Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
1 sene önce root1 root1 tarafından yazıldı, 525 kez okundu ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

İslam Tasavvufunda Letaifler ve çakralarla bağlantısı

 

Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.[1] Ayetinde ifade edildiği gibi, Hak Teala  Dört unsurdan (Anasırı Erbaa) Ademin a.s bedenini ve alemi emirden olan   ruh, kalp, sır, hafi, ahfa diye isimlendirilen latifeleri yaratmıştır. Bu latifeler birbirinin içinde gizlenmiştir. Bir sonraki bir öncekinden daha latîftir.  Rabbimizin Tekvin sıfatı (yaratma) iki türlüdür. birincisi Alemi emir denilen yer kün emriyle yarattığı alemlerdendir. İkincisi Sebepler alemi, madde ve şehadet dediğimiz görülebilen alemdir ki, bunuda 6 eyyamda (devir) birbirine bağlı olarak kıyamete kadar devamlı yaratmasıdır.

İnsan aslen 10 maddeden yaratılmış beşi maddi beşi ise manevidir. Maddi olan beşinci ise Nefsi natıktır. Rabbimiz müteal insanda 4 unsura ve 5 latifeye karşılık gelen 4 ahlatıda yaratmış ve nefsi tabii (hayvani ruh) düzenlemiştir. Bu latifelerin asılları alemi emirde bir nur cevheridir. Bunların vücutta karşılıkları baş gözüyle görünmez. Ama kişide alametleri, var oldukları belli olur. letaifler  mümin- kafir her insanda vardır.  Bu letaiflerin manevi olanlarına letaifi sitte (altı latife) dördüne ise unsur, madde, beden denilir.

Âlemi emirden olan beş letâifin insan vücudunda bir nevi kapısı olan ve unsurun insan vücudunda irtibat kılındığı Yerler şöyledir.

Kalp: Sol memenin altındadır. Manevi kalp dediğimiz bu yerin aslı alemi emirdeki kalp latifesidir. Latife-i Kalp, Hz. Âdem (a.s)’ın emri altındadır. Latife-i Kalbin Nuru sarıdır unsuru topraktır. Tabiatı soğuk ve kuru. Nefsi tabiinin ilk bulunduğu yer kalptir. Eski filozof ve tabiplerin mizaçların kaynağı olan uzuvların her birine ruh tanımı yaparak üç ruhtan bahsetmeleri insanın madde ve mana boyutuyla aslına vakıf olamamaktan kaynaklıdır. Onların uzuvlarda ruh diye tanımladıkları şeyler aslında kalbe çöreklenmiş olan tabi ruhun vucut ülkesindeki kuvveleri ve askerleridir. Nefis bir ahtapot gibi insanın tüm beden ülkesine kollarını uzatmış gözleri ise nefsi natık alın bölgesine yerleşmiştir. Tasavvuf büyüklerinin hayvani ruh diye çoğu zaman tanımladıkları ve riyazet, mücahede, amel ve zikrullahlar ile eğittikleri Müslim olmasını sağladıkları budur. Hz. İbrahimin a.s ayette beyan edilen “eslemtu ben teslim oldum alemlerin rabbine” ifadesinde ki hikmetlerden biri nefsin iman etmesi ve Müslüman olmasıdır. İşte doğu mistizminde çakralar, nefsi tabinin (hayvani ruh) bedende olanlarıdır. Nefis islami eğitim metodlarıyla eğitilmez, sadece hindu fakirlerde ki gibi açlık, riyazetlerle eğitilirse bu latifelerin nefiste olan karşılıkları çakralar (bir nevi yalancı latife) devreye girer. Kişi çakralarda ilerlerken aslen latifelerde var olan özelliklerin, yetilerin sunilerini kazanmaya başlar. İşte veli zatlarda ve Peygamberlerde a.s görülen mucize ve kerametin karşılığı olan meunet, istidraç, ihanat kişide aşikar olur. Anne rahminde 120 günlükken çocuğa üflenen insanı ruhudurki, bundan evvel var olan canlılığı ceninin, hayvani-nefsani ruhudur. Kişi dünyaya geldiğinde nefis insani ruhuna galebe çaldığı için, yani insani ruh beden ülkesinde nefsin emrine girdiği için, asıl olan geldiği yurdunu, vatanını unutur. Ruhu nefsin elinden kurtararak hem beden ülkesine hakim kılmak, nefsin elinden kurtarmak, hemde aslı vatanini hatırlatmak için peygamberlerle a.s Hak teala doğru eğitim metodlarını bildirmiştir.  İnsanda ruhsal açılımlar ilerleme makamları olduğu gibi, nefsinde 7 makamı vardır. Bu peygamberlerce a.s bildirilen doğru metodlarla nefis eğitilmezse, bunun haricindeki tüm eğitim metodlarında nefsin letaiflerde olan suni karşılıkları kişide gelişmeye ve zamanla kişide keramet vari istadraçlar zuhur etmeye başlar.  İşte bu çakralardaki eğitim ve ilerlemeler aslen insandaki nefsi açılım makamlarıdır. Asıl olan letaifler değildirler. Çakralarının açılımını sağlayan harikulade gibi halleri, şifacılığı, kazanan insanlar sadece dünyaya bakan sahte faydalarını kazanmış ve ahirete bakan ve asılları olan nimetleri kaybetmiş demektir. Nefsin makamları, tanımları ve mücadelenin inceliklerinin detayları için (bknz. Hkerrar, Allaha giden yol nefsin tanımı ve mertebeleri)

