Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Kategoriler
Tavsiye Siteler
Son Yazılar
Son Yorumlar
6 sene önce tarafından yazıldı, 376 kez okundu ve hakkında yoruma kapatıldı.

İBADETLERİN SAĞLIĞIMIZA FAYDALARI

Bilim, ilim ve teknolojinin gelişmesiyle beraber insanlarda da Ruhi ve Bedeni hastalıklar  artmakta her geçen gün bir yenisi hayatımıza girmektedir.

İnsanlar arasında Beden ve ruh sağlığı bozuldukça gelişen ilim ve farklı kültürlerin inanç ve dogmaları da hayatımıza bazı çevrelerce sistemli olarak hastalıkların şifasında insanlara özellikle Müslümanlara aktarılmaya öğretilmeye başlanmıştır. Bunun neticesi olarak özellikle ülkemizde Müslümanlığını iyi bilmeyenler bu batıl öğretilere kendilerini kaptırıyor  Ruh ve beden hastalıklarından kurtulma adına bu saçma batıl fikirlerin ardına düşüyor ve neticede Beden ve ruh hastalıklarına en önemlisini kalp hastalığını yani imanı kaybetme hastalığını da ekliyor ve ahretlerini de heder ediyorlar.  Dünyada her ne sıkıntı ile karşılaşılırsa karşılaşılsın kanserden ele iğne batmasına kadar, sabreden imanını muhafaza eden ve imtihan nazarıyla bu sıkıntılara katlanmayı ve bu gösterilen direnç sonucu da ahretlerini kazanmayı öğreten bir dinin mensuplarının böyle bir dalalete düşmesi ne kadar acıdır. Bu ifadelerimden hastalıklarda şifa aramayı bırakmayı, hiçbir şey yapmadan beklemeyi kurudan kuruya bir sabır sergilemeyi elbette ki kast etmiyoruz. Sadece şifayı aradığımız kapıların yanlışlıklarını dile getiriyoruz. 

Bizler aslında insanlığın ihtiyacı olan her şeyin yazıldığı ve verildiği bir dini ve onun kitabının yazdıklarını anlayamadığımızdan hayatlarımızı her iki cihanda da kendimiz zindan ediyoruz. İslamın emrettiği ibadetlerin Hem Beden hem ruhsal olarak insanın bütün ihtiyaçlarını karşılayıcı bir özelliğini bilmiyor ve batıdan gelen