Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
2 sene önce root1 root1 tarafından yazıldı, 378 kez okundu ve hakkında 2 yorum yapıldı.

Rüyada Keşif Yolu ile Ölülerin Hallerinin Bilinmesi

Allah’ın kitabından, Hz. Peygamberin sünnetinden ve ibret yollarından öğrenilen şeyler, genel olarak ölülerin durumlarının saîd ve şakî olarak ikiye ayrıldıklarını bildirmektedir. Fakat Zeyd’in veya Amr’m imanına îtimâd edersek neyin üzerine olduğunu ve hangi sonuca vardığını bilemeyiz. Onun görünür takvasına güvenirsek, takvanın yeri kalptir. Kalp ise, kapalıdır. Takvâ sahibine bile gizlidir. Takvâ sahibi olmayan bir kimse için takvanın bilinmesi nasıl mümkün olur? Bu bakımdan bâtınî takvâ olmaksızın sadece zahirî salah ile hüküm verilemez.
Allah ancak takvâ sahiplerinden kabul eder. (Mâide/27)

Bu bakımdan Zeyd ile Amr’m ‘durumunun bilgisi, ancak on-ların üzerine cereyan edenin müşahedesiyle mümkündür. Şahıs öldüğünde, mülk ve şehadet âleminden gayb ve melekût âlemine naklolunmuş demektir. Bu bakımdan gözler onu görmez. Onlar başka bir gözle ancak görünür. O göz ise, her insanın kalbinde yaratılmıştır. Fakat insan onun üzerine, şehvet ve dünya meşgalelerinden kalın bir perde germiştir. Bu bakımdan insan o gözle artık göremez. O perde kalbin gözünden yırtılmadıkçıa, melekût âleminden herhangi bir şeyi görmesi düşünülemez.

Peygamberlerin (a.s) gözlerinden o perde kalktığı zaman onlar melekûta baktılar, Melekûtun acaipliklerini müşahede ettiler. Ölüler de melekût âlemindedirler. Bu bakımdan ölüleri gördüler ve onlardan haber verdiler.

Hz. Peygamber (sa) Sa’d b. Muaz ve kızı Zeyneb için kabrin sıkıştığını gördü. Câbir’in babası şehid düştüğünde hali boyle oldu; zira Hz. Peygamber Câbir’e şöyle haber vermiştir: ‘Allah Teâlâ senin babanı perdesiz olarak huzurunda oturttu’.

Böyle bir müşahede, peygamberlerden ve dereceleri peygamberlerin derecesine yakın olan Allah’ın velî kularından başkası için umulmaz. Bizim gibilerden mümkün olanı ancak zayıf bir müşahededir. Bu müşahededen gayem; rüya âleminde olan müşahedededir. Rüya âleminde olan müşahede peygamberlik nûr-larmdandır.

Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Salih rüya, peygamberliğin kırk altı cüzünden bir parçadır.164

Bu da bir keşiftir ki ancak perdenin kalpten kalkmasıyla meydana gelir. Ancak sâlih ve sâdık bir kimsenin rüyasına güvenilir. Yalanı çok olan bir kimsenin rüyası doğru olmaz. Fesâd ve günahı çok olan bir kimsenin kalbi kararır. Bu bakımdan onun gördüğü edgâsu ahlam (karışık rüyalar)dır. Hz. Peygamber (s.a) insanın temiz olarak uyuması için uyumadan önce abdest almasını tavsiye etmiştir. Bu, bâtının taharetine de işarettir.

Bu bakımdan o asıldır. Zahirin tahareti ise, onun tamamlayıcısıdır. Bâtın bozulmadıkça kalp gelecekte olanları keşfeder. Nitekim Mekke’ye girileceği, Hz. Peygamber’e rüyada keşfolundu ve şu ayet nâzil oldu:
Andolsun Allah elçisinin rüyasını doğru çıkardı.(Feth/27)

İnsanoğlu, çok az olacak şeylere delâlet eden rüyalardan uzak olabilir. O rüyaları doğru olarak bulur. Rüya ve uyku âleminde gaybı bilmek, Allah Teâlâ’nın sanatının acaipliklerinden, Ademoğlunun fıtratının garipliklerindendir. Bu, melekût âleminin varlığına delâlet eden delillerin en açığıdır. Oysa halk tabakası, kalp ve âlemin diğer acaipliklerinden gafil oldukları gibi bundan da gafildirler! Rüyanın hakikatinde söz söylemek mükâşefe ilminin inceliklerindendir. Bunu muamele ilmine ekleyerek zikretmek mümkün değildir.

Fakat burada zikredilmesi mümkün olan miktar, sana maksadı anlatan bir misaldir. O misal de kalbin misalinin, kendisinde birçok suretin ve şeylerin hakikat-leri görünen ayna gibi olduğunu bilmektir. Allah Teâlâ’nın âlemin yaratılışının başlangıcından sonuna kadar takdir ettiği her şey yazılmıştır ve Allah Teâlâ tarafından yaratılmış bir defterde tesbit edilmiştir ve o deftere Kur’an’da vârid olduğu gibi bazen levh-i mahfuz, bazen açıklayıcı kitâb (Kitab’ul-Mübîn), bazen de açıklayıcı imam (İmam’ul-Mübîn) denilmektedir.

Bu bakımdan âlemde cereyan etmiş ve edecek herşey, o levh’de yazılmıştır. Şu gözle görülmeyen bir bakış o levhin üzerine nakşedilmiştir. Sakın o levh’in ağaçtan veya demirden veya kemikten olduğunu zannetme! O kitabın kağıttan veya deriden olduğunu da sanma! Şunu kesin-likle bil ki Allah Teâlâ’nın levhi, halkın levhine, Allah Teâlâ’nın kitabı da halkın kitabına benzemez. Nitekim Allah Teâlâ’nm zat ve sıfatlarının halkın zat ve sıfatlarına benzemediği gibi! Eğer onu, aklına yaklaştırcı bir misal istersen bil ki takdirlerin levhe tesbiti, Kur’an’ın kelime ve harflerinin, hafızın dimağında ve kalbindeki tesbitine benzer.