Kalb latifesinin nuru sarıdır. Kalp latifesi aktif olan bir salikin aurasında sarı renk hakimdir. Bu renkle beraber çakra hattında da, kök çakra, göbek altı çakra, göbek çakralar ve renkleri mutedildir. Kalp latifesi aktif olamıyanlar veya bu noktası hiç aktif olmayacak olanlar. Kalp, damar, böbrek, mesane, rahim vb. hastalıklar yaşarlar. Çünkü bu nokta aynı zamanda nefsin mülhime sonu ve mutmain başlangıcıdır. Bu noktanın tam aktifleşmesi sülükün sonuna doğru, yani radıye mardiye gibi noktalara kişinin ulaşmasıyla gerçek itminan zuhur eder. Kalbin gerçek itminana kavuşması bedeni hastalıklardanda korunması demektir. Bu gerçeği zuhur edene kadar kısmi faydaları salikte zuhur eder. Bu noktası hiç aktif olmayan ve olamayacak olanlar ise gerçek itminanada kavuşamıyacaklarından yukarda dediğim raharsızlıklar zuhur edecektir. Müslüman için bu hastalıklar aynı zamanda günahlarına kefarettir eğer sabrederlerse, doğru imani tavrı sergilerlerse, bu kazanamıyacakları latifenin imana bakan faydalarınıda kazanabilirler. Eğer sabredemezlerse, isyana düşerlerse zararları daha da artar günahlarına kefaret sayılmayacağı gibi, imani faydalarınıda kazanamazlar demektir.sarı rengin bulanıklığı salikin tembelliğine ve nefsinin ona galebesine alamettir.( latifelerin ve tevhid tecellilerinin saliklere tecelli tarzları, suretler ve manevi halleriyle alakalı bilgilere girmiyorum burada. Bu bilgileri inşaallah Envarul Mearif ve Esrarul Hakaik 2 kitabında işleyeceğiz)

 

Ruh: Sağ memenin altındadır. Latife-i Ruh, Hz. Nuh ve Hz. İbrahim (a.s)’ın emirleri altındadır. Latife-i Ruhun nuru kırmızıdır. Unsuru sudur. Safranın olduğu yerdir. Tabiatı soğuk ve nemlidir. Ruh latifesi açılmış bir salikin aurasında kırmızı renk hakimdir. Kalp çakrasıda dahil diğer kalbin altındaki tüm çakralar ve renkleride mutedildir. Saf ateş rengi olan kırmızı, himmet hayatı, Himmetin manası ise kudrettir.  Bu latifesi tam aktif olan zatlar himmet ehli olurlar. Madden ve manen insanlara faydalı olurlar. İstitaatında himmet duygusu baskın olan veliler zaten havas ilimlerini bilir ve icra ederler. Tam aktif olmadan önce kısmi faydaları salikte zuhur eder. Lakin saliklerin en çok ayaklarının kaydığı yerde bu latife ve ilimlerinde olur. Eğer bu renk bulanık bir kırmızı ise bu şehvetin ve şeytanın ateşidir. Bu ise Salikin nefis ve şeytanla yaptığı mücâhedenin sertliği, yorgunluğu manasına gelir. Bu latifesi aktif olamayanlar veya hiç olmayacak olanlar, özellikle karaciğer ve safra kesesi hastalıklarıyla muhatap olurlar. Kalb bölümünde dediğim gibi eğer sabrederlerse bu latifenin karşılığı olan imani faydayıda kazanırlar. Tersi durumda bunuda kaybederler.

 

Sır: Sol memenin üstünde hizasında sadra yakındır. Latife-i Sır, Hz. Musa (a.s)’ın emri altındadır. Latife-i Sırrın nuru Beyazdır. Unsuru Ateştir. Akciğerin olduğu yerdir. Tabiatı sıcak ve kurudur. Sır latifesi açılmış bir salikin aurasında beyaz renk hakimdir.  Ruh latifesinin ve kalp çakralarının yerleride dahil alta doğru tüm çakralar ve renkleri mutedildir.  Saf beyazın baskınlığı salikin safiye makamına kadar yükseleceğine bir işarettir. Kirli beyaz salikin sır latifesinden ancak sülük tamamlayacağına bir işarettir. Zaten geçmiştede bu latifeden sülük tamamlayan evliya tektüktür. Bunlardan biride Abdurkadir geylani (k.s)dir. Genelde veliler kalp ve ruhtan sülük tamamlarlar. Bu latife açıldığında salik sır ilimlerinin cüzlerine, kısmi olarak kavuşur.bu latifesi aktif olamayanlar ve hiç olamayacak olanlar ise, akciğer, astım, koah,dalak, felç, kanser vb. hastalıklara düçar olurlar. Eğer sabrederlerse bu latifenin imani faydasını kazanabilirler. Sabredemezlerse onuda kazanamazlar.

 

Hafi: Sağ memenin üstünde hizasında sadra yakındır. Latife-i Hafi, Hz. İsa (a.s)’ın emri altındadır. Latife-i Hafinin nuru Siyahtır. Unsuru Havadır. Karaciğerin olduğu yerdir. Tabiatı sıcak ve nemlidir. Bu latifesi açık olan salikin aurasında siyah baskındır. Lakin bilinmelidir ki insanda bu siyah iki türlüdür. Bedeninde, nefsinde ilk hali siyahtır. Tasavvufta vucut kuyusu, kalp kuyusu gibi tabirlerin kullanıldığı şeydir. Salik amellerle, zikir ve mücahedeyle ilerledikçe orjinalinde olan bu siyahlık kaybolur. Durumuna konumuna göre diğer renkler tecelli ederler. Hak teala ile kulun arasında bulunan hicapların en tehlikelisi ve aşılması zor olanı bu 70 binden oluşan siyah perdelerdir. Bunlardan sonrada 70 binde nurdan perdeler vardır. Bu 140 bin perde tamamen aşılırsa ancak kişi velayeti ülyanında ötesine geçer ve hadisle övülen 100 yılda bir gelen müceddit ve gerçek varisül enbiya olur. Unutmayın ki velayet makamları bin tanedir ve veli kullarda 33 türlü çeşidi vardır.  Bu 33 türlü velininde hakkın katında dereceleri bir birinden farklı olduğu gibi, ilimleri, feyizleri ve ikramlarıda farklıdır. Bu latifesi açık olan salik sülükünü buradan tamamlarsa sırlı, gizemli havas ve ledünni ilimlerin asıllarını nasibi kadar öğrenir. Bu latifesi açık olan, sülükünü tamamlayan velilerki günümüzde 3-5 taneler (inşaallah imam mehdi ve talebeleri bu ve ötesine ahfaya mazhar olacaklar) kalplere, ruhlara gerçekte tasarruf edebilirler, Hz. İsa a.s gibi birçok yetilere ve ilimlere sahiptirler. Bu latifesi aktif olmamış ve hiç olmayacak olanlar karaciğer, kalp, kan ve ilik kanseri, safra kesesi, pankreas, böbrek, mide, bağırsak, tansiyon, şeker, cilt hastalıkları vs. zuhur eder. Eğer sabrederlerse latifenin imani faydasını kazanırlar. Sabredemezlerse onuda kaybederler.

 

Ahfâ: Sadrın ortasındadır. (timüs bezi) Latife-i Ahfa, Hz. Muhammed (a.s)’ın tahtı tasarrufundadır. Latife-i Ahfânın nuru yeşildir. Fakat Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem dört unsura da mazhardır. Zahir varlığında dördü de tamamlanmıştır. Bu latifeden tam sülük edecek olanları bu ümmetin sadece ahirzamanda geleceği müjdelenen imamı Mehdi ve bazı talebelerine verilmiştir.

Zikr olunan peygamberlerin kalıp (vücut) larına ruh sonradan taalluk etti (geldi). Öyle ise bu durumda, Âdem aleyhisselâmın ilk varlığının toprak olmasının hikmeti, mazharının (toprak) olmasıdır.

Nuh aleyhisselâmın toprağında “su” luk olduğundan dolayı dünyayı tufana verdi. Zira tasarruf sahibinin varlığında hangi unsur fazla olursa onun zamanında o (unsura) ait şeyler meydana gelir. Eğer Nuh aleyhisselâm unsurların dördüne de mazhar düşseydi ondan gazap gelmezdi. Çünkü o yalnız bir unsura mazhar düştü. Diğerlerine mazhar olmadığından gazaba gelip dünyayı tufana gark etti. Çünkü tümüyle su hükmünde idi. -Allah Teâlâ’nın emri ile- Fakat diğer unsurlara mazhar düşmüş olsa idi dua edip dünyayı tufana gark ederek kendini ahirette mesul etmezdi. Ancak, sonradan pişman olup istiğfar ettiği meşhur (malûm) dur.

Musa aleyhisselâmın mazharının ateş olduğuna da sebep ve amil şudur ki: O son derece gazaplı idi. Gazaba gelerek mübarek lisanına gelen her sözü söylerdi. Ateşlik tarafı galip idi. Onun için de gazaplı idi. Nübüvvet gelmeden önce Mısırda bir insan helak etti(öldürdü). Ve hak Teala unsuruna uygun şekilde turda ona ateşten tecelli etti.

İsâ aleyhisselâmın ise unsuru hava idi. Çünkü Allah Teâlâ kendi azameti ile onun hakkında “Rûhullah” demiştir. Ruh ise havadan ibarettir. Ruhun vechi çoktur, izah edilmiş olsa söz uzar.

Yine, felekler sayısınca İsa aleyhisselâmın namında havalık galiptir.

Bir vechi de şudur: İsa aleyhisselâmın varlığında havalık üstün olduğundan riyazet kuvveti ile felek’e çıktı. Çünkü vücudunda ağırlık yoktu. Letafet var idi. Hava ise latiftir. Ancak cisminde hava üstün geldiğinden felek’e çıktı. Zira hava felek’e yetişmeye dek yerde duramaz.

Fakat Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hazretlerinin mübarek cisminde dört unsur da mutedil bir şekilde bu­lunmaktaydı, dememizin sebebi şudur ki; Hakk Teâlâ ondokuz bin âlemi Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hazretlerinin hakikati Ahmedi ve Muhammedi den  vücuda getirdi. Varlığının sarayına gelinceye dek itidalde (tam olgunluk) yaratıldı. Hiç bir Nebi’nin dört yarı (arkadaşı) yoktu. Sadece Rasûlûllah hazretlerinin vardı. Çünkü dört yâr (yoldaş) açıklanan dört nebiye işarettir. Dört yâr (cihar yâr-ı güzin) in ilmi o dört nebide vardı. Ayrıca, dördü dört unsurun mazharı idi.

Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellem hazretleri bunların dördünün aslı idi. Çünkü dört unsur nuri Muhammediden varlığa gelmiştir. Varlığa gelen o dört unsur, Rasûlüllah sallallâhü aleyhi ve sellemin ashabı olan dört yârdir.

İşte kâmil bir Mürşidin eğitiminde latifelerini Allah lafza-ı Celali ile temizleyen nurlandıran şahıslarda zikrullah bütün vücuda İntikal eder. Zikir hâli cesedin her zerresinde uyanırsa buna Zikri sultanî denir. Nefsi natıka ve bütün vücut zikrullahla meleke Kazanınca âlemi halktan olan anasırı erbââ ve nefis de tezkiye ve Temizlenmiş olur. Anasırı Erbaa uygun yaratılmış olan tüm mahlukat makamları sırayla geçilmiş olur. İşte o zaman ayetin ihbarıyla kişinin her hali uykusu bile zikir olur. Ayette: Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.[2]

 

Böyle bir kul ayetin ifadesiyle itminana kavuşan bir kuldur. (Timüs, tiroit gibi maddi ve manevi dengeleri kontrol eden bezler ve bedendeki çakralar düzenli çalıştığından) Muhammedi makama ulaştığından ve gerçek islama erdiğinden bağışıklık sistemi düzenli çalışır. Böyle bir kul istitaatın da himmet duygusu galipse, başkalarının hastalıklarını yüklenir şifa vesilesi olur. Taşımış olduğu hastalıklar kendinden kaynaklı değildir. Bu durumda olan bir zat başkalarından topladığı hastalıklardan manevi konumu artıkça, rahatsızlık duymaz ve kendi de hasta olmaz.  Böyle bir istitaatı olmayanlar hikmetlere uygun şekilde ancak hasta olur, sair insanlar gibi her durumda hasta olmazlar. Bu aşamalar aynı zamanda nefis mertebelerinden Radiyye, mardiyye ve safiye makamlarına bakar. Havvas ve Havasul havas diye tanımlanan insanlar bunlardır.

Seyri sülük yolunda ilerleyerek bir salik, bu alemi emirden olan latifeleriyle imkan dairesinden velayeti suğra ve velayeti kübranın akrabiyet dairesinden geçerek, nefis velayeti kübranın üç safhası olan muhabbet dairesinden, ateş, hava ve su unsurlarınıda geçerek, velayeti ülyaya ve muhabbetin dördüncü dairesi olan toprağa ulaşır. Burada on latifenin hepsi temizlenerek heyeti vahdaniyye dediğimiz duruma geçer. Yani toplanıp bir araya gelerek heyeti vahdaniye adını alır. Kemalatı risaletin (peygamberlik makamları) ve sülükün sonuna kadar artık gelen feyz heyeti vahdaniyeden gelir.  Latifeler asıllarına ulaştığı zaman, nefsin mutmainne kısmından sonra nefiste yalnız kalmaya başladığı için ve vucutta göbek altına hapsedildiği için gidecek bir yer bulamadığından ve tevhid zikriylede devamlı tokmaklandığı için iman eder ve latifelerin peşinden oda gider. 10 latifenin temizlenmesi ve toplanması bundan sonrasındadır. Salik sülük yolunda sırayla her latife-i aşarak kalbin içindeki 7 adet safhayıda sırayla açmış ve geçmiş olur. Kalp içe doğru yedi safhadan oluşur. Bu safhalardan da 6 ncı açıldıktan sonra gerçek mükaşefe ve müşahedeye ve gayb sır ve alemlerine vakıf olur. İşte sırayla yedi nefis makamını, latifeleri ve ruh makamlarının hepsini aşan salik kalbininde içindeki 7 bölgeyi aşmıştır. Gerçek varisül enbiya ve tasavvuf tabiriyle kutublar kutbu, ferdiyet makamının sahibi olur.  Bu noktaya ulaşan kulda yedi rengin hepsi aynı anda iç içe zuhur edebileceği gibi, manevi durumuna göre sadece yeşilde zuhur edip değişmez. Bunlara tasavvufta telvin ve temkin denir. Yine 4 aklın ve bunların karşılığı olan 4 ruhunda hepsi bu zatlarca kazanılmıştır. (detaylar için hkerrar youtube miftahul esrar kanalı, Alemi mana ve velayetin dereceleri ve ruh makamları sohbetleri)

Buraya kadar verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere çakralar insan nefsindeki açılım noktaları ve bedenin enerji giriş-çıkış ve dağılım noktalarıdır. Latifeler ise ilahi ve ruhsal makamlara aittir ve kaynağı ilahi feyizdir. Veli zatlarda bulunan 2-3 insan gücünün sebebi aldıkları ilahi feyiz ve özel ruh ve nurlardır. Ama çakra açılımlarını başaranlar dünyada var olan enerjileri belli disiplinle vucutlarında kazanırlar ve veli zatlarla kıyasladığımızda sonlu-biten bir enerjiye sahiptirler. Veli zatların kazandıkları enerji, nur ilahi kaynaklı ve sonsuz olduğundan dolayı ahirettede nimete mazhar olurlar dünyada da. Ama çakracılar en fazla vücut sıhhatini ve enerji akışını sakinliği ve dünya nimetini kazanır ahiretten ve sonsuz enerji ve nurdan mahrum kalırlar.

Günümüzde bazı bioenerji çalışmaları yapan ve çakracı, reikici ve hacamatcıların bilmeden söyledikleri latifelerinizi açarız tabirleri ve çakralarınızla latifeleri açarız gibi tabirleri kullanmaları bunları aynı şey zannettikleri ve latifelerle alakalı bilgi sahibi olmadıkları içindir. Hiçbir (letaif ilimlerinin dışındaki) yöntemler latifeleri açamaz. Ama latifeleri açık olanların çakralarıda açıktır. Çakraları açık olanların latifeleri de açılmış olmaz. Ama latifeleri açılanların vucuttaki çakralarıda açılır. Çakralar meditasyon, egzersiz, hacamat, sülük, reiki, bioenerji, bitkilerle tedavi vb. yöntemlerle çok rahat açılabilir. Ama bu yöntemlerin hiçbiriyle latifeleri açamazsınız. Dua, namaz, oruç, zikir gibi islamda var olan ibadetlerin sair dinlerdeki ibadetlerden en büyük farkı, hem bedenen sağlık, sıhhat, çakra açılımı, aura artırma vb. maddi faydaları içinde barındırır, hemde latifeler ve ruhsal makamları kazanma gibi manevi faydaları içinde barındırır.(ibadetlerin sağlığa faydaları ve havasla tedavi bölümlerine bakın)

Bu gün çakralarını açmak için batıl öğretilerle uğraşan müslümanlara ben şahsen üzülüyorum. Yazıkki kendi dininde olan birçok ibadet ve ilimler çakralarını açmayıda sağlar, o batıl öğretilerin veremiyeceği faydaları kazanmayıda sağlar. Aradığı faydayı batılda değilde kendi değerlerinde arasalar veya araştırsalar zaten görecekler. Hatta doğu kaynaklı bir çok ilmin asıllarının, bizlerin değerlerinde, dininde olduğunu, aslında bu asılların bir nevi sanallarını onların geliştirdiğini ve asılları yerine sanalının peşine takılıp gittiklerinide bilecekler. Aslen islamda var olan tayyi mekan, bastı zaman kavramlarına karşılık bunların sunisi diyebileceğimiz astral seyahet, kalplerden geçenleri bilme (kalbi keşif) ve kalp gözü yerine telapati, zihin okuma, üçüncü göz gibi daha birçok metafizik ilimlere yönelik bilgileri inşaallah bu kitabımızın diğer serilerinde değineceğiz.

[1] Hicr, 28,29

[2] Al-i İmran, 191, HKerrar, Allah’a Giden Yol Nefsin tanımı ve Mertebeleri

Hkerrar, Envarul Mearif ve Esrarul Hakaik 1 Tıbbı Nebevide ve İslam Tıbbında Hastalıkları Tedavi Usul ve Kaideleri

Etiketler:

Güvenlik Sorusu ** Zaman sınırı bitmiştir. CAPTCHA yeniden yükleyin.