir.

Tekbirlerden sonra Eûzu besmele çekilip Fatiha ve zammı sure oku­nur. Rüku, i’tidal ve secdeler yapıldıktan sonra ikinci rek’ate kalkılır. Ön­ce 5 defa tekbir alınır. Birinci rekatte olduğu gibi eller kaldırılıp bağlanır ve yukarıdaki zikir okunur. Tekbirlerden sonra Fatiha ve sure ya da ayet­ler okunur ve ikinci rek’at de tamamlanır.

Tekbirler unutulup fatiha okumaya başlandıktan sonra hatırlanırsa ya­pılacak bir şey yoktur. Namazın sonunda da secde edilmez. İmam bilerek tekbir almaz veya unutursa cemaatın da tekbir almaması gerekir.

Fatihadan sonra birinci rek’atte “Sebbihisme rabbike’l-âla”, ikinci rek’atta da “Hel etâke hadisü’l-ğâşiyeti” suresinin okunması sünnettir.

Fatiha, sure ve tekbirler açıktan okunur.

Bayram namazı cemaatla kılındığında imamın namazdan sonra iki hut­be okuması sünnettir. Bu hutbelerin rükünleri ve sünnetleri diğer hutbelerinki gibidir. İmamın birinci hutbenin başında 9, ikinci hutbenin başında 7 tekbir alması sünnettir. Bunun keyfiyeti ifade edilmiştir. Tekbirler ardarda alınır.

Ramazan bayramı hutbesinde fitır sadakası hükümleri, Kurban bayra­mı hutbesinde kurban hükümleri anlatılır.

Bayram günü namaza gitmeden önce gusül etmek sünnetir. Yapılmaz­sa namazdan sonra yapılması da uygundur.

Bayram günlerinde güzel koku sürünmek, en iyi elbiseyi giymek, bay­ram namazına en uzun yoldan gidip kısa bir yoldan dönmek, Ramazan bayramı namazına gitmeden önce hafif bir şey yemek, mümkünse 3 veya beş hurma yemek, kurban bayramında ise bayram namazından sonraya kadar bir şey yememek sünnettir.

Kurban bayramı namazını biraz erken, ramazan bayramı namazını bu­nun aksine biraz geciktirmek  sünnettir.

Kurban bayramının arafe günü sabah namazından itibaren bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar farz ve nafile her namazdan sonra tekbir getirmek sünnettir.

Hac ibadetiyle meşgul olanlar da bayramın ilk günü öğle namazından itibaren bu tekbirleri alır. Daha önceki zamanlar ise “Lebbeyk” duasıyla meşgul olunmalıdır.

Hac ibadetiyle meşgul olanlar hariç, her iki bayramın akşamından iti­baren bayram namazına başlanıncaya kadar herkesin evde, çarşıda, so­kaklarda ve her yerde seslice bol bol tekbir getirmesi sünnettir.

Tekbir şöyledir:

“Allahu ekber. Allahu ekber. Allahu ekber. Lâ ilahe illaliahu vallahu ekber. Allahu ekber ve lillahil hamd”.

Mü’minlerin bayramlaşması, tebrikleşmesi ve tokalaşması sünnettir. Ancak birbirine namahrem olan erkekler ile kadınların tokalaşması her zaman olduğu gibi bayramda da haramdır.

 

 

1 Buhari, 913, Müslim, 889.

2] Fıkhul İslami ve Edilletuhu c.2 sah. 370 (Nesai).

3 Buhari, 932.

4 Tirmizi, 536.

5 Buhari, 908.

6] Beyhaki, 3/299.

7 Hakim, 1/299.

Kadı Ebu Şuca’, Ğayet’ül-İhtisar ve Şerhi , Ravza Yayınları: 208-210.

 

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.