Çünkü Kur’ân orada yazılıdır. Öyle ki hafız, Kur’an’ı okuduğu zaman sanki Kur’an’a bakıp da okur. Oysa hafızın dimağını parça parça kontrol etsen, orada Kur’ân harflerinden bir harf dahi göremezsin. Orada ne görünen bir hat, ne de müşahede edilen bir harf vardır. İşte bu misalle, Allah Teâlâ’nın takdir ettiği herşeyi Levh’de nakşetmesinin mânâsını anlayabilirsin. Misalde levh, içinde suretler beliren bir ayna gibidir. Eğer ay-nanın karşısına başka bir ayna konsa, aralarına perde gerilmezse o aynanın sureti diğer aynada da görünür. Bu bakımdan kalp, ilmin resimlerini kabul eden bir aynadır. Levh, ilim resimlerinin aynasıdır. O resimlerin hepsi onda mevcuttur. Kalbin şehvetleri ve hassaların istekleriyle meşgul olması, kalp ile melekût âleminden olan levhin mütalaa edilmesi arasına gerilen bir perdedir. Eğer o perdeyi sallayıp kaldıran bir rüzgâr eserse, kalbin aynasında, çakan şimşek gibi melekût âleminden birşey parlar. Bu parlayan bazen kalıp devam eder. Bazen de devam etmez. Devam etmemesi, daha fazla olur.

Çünkü kişi uyanık oldukça duyular vasıtasıyla milik ve şehadet aleminden kendisine görünen şeylerle meşguldür. Bu meşguliyet ise, melekût âleminin önüne gerilen perdedir. Uykunun mânâsı; hassaların sükûnete kavuşması ve mülk âleminden herhangi bir şeyi kalbe getirmemesi demektir, Bu bakımdan kalp bundan ve hayalden kurtulduğunda, cevheri de saf olduğunda, onunla Levh ‘il Mahfuz arasindaki perde kalkar. Böylece kalbe; Levh’il Mahfuz’da olan şeylerden bazıları girer. Tıpkı aralarındaki perde kalktığında bir aynadan diğer aynaya suretin geçtiği gibi!

Uyku hayalin dışında diğer hassaları çalışmaktan meneder. Fakat hayali engellemez.. Bu bakımdan kalbe geleni hayal derhal kapar. Onu ona yakın bir misal ile aksettirir. Hayal edenler hıfzda başkasından daha kuvvetli olurlar. Böylece hayal hıfzda kalır. İnsan uyandığında hayalden başkasını hatırlamaz. Bu bakımdan rüya tabircisii hayale bakmaya, mânâlardan hangisini hikâye ettiğini dikkate almaya mecburdur. Bu bakımdan hayal edilen şey ile mânâlar arasındaki uygunluk vasıtasıyla mânâlara bakmalıdır. Bunun misalleri, tabir ilmini bilen bir kimse için açıktır. Sana vereceğimiz şu misal kâfi gelir. Meşhur bir rüya tabircisi, İbn Sirîn’e (r.a) ‘Rüyamda elimde bir mühür olduğunu, o mühürle erkeklerin ağızlarını, kadınların da tenasül uzuvlarını mühürlediğini gördüm, sen buna ne dersin?’ diye sordu.

İbn Sina ‘Sen müezzinsin. Ramazan-ı şerifte sabahtan önce ezan okuyorsun’ deyince adam ‘Doğru söyledin!’ dedi.

Mührün ruhunun menetmek olduğuna dikkat et! Zaten bunun için de mühür kastolunur. Kalpte ancak kişinin hali Levh’il Mahfuz’da olduğu gibi keşfolunur. O da okuduğu ezanla insanları yemek ve içmekten menetmesidir. Fakat hayal, mânâ ruhunu terennüm eden hayalî suretle mühürlenme anında meydana gelen mene ülfiyet vermiştir.

Hafızada ancak hayalî suret kalır. İşte bu, acaiplikleri sayılamayacak kadar çok olan rüya ilminin denizinden az bir nebzedir. Uyku ölümün kardeşidir.* Ölüm de acaiplerden bir aca-iptir. Uykunun böyle olmasının sebebi şudur: Uyku, gayb âleminin yüzünden perdeyi kaldırmak açısından zayıf bir yönden ölüme benzer. Hatta uyuyan bir kimse gelecek zamanda olacak bazı şeyleri bilir. Bir de perdeyi yırtan ve perdeyi tamamen kaldıran ölümü düşün. Öyle ki insan nefesi kesildiği anda gecikmeksizin, nefsini ya azaplarla, rezaletlerle ve felâketlerle sarılı görür -bun-dan Allah’a sığınıyoruz- veya daimî bir nimet, sonsuz ve büyük bir mülkle çevrili olarak görür. Perde kalktığı anda şakilere şöyle denir:

Sen bundan gaflette idin. Biz sen(in gözün)den perdeni açtık. Artık bugün gözün keskindir.
(Kaf/22)

(Nasıl) şimdi bu, büyü mü imiş, yoksa siz mi görmüyormuşsunuz? Girin ona ister dayanın, ister dayanmayın, sizin için birdir. Artık yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız.
(Tûr/15-16)

Bunlara şu ayetle işaret vardır:
(Çünkü) hiç hesap etmedikleri şeyler, Allah’tan karşılarına çıkmıştır. (Zümer/47)

Bu bakımdan âlimlerin en âlimi, hakimlerin en hakimi olan kişi ölür ölmez ona öyle acaip şeyler keşfolunur ki daha önce kalbine asla böyle şeyler gelmemiştir. Eğer akıllı bir kimsenin o zamanki tehlike hakkında ‘Acaba perde nasıl kalkacaktır? Acaba perdenin arkasında bulunan ayrılmaz bir şehvet mi yoksa daimî bir saadet midir?’ diye düşünmekten başka bir gam ve üzüntüsü yoksa, bu düşünce bütün hayatını doldurmaya yeter de artar bile! Bu büyük tehlikeler önümüzde olduğu halde gafletimize hayret etmek gerekir! Bundan daha fazla hayret edilecek şey mal, kadın, çocuk ve azalarımızla sevinmemizdir. Buna rağmen bütün bunlardan ayrılacağımızm kesin olduğunu da biliyoruz. Fakat Ruh’ul Kudüs’ün (Cebrail’in) kalbine üfürüp peygamberlerin efendisine dediği gibi kendisine ‘Sev sevdiğini! Muhakkak ondan ayrılacaksın! İstediğin kadar yaşa, muhakkak öleceksin! İstediğini yap! Muhakkak onunla cezalandırılacaksın!’ diyeceği zat nerede?

Bu durum, yakîn gözüyle Hz. Peygamber için keşfolun-duğundan o dünyada ölü gibi oldu. Kerpiç üzerine kerpiç, kamış üzerine kamış koymadı. Geride ne bir dinar, ne de bir dirhem bıraktı. Ne bir dost, ne bir halîl edindi. Evet!

Eğer ben bir dost edinseydim Ebubekir’i dost edinirdim. Fakat arkadaşınız, Rahman olan Allah’ın dostudur!166

Böylece peygamberlerin efendisi Rahman’m dostluğunun kal-binin derinliğine işlediğini, Rahman’m sevgisinin kalbinin içine yerleştiğini, kalbinde ne bir dosta, ne bir habib’e yer bırakmadığını beyan etmiştir. Allah Teâlâ onun ümmetine şöyle buyurmuştur:
De ki: ‘Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin!'(Al-i İmran/31)

Onun ümmeti, ancak ona tâbi olandır. Ona ancak dünyadan yüz çeviren, ahirete yönelen tâbi olmuştur. Çünkü o insanları sadece Allah’a ve son güne davet etmiştir. O dünya ve geçici lezzetlerden insanları uzaklaştırmaya çalışmıştır. Bu bakımdan ne kadar dünyadan yüz çevirip ahirete yönelirsen, o nisbette onun yürüdüğü yolda yürümüş olursun. Onun yolunda ne kadar yürürsen, o nisbette ona uymuş olursun. Ona uyduğun oranda, onun ümmetinden olursun. Dünyaya yönelmen nisbetinde onun yolundan kayar, onun yolundan yüz çevirmiş olursun ve Allah Teâlâ’nın haklarında şöyle buyurduğu kimselere iltihak etmiş olursun:
Artık kim azmışsa ve şu yakın hayatı (dünyayı) ahiret hayatına tercih etmişse, onun barınağı cehennemdir. (Nâziat/37-39)

Ey kişi! Eğer gururun siperinden çıkıp nefsin hakkında insaf edersen ki hepimiz de aynı kişiyiz ve bu hitaba dahiliz- sabahtan akşama kadar geçici nasipler peşinde koştuğunu anlarsın. Ancak geçici dünya için durur, onun için hareket edersin. Sonra yarın
onun ümmetinden ve tâbilerinden olmayı ümit edersin. Senin zannın ne kadar zayıftır, senin ümidin ne kadar da yersizdir!
Biz müslümanları suçlular gibi yapar mıyız hiç, neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz?
(Kalem/35-36)

Biz esas konumuza dönelim: Zira konuşmanın dizgini maksadın dışına çıktı. Biz şimdi ölülerin hallerini keşfeden rüyaların fayda verenlerini zikredelim; zira peygamberlik devri sona ermiş, müjdeleyiciler kalmıştır. Onlar da rüyalardır.

164) Buhârî, İmam Ahmed, Tayalisî ve İbn Mâce
165) ‘Uyku ölümün kardeşidir. Cennet ehli olanlar ölmezler’, Beyhâkî
166) Müslim

Ölülerin Ahvâlini ve Ahiret’te Fayda Veren Amelleri Gösteren Rüyaların izahı

Onlardan biri Hz. Peygamberi rüyada görmektir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a) şöyle demiştir:
Kim beni rüyada görürse, beni gerçek olarak görmüştür. Çünkü şeytan benim şeklime giremez.167

Hz. Ömer (r.a) şöyle diyor: Hz. Peygamber’i rüyamda gördüm. Fakat bana bakmıyordu. ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Neden bana bakmıyorsun?’ dedim. Bunun üzerine bana bakıp şöyle dedi: ‘Sen oruçlu olduğun halde hanımını öpen değil misin?’ Hz. Ömer dedi ki: ‘Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim, artık oruçlu olduğumda hiçbir zaman eşlerimden birini öpmeyeceğim’.168

Hz. Abbas (r.a) şöyle diyor: Ben Ömer’in dostuydum. Onu rüyamda görmek istedim. Onu ancak ölümünden bir sene geçtikten sonra gördüm. Alnındaki terleri silerek diyordu: ‘İşte şu an, boşaldığım zamandır. Eğer rabbime raûf ve rahîm olduğu halde mülâki olmasaydım…’

Hasan b. Ali babasından şöyle naklediyor: Hz, Peygamber (s.a) bu gece rüyamda bana göründü ve kendisine ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Senin ümmetinden çektiğim nedir?’ dedim. Hz. Peygamber şöyle
dedi: ‘Onlara beddua et!? Ben de şöyle dedim: ‘Yârab! Bana onların yerine onlardan daha hayırlısını ver. Onlara da benden daha şerlisini ver!’ Hz. Ali sabah namazına çıktığında İbn Mülcem onu
vurup şehid etti.

Şeyhlerden biri şöyle diyor: Hz. Peygamberi (s.a) rüyamda görüp ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Benim için af talep et!’ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber benden yüz çevirdi. Bu manzara karşısında dedim ki: Sen senden istenilen herhangi birşeye karşılık hiç hayır dememişsin!’169 Bunun üzerine Hz. Peygamber bana yönelip şöyle buyurdu: ‘Allah seni affetsin!’

Hz. Abbas’tan şöyle rivayet ediliyor: Ben Ebû Leheb’in kardeşi ve arkadaşı idim. Ebû Leheb öldüğünde ve Allah onun hakkında (Tebbet süresiyle) hükmünü verdiğinde onun için kardeşlikten ötürü üzüldüm. Onun durumu beni meşgul etti. Bu bakımdan Allah Teâlâ’dan bir sene onu rüya âleminde bana göstermesini diledim. Sonra onu gördüm! Ateş saçıp yanıyordu. Halini sordum. Cevap olarak dedi ki: ‘Cehennem’e azap içerisinde vardım. Azap benden hafiflemez. Bana istirahat vermez. Ancak bütün gün ve geceler arasında sadece pazartesi gecesi azap hafifler’ ‘Bunun sebebi nedir?’ diye sordum. Ebû Leheb şöyle dedi: O gecede Muhammed doğmuştu. Bana bir cariye geldi. Âmine hatunun Muhammed’i doğurup dünyaya getirdiğini müjdeledi. Ben de sevindim ve cariyemi âzâd ettim. Bundan dolayı Allah Teâlâ, her pazartesi gecesinde benden azabı kaldırıyor’.170

Abdülvahid b. Zeyd şöyle anlatıyor: “Hac niyetiyle evimden çıktım. Bir kişi bana arkadaşlık yaptı. O kişi, kalkarken, otururken, dururken salâvat-ı şerife getiriyordu. Ondan bunun hikmetini so-runca dedi ki: ‘Sana hikmetini haber vereyim. Babamla beraber ilk defa Mekke’ye doğru yola çıktım. Yola devam ederken bir konakta uyuduk. Uyku halindeyken biri bana gelip Kalk! Allah senin babanı öldürüp yüzünü kararttı! dedi. Korku ve dehşet içerisinde uyandım. Babamın yüzüne baktım ki yüzü simsiyah kesilmiş ve ölmüştü. Bundan dolayı dehşete kapıldım. Ben bu üzüntü içerisindeyken uyku bana galebe edip uyudum. Babamın başı ucunda dört siyah adamın durduğunu gördüm. Ellerinde demirden sopalar vardı. O anda iki yeşil elbiseye bürünmüş güzel yüzlü biri çıkageldi ve onlara ‘Uzaklasın!’ dedi. Onlar uzaklaştıktan sonra babamın yüzünü eliyle sıvazladı. Sonra bana gelip ‘Kalk! Allah babanın yüzünü beyazlattı!’ dedi. Bunun üzerine ‘Anam babam sana feda olsun! Sen kimsin?’ diye sordum. ‘Ben Muhammed’im!’ dedi. Kalkıp babamın yüzünü açtım. Yüzünün bembeyaz olduğunu gördüm. Bu olaydan sonra Hz. Peygambere salât ve selâm getirmeyi bırakmadım”.171

Ömer b. Abdülazîz’den şöyle rivayet ediliyor: Hz. Peygamber’! (s.a) rüyamda gördüm. Yanında Hz. Ebubekir ile Hz. Ömer oturu-yorlardı. Selâm verip oturdum. Ben otururken Ali (r.a) ile Muâviye getirildiler. Bir eve girdiler. Üzerlerine kapı kapandı. Ben de bakıyordum. Kısa bir zaman sonra Ali (r.a) çıktı. Şöyle diyordu: ‘Kabe’nin Rabbi’ne yemin ederim, hüküm lehimde verildi!’ Kısa bir zaman sonra da Muâviye çıktı. Şöyle diyordu: ‘Kabe’nin rabbine yemin olsun bağışlandırır.

İbn Abbas (r.a) bir defa rüyasından uyanıp innâ lillâhî ve innâ ileyhi râciûn dedikten sonra ‘Allah’a yemin ederim Hz. Hüseyin öldürüldü!’ dedi.

Bu rüya, Hz. Hüseyin’in öldürülmesinden önceydi. Arkadaşları bu rüyayı inkâr ettiler. İbn Abbas rüyasını şöyle açıkladı: Hz. Peygamberi (s.a) gördüm. Beraberinde bir şişe kan vardı. Şöyle dedi: ‘Ümmetimin benden sonra ne yaptığını görmüyor musun? Oğlum Hüseyin’i öldürdüler. Bu, onun ve arkadaşlarının kanıdır. Allah’ın huzuruna götürüyorum’.172 Bu rüyadan bir gün sonra haber geldi ki İbn Abbas’ı rüya gördüğü günde Hz. Hüseyin öldürülmüştür.

Hz. Ebubekir (r.a) rüyada görüldü ve kendisine ‘Sen dilin hakkında ‘Beni bütün tehlikelere sokan budur’ diyordun. Acaba Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?’ diye soruldu. Hz. Ebubekir şöyle dedi: ‘Ben Lâ ilâhe illâllah dediğim için dilim beni cennete götürdü’.

167) Müslim ve Buhârî
168) Kişi oruçlu iken hanımını öpebilir. Fakat şehvetinden emin olmayan bundan sakınmalıdır.
169) Müslim
170) İbn Ebî Dünya, Rüy’et
171) İbn Ebî Dünya, Rüy’et
172) İbn Ebî Dünya, Rüy’et

Bazı Alimlerin Rüyaları

Meşâyihten biri şöyle anlatıyor: Rüya âleminde Mütemmim ed-Durakî’yi görüp kendisine ‘Efendim! Allah Teâlâ size ne gibi bir muamele yaptı?’ diye sordum. Şöyle dedi: ‘Cennetlerde gezdirildim. Bana denildi ki: ‘Ey Mütemmim! Cennetlerde herhangi birşeyi beğendin mi?’ Dedim ki: ‘Ey Mevlâm! Hayır!’ Bunun üzerine şöyle buyurdu: ‘Eğer herhangi bir şeyi beğenseydin, seni ona havale edip kendime seni vâsıl etmeyecektim!’

Yusuf b. Hüseyin173 rüya âleminde görülüp kendisine ‘Allah sana nasıl bir muamele yaptı?’ diye soruldu. Cevap olarak ‘Allah beni affetti!’ dedi. ‘Allah seni neden affetti’ diye sorulunca, şöyle cevap verdi: ‘Ben hiçbir zaman ciddi bir ameli, gayr-ı ciddi bir şeyle karıştırmadım’.

Mansûr b. İsmail’den şöyle rivayet ediliyor: Rüyada Abdullah el-Bezzârî’yi görüp ‘Allah sana ne yaptı?’ dedim. Cevap olarak dedi ki: ‘Beni huzurunda durdurup ikrar ettiğim her günahımı affetti. Ancak utanıp söyleyemediğim bir günah kaldı. Allah Teâlâ, beni yüzümün eti düşünceye kadar ter içerisinde durdurdu (sonra onu da affetti). Bunun üzerine ‘O günah ne idi?’ diye sorunca, cevap olarak dedi ki: ‘Güzel bir oğlana bakıp onu beğenmiştim! Bunu söylemeye utandım!’

Ebû Cafer es-Seydelânî şöyle anlatıyor: “Rüyada Hz. Peygamberi (s.a) gördüm. Etrafında fakirlerden bir grup vardı. Biz bu durumda iken gök yarıldı. İki melek gökten iniverdi. Birinin elinde bir leğen, öbürünün elinde bir ibrik vardı. Leğen Hz. Peygamber’in huzuruna bırakıldı. Hz. Peygamber elini yıkadı.

Fakirler de ellerini yıkadılar. Sonra leğenin benim önüme konmasını emretti. Meleklerden biri diğerine ‘Onun eline su dökme! Çünkü o fakirlerden değildir!’ deyince, Hz. Peygambere hitaben dedim ki: “Ey Allah’ın Rasûlü! Senden ‘Kişi sevdiğiyle beraberdir!’ sözü gelmedi mi?” Hz. Peygamber ‘Evet!’ dedi. Ben de ‘Muhakkak ki seni ve şu fakirleri seviyorum!’ dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber meleğe ‘Onun eline de su dök! O da fakirlerdendir!’ dedi”.

Cüneyd-i Bağdadî şöyle anlatıyor: ‘Rüyada halka vaazediyorum. Bunun üzerine bir melek önüme dikilip ‘Allah’a yaklaştırıcı vesilelerinin en yakını nedir?’ dedi. Cevap olarak ‘Doğru bir terazi ile ölçülen gizli bir ameldir’ dedim. Bunun üzerine melek ‘Allah’a yemin ederim! Bu uygun bir sözdür’ diyerek gitti”.

Mücemmî174 rüyada görülüp kendisine ‘İşi nasıl buldun?’ denildi. Cevap olarak dedi ki: ‘Dünya hakkında zâhid olanların dünya ve ahiret hayrını elde ettiklerini gördüm’.

Şam halkından bir kişi Alâ b. Ziyad’a175′ Rüyada seni cennette gördüm’ dedi. Bunun üzerine yerinden kalktı, adama yaklaştı ve ‘Belki şeytan beni azdırmak istedi, başaramadı. Bu sefer beni mağrur edip helâk etmek için seni gönderdi’ dedi.176

Muhammed b. Vasî şöyle demiştir: ‘Rüya mü’mini sevindirir, fakat gururlandırmaz! (Aksi takdirde felâkettir!)’
Salih b. Bişr şöyle demiştir: Atâ Selümî’yi rüyada görüp sordum: ‘Allah sana rahmet ede! Sen dünyada kusurlu oluşuna pek fazla üzülürdün. (Acaba sana ne yapıldı?)’ Dedi ki: ‘Dikkat edilsin! Allah’a yemin ederim, o üzüntü, arkasından bana uzun bir rahat ve daimî bir sevinç bıraktı!’ Bunun üzerine sordum: ‘Derecelerin hangisindesin?’ Cevap olarak dedi ki: ‘Allah’ın nimetlendirdiği peygamberler, sıddîklar, şehidler ve salihlerle beraberim!’ Zurare b. Ebî Evfa’dan177 rüya âleminde şöyle soruldu: ‘Sizin nezdinizde amellerin hangisi daha üstündür?’ Cevap olarak dedi ki: ‘Allah’ın hükmüne razı olmak ve emeli kısaltmak!’

Yezid b. Mez’ûr şöyle anlatıyor: Evzâî’yi rüyada görüp ‘Ey Ebû Amr! Beni öyle bir amele muttali et ki onunla Allah’a yaklaşayım!’ dedim, O da şöyle dedi: ‘Orada âlimlerin derecesinden daha yüksek bir derece görmedim. Sonra kusurları için üzülenlerin derecesi gelir’.

Râvî der ki: ‘Yezid yaşlı bir ihtiyar idi. İki gözü kör oluncaya kadar durmadan ağladı’.
İbn Uyeyne şöyle diyor: Rüyada kardeşimi görüp: ‘Ey kardeşim! Allah sana ne yaptı?’ diye sordum. Cevap olarak dedi ki: ‘Affını talep ettiğim her günahı bağışladı. Affını talep etmediğim günahları da affetmedi’.

İbrahim b. İshak el-Harbî şöyle diyor: Harun Reşid’in hanımı Zübeyde’yi178 rüyada görüp sordum:
– Allah sana nasıl muamele yaptı?
– Beni affetti!
– Mekke yolunda infak ettiğin maldan ötürü mü?
– İnfak ettiğim malların ecirleri sahiplerine gitti. Benim niyetimden ötürü Allah Teâlâ beni affetti.

Süfyan es-Sevrî vefat ettiğinde rüyada görülüp kendisine ‘Allah sana ne yaptı?’ diye sorulunca, dedi ki: İlk adımımı köprüye, ikinci adımımı cennete attım; köprüyü kolayca geçtim’.

Ahmed b. Ebî el-Havarî şöyle diyor: ‘Rüyada bir cariye gördüm. Ondan daha güzelini görmemiştim. Yüzü pırıl pırıl parlıyordu. Ona dedim ki:
– Yüzünün nuru nereden geliyor?
– O ağladığın geceyi hatırlıyor musun?
– Evet!
– Gözyaşlarını topladım. Onunla yüzümü sıvazladım. İşte yüzümün ışığı ondandır.

Kettânî şöyle anlatıyor: Cüneyd’i rüyada görüp kendisine ‘Allah sana nasıl bir muamele yaptı?’ diye sordum. Dedi ki: ‘İşaretler dağıldı, ibareler gitti. Biz ancak geceleyin kılmış olduğumuz iki rek’at namazın sevabını gördük’.

Zübeyde rüyada görüldü ve kendisine ‘Allah sana ne gibi bir muameleyi reva gördü?’ diye soruldu. Dedi ki: Allah Teâlâ şu dört kelimeden ötürü beni bağışladı:
1. Lâ ilâhe illâllahl Ömrümü bununla tüketirim.
2. Lâ ilâhe illâllahl Bununla kabrime girerim.
3. Lâ ilâhe illâllahl Bununla tek başıma kalırım.
4. Lâ ilâhe illâllahl Bu kelime ile rabbime mülâki olurum.

Bişr el-Hafî rüyada görüldü ‘Allah sana nasıl bir muamele yaptı?’ diye sorulunca, cevap olarak dedi. “Rabbim bana rahmet ederek Ey Bişr! Benden niçin utanmadın? Neden o kadar korkuyordun?’ dedi”.

Ebû Süleyman rüyada görülüp ‘Allah Teâlâ sana ne gibi bir muamele yaptı’ diye sorulunca ‘Allah bana rahmet eyledi. (Ahiret âleminde) insanların dünyada parmakla beni göstermelerinden daha zararlı birşey ile karşılaşmadım’ dedi.

Ebû Bekir el-Kettânî şöyle diyor: “Rüyada bir genç gördüm. Ondan daha güzel birini görmüş değildim. Ona dedim ki:
– Sen kimsin?
– Ben takvâ’ymı!
– Nerede durursun?
– Üzüntülü kalplerde dururum!
Sonra dönüp baktım. Simsiyah bir kadın gördüm ve dedim ki:
– Sen kimsin?
– Ben hastalığım!
– Sen nerede durursun?
– Her sevinen ve çok ferahlı bulunan kalpte dururum! Uyandım ve mecbur olmadıkça bir daha gülmemeye söz verdim”.

Ebû Said el-Harraz şöyle diyor: Rüyada İblis’in sırtıma bindiğini gördüm. Bunun üzerine asayı alıp ona vurmak istedim. Fakat benden ürkmedi. Bunun üzerine gaibden bir ses kulağıma geldi: ‘İblis asadan korkmaz, ancak kalpte bulunan bir nurdan korkar dedi.

Mesuhî şöyle diyor: “Rüyada İblis’i çıplak olarak yürürken görüp dedim ki:
– Ey İblis! İnsanlardan utanmıyor musun?
– Allah aşkına doğru söyle! Bunlar insan mı? Eğer insan olsaydılar gece gündüz onlarla çocukların topla oynadığı gibi oynayamazdım. Gerçek insanlar bunlardan başka bir kavimdir ki onlar
beni hasta ettiler. Şeytan bunu söylerken bizim eliyle sûfî arkadaşlarımıza işaret etti”.

Ebû Said el-Harraz şöyle anlatıyor: Dımeşk (Şam)’da kalırken rüyamda Hz. Peygamber’in (s.a) Hz. Ebubekir ile Ömer Faruk’un omuzlarına yaslanarak bana gelip tam yanımda durduğunu gör-düm. Ben de bir şeyler söyleyen (meczûb gibi) göğsümü yumrukladım. Bunun üzerine şöyle dedi: ‘O yaptığının şerri hayrından daha fazladır!

İbn Uyeyne’den şöyle rivayet ediliyor: “Süfyan Sevrî’yi rüyamda cennette gördüm. Bir ağaçtan bir ağaca uçarak şöyle di-yordu: İşte çalışanlar, bunun için çalışsınlar’. Bunun üzerine ‘Bana nasihat et!’ dedim. İnsanlarla tanışmayı azalt!’ dedi”.

Ebû Hatim er-Razî, Kabise b. Ukbe’den şöyle rivayet ediyor: Süfyan es-Sevrî’yi rüyamda gördüm. ‘Allah sana nasıl bir muamele yaptı?’ diye sorunca şu şiiri okudu: “Rabbime baktım ve şifahî olarak konuştum. Bana ‘Ey Ebû Said! Gözün aydın olsun; zira sen gece karardığında çok ibadet ederdin. Hem de aşık bir kimsenin gözyaşları ve kuvvetli bir kimsenin kalbiyle bunu yapardın. Öyleyse gel! Hangi köşkü istersen seç! Beni ziyaret et! Zirâ ben senden ırak değilim!’ dedi”.

Şiblî ölümünden üç gün sonra rüyada görüldü ve kendisine ‘Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?’ diye soruldu. Cevap olarak dedi ki: ‘Ben ümitsiz oluncaya kadar hesaba çekti. Ümitsizliğimi görünce rahmetiyle beni örttü!’

Benî Amir’in mecnunu (Kays b. Meluh) ölümünden sonra rüyada görüldü ve kendisine soruldu:
– Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?
– Beni affetti ve aşıklara karşı beni delil kıldı.

Süfyan es-Sevrî rüyada görülüp ‘Allah sana ne yaptı?’ diye sorulunca ‘Bana rahmet etti!’ cevabını verdi. ‘Abdullah b. Mübarek’in durumu nedir?’ diye sorulunca, ‘O, günde iki defa rabbinin huzuruna girip çıkanlardandır’ dedi.

Seleften biri rüyada görülüp hali soruldu. Cevap olarak dedi ki: ‘Bizi hesaba çektiler. İnceden inceye hesap gördüler. Sonra minnet ederek bizi âzâd ettiler’.
İmam Mâlik b. Enes (r.a) rüyada görülüp ‘Allah sana ne yaptı?’ diye sorulunca, cevap olarak şöyle dedi: Hz. Osman’ın, bir cenazeyi gördüğünde tekrarladığı bir kelimeden ötürü Allah Teâlâ beni affetti. O kelime şudur: ‘Ölmez, diri, âlim ve kadir olan Allah ortaktan münezzehtir’.

Hasan Basrî öldüğü gece rüyada görüldü ki ona göklerin kapıları açıldı. Bir tellâl İyi bilin ki Hasan Basrî, rabbi kendisinden razı olduğu halde rabbinin huzuruna vardı’ diyordu.

Câhız179 rüyada görülüp ‘Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?’ diye sorulunca ‘Sakın kıyamet günü, gördüğünde seni sevindirecek birşeyden başkasını elinle yazma! dedi.

Cüneyd-i Bağdadî, İblis’i rüyasında çıplak olarak gördü ve ona İnsanlardan utanmıyor musun?’ diye sorunca, İblis ‘Şunlar insan mıdır? Gerçek insanlar, Şevniziyye mescidinde bulunan insanlardır ki benim bedenimi zayıf düşürüp, ciğerimi yaktılar’ dedi.

Cüneyd dedi ki: Uyandığımda Şevniziyye mescidine gittim. Orada başlarını dizlerinin üzerine koyup düşünen bir cemaat gördüm. Onlar benim geldiğimi görünce ‘Sakın o melunun konuşması seni aldatmasın!’ dediler.

Nesrabazî180 öldükten sonra Mekke’de rüyada görülüp ‘Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?’ diye sorulunca “Eşrafın kınandığı gibi kınandım. Sonra ‘Ey Ebû Kasım! Birleşmeden sonra ayrılma var mıdır?’ diye çağrıldım ve ‘Ey celâl sahibi! Hayır, yoktur’ dedim. Bu bakımdan lâhdime konulmadan önce rabbimin huzuruna vâsıl oldum” diye cevap verdi.

Utbet’ül-Gulâm, rüyasında güzel bir surette bir cennet hurisi gördü ve huri dedi ki: ‘Ey Utbe! Sana aşığım! Dikkat et! Benimle arana perde olacak bir amel işlemeyesin!’ Bunun üzerine Utbe dedi ki: ‘Dünyayı üç talâkla boşadım. Sana varıncaya kadar artık o dünyayı tekrar nikâhımın altına almam’.

Eyyûb es-Sahtiyânî âsi bir kimsenin cenazesini gördü. O cenazenin namazını kılmamak için dehlize girdi. Bunun üzerine, (zamanın erenlerinden) biri o ölüyü rüyada görüp ‘Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?’ diye sorunca ‘Allah beni affetti’ dedikten sonra şunları söyledi: Ebû Eyyub’a şu ayeti okuyup hatırlat:
De ki: ‘Eğer rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız sarfetmek(le tükenir) korkusuyla (onu) tutar (kimseye birşey vermez)diniz. Hakîkaten insan çok cimridir’. (İsrâ/100)

Seleften biri şöyle demiştir: Dâvûd et-Tâî’nin vefat ettiği gecede bir nur, gökten inen melekler ve yerden göğe çıkan melekler gör-düm ve ‘Bu hangi gecedir?’ diye sorduğumda, dediler ki: ‘Dâvûd et-Tâî’nin vefat ettiği gecedir. Onun ruhunun gelmesi için cennetler süslendirilmiştir’.

Ebû Bekir er-Keşidî181 şöyle diyor: Bu ümmetin rabbânîsi olan Muallim Muhammed et-Tûsî’yi rüyamda gördüm.
Bana Müeddib Ebû Said es-Saffar’a şu şiiri iletmemi söyledi. ‘Biz hevâdan (sevgiden) caymak üzere sözleşmiştik. Kalbin hayatına yemin ederim ki siz döndünüz, biz dönmedik!’ Uyanınca bunu kendisine söyledim. ‘Onun kabrini her cuma günü ziyaret ediyordum. Bu geçirdiğimiz cuma ziyaret etmedim’ dedi.

İbn Râşid182 şöyle diyor: Ölümünden sonra İbn Mübarek’i rüyamda görüp sordum:
– Sen daha önce varmamış miydin?
– Evet!
– Allah sana ne gibi bir muameleyi yaptı?
– Beni öyle bir affa tâbi tuttu ki her günahı kapsadı.
– Süfyan es-Sevrî ne oldu?
– Ne mutlu ona! O, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerledir.

Rebî Süleyman der ki: İmam Şafiî’yi ölümünden sonra rüyada görüp ‘Ey Ebû Abdullah! Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?’ dedim. Cevap olarak ‘Beni altından yapılmış bir kürsüye oturttu. Başımın üzerine berrak inciler saçtı’ dedi.

Hasan Basrî’nin arkadaşlarından biri, Hasan’ı öldüğü gece onu rüyasında gördü ve bir tellâl şöyle bağırıyordu:
Allah Âdem’i, Nuh’u, İbrahim âlini ve İmrân âlini seçip âlemlere üstün kıldı.(Al-i İmran/33) “Hasan Basrî de zamanın ehli üzerine seçkin kılındı”.

Ebû Yakub ed-Dakikî şöyle diyor: Rüyamda bana esmer, uzun boylu ve halkın kendisine tâbi olduğu biri gösterildi. ‘Bu kimdir?’ diye sordum ‘Veysel Karanî’dir’ dediler. Ona varıp dedim ki: ‘Allah sana rahmet etsin. Bana nasihat et!’ dedim. Bunun üzerine yüzüme somurtarak baktı. ‘Ben irşad talep eden bir kimseyim! Allah seni irşad etsin! Beni irşad eder misin?’ dedim. Bunun üzerine bana yönelerek ‘Sevgisinin yanında rabbinin rahmetine tâbi ol! Mâsiyet zamanında azabından korun! Bununla beraber Allah’tan ümidini kesme!’ dedi. Sonra beni bırakıp gitti.

Etu Bekir b. Ebi Meryem şöyle diyor: diyor: Verka b. Bişr el-Hazramî’yi rüyamda gördüm ve dedim ki:
– Ey Verka! Sen ne yaptın?
– Bütün yorgunluktan sonra kurtuldum.
– Hangi amelleri daha faziletli gördün?
– Allah korkusundan ağlamayı!
Yezid b. Nuame şöyle diyor: Büyük vebada bir kız çocuğu öldü. Babası onu rüyada görüp kendisine ‘Ey kızım! Bana ahiretten haber ver?’ dedi. Kız dedi ki: ‘Babacığım! Biz büyük bir işin üzerine vardık. Biliyoruz ama yapamıyoruz. Siz yapıyor ama bilmiyorsunuz! Allah’a yemin ederim, bir veya iki tesbih etmek, bir veya iki rek’at namaz kılmak benim nezdimde dünya ve dünyadaki şeylerden daha değerlidir’.

Ütbet’ül-Gulam’ın arkadaşlarından biri şöyle diyor: Utbe’yi rüyada görüp ‘Allah sana ne gibi bir muamele yaptı?’ dedim. Dedi ki: ‘Evinde yazılı bulunan o duanın yüzü suyu hürmetine cennete girdim’. Sabahladığımda evime baktım ki Utbet’ul-Gulam’ın yazısı evin duvarında duruyor. Dua şöyleydi:
Ey sapıtanlara hidayet eden! Ey günahkârlara rahmet eden! Ey kayanların kayışlarını affeden! Büyük tehlike sahibi olan kuluna ve bütün müslümanlara rahmet eyle! Bizi rızıklanan ve kendisine nimet verdiğin peygamberler, sıddîklar, şehidler ve sâlihlerle beraber kıl! Ey âlemlerin rabbi! Duamızı kabul buyur!

Musa b. Hammad şöyle diyor: Rüyamda Süfyan Sevrî’yi cen-nette gördüm. Bir hurma ağacından öbürüne uçuyordu. Ona dedim ki:
– Ey Ebû Abdullah, bu dereceye ne ile nâil oldun?
– Takvâ ile!
– Ali b. Asım’ın183 durumu nedir?
– O yıldız gibi, yüksek dereceye ulaşmıştır.

Tâbiîn-i kiramdan bir kişi rüyasında Hz. Peygamberi gördü ve ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bana nasihat et’ dedi. Hz. Peygamber ‘Eksiğini kontrol etmeyen bir kimse eksiktir. Eksik olan bir kimse için ölüm daha hayırlıdır’ dedi.

İmam Şâfiî (r.a) şöyle diyor: “Bugünlerde bana öyle birşey isabet etti ki beni huzursuz kıldı ve üzdü. Allah’tan başkası o musibete muttali olmadı. Dün gece rüyamda biri bana geldi ve ‘Ey İdris’in oğlu Muhammed!’ dedikten sonra şu duayı okudu: Ey Allahım! Ben nefsim için ne fayda, ne zarar, ne ölüm, ne de hayat verebilirim. Öldükten sonra kabirden kalkmaya da gücüm yetmez. Senin verdiğinden başkasını almaya gücüm yoktur. Koruduğundan başkasından korunamam. Ey Allahım! Sevdiğin ve razı olduğun söz ve amele beni muvaffak kıl!’ dedi. Sabahladığımda duayı tekrar ettim. Gün bittiği zaman Allah Teâlâ bana istediğimi verdi. İçinde bulunduğum darlıktan kurtulma yolunu bana gösterdi. Siz de bu duayı yapıp bunlardan gafil olmayınız!”184

İşte buraya kadar söylediklerimiz, ölülerin hallerine ve Allah’a yaklaştırıcı amellere delâlet eden mükâşefe’den bir nebzedir.. Hamd Allah’a mahsustur. Şükredenlerin hamdi ile Allah’a hamd ederiz!

173) Künyesi Ebû Yakub’dur. Zamanında Ruyin şeyhi idi. H. 304’de vefat etmiştir.
174) Yusuf b. Hüseyin et-Teymî, muttaki ve cömert bir zattı. Hilye ricalindendir.
175) el-Adevî el-Basrî. Âbid bir zattı.
176) Yani ‘Beni gururlandırıp helâk etmek mi istiyorsun?’
177) el-Âmirî el-Basrî. Âbid ve sika bir zattı.
178) Ümmü Cafer Zübeyde, Cafer el-Mansur’un kızıdır.H.165’de Harun Reşid ile Abbasî sarayında evlendi.
179) Amr b. Bahr Ebû Osman Câhız Basralıdır. Mutezile’nin Câhıziye kolunun imamıdır. H. 255?de vefat etmiştir.
180) Adı, Ebû Kasım İbrahim b. Muhammed’dir, Horasan’ın şeyhidir.
Şiblî’nin sohbetinde bulunmuştur. H. 366’da Mekke’de mücavir olup, 367’de orada vefat etmiştir. Hadîs âlimi idi.
181) Ebû Bekir Muhammed b. Mahmûd b. Abdullah, Nişaburlu bir fakîhtir.
182) el-Huzaî el-Basrî.
183) Tam adı Ali b. Asım b. Suheyb el-Vasıtî’dir. H. 20İ’de vefat ettiğinde 90 yaşını geçmişti.
184) Beyhâkî

 

Etiketler:
  1. Semiha Hayra dedi ki:

    Hocam merhaba. Selam üzerinize olsun. Başımdan geçeni anlatırken ve sonrasında kısmetse sizden cevap aldığımda nefse düşmekten Allah’a sığınırım. Hocam bundan 7 sene önce Allah’a beni ona ulaştıracak mürşid ile buluşturması için yana yakıla dua ettiğim zamanlarda bir rüya gördüm, uyuyor muydum uyanık mıydım halen emin değilim. Rüyamda biri bana Hz. Ali (kv) efendimizi anlatıyordu. Kim olduğunu göremediğim fakat aşırı bir şekilde çekindiğim, saygıyla dinlediğim o zat uzun uzun anlattı ancak anlattıklarını halen hatırlamıyorum. Sadece ben zaten Hz. Ali (kv) efendimizi tanımıyor muyum ki neden anlattı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Bitirince dedi ki: “Sana O öğretecek.” Hz.Ali efendimizi de arkadan gördüm sanırım oturur vaziyette. Hiç konuşmadı, dönmedi yüzünü. Ama çok seviyordum onu. Öylece uyandım. Sonraki süreçte uykularımda sürekli bir şeyler anlatıldı, ayetler hatırlıyordum ara ara ama başka bir şey hatırlamıyordum. Sürekli okudum sonraki dönemde, ibni Arabi hazretlerinin kitaplarıyla başladım okumaya. Çok ağır geliyordu ama anlamaya çalışıyordum. Birçok velinin ve alimin kitaplarını okudum. Kuran-ı Kerim’in tefsirini ibni Arabi hazretlerinin Tefsiri Kebir Tevilat’ından okumaya başladım ama öyle okuyup geçnek şeklinde değil, hayatta karşıma çıkan durumlar için kuran’da ne denmiş acaba, nasıl bir çözüm sunulmuş şeklinde okumalarım sırasında ayet ayet okuyorum sayılır, zira seneler oldu halen okuyorum ve dönüp dönüp tekrar okumam gerekiyor.
    İki sene önceydi sanırım yine uyanık mıydım uyuyor muydum bilemediğim bir zamanda ama sanırım salavatı fatih okurken dalmak üzereydim bir ses geldi kulağıma, yankılanır gibi bir sesti, uykuda da olabilirim tam olarak bilemiyorum, “Sen mahşerde Muhammed Savi ismiyle haşrolunacaksın.” dedi. Öyle söyleyince ben ya Şafi ya Şafi diye zikretmeye başladım sesli bir şekilde ama her söylediğimde sanki yerimden fırlayıp uzaya doğru uçacakmışım gibi oluyordum, kalbim dayanamadı sanırım o çarpmaya kan ter içinde halen ya Şafi diyr zikrederek kalktım. Sonra googleda Muhammed Savi ismine baktım böyle bir zat varmış hayatını okudum. Ama neden ya Şafi diye zikretmeye başladığımı anlayamadım. Acaba Savi’yi yanlış anladım da Şafi diye mi algıladım diye düşündüm. Bir türlü anlayamadım hocam. Siz manevi alemlerin ehlisiniz. Zamanınızı almayacaksam çok fazla rica etsem manasını öğrenebilir miyim? Allah’a yaklaşmamda bir ipucu olabilir mi? Buna göre nasipse yapmam geereken bir şey olabilir mi? Çok teşekkür ederim, Allah’tan size rıza dilemek haddimize değil ama Allah razı olsun

    • root1 root1 dedi ki:

      selamun aleyküm kardeşim bu bloğu ve youtube miftahul esrar kanalını bizler hocamızın talebeleri takip ediyoruz. mümkünse bu vereceğim linkteki kardeşlerle irtibata geçerseniz o size yardımcı olur ve size iletilecek birşey olursa o size iletir hocamızın yanındaki kardeşlerden olduğu için oraya yönlendiriyorum https://www.instagram.com/sifa_yurdu/?hl=tr


Güvenlik Sorusu ** Zaman sınırı bitmiştir. CAPTCHA yeniden yükleyin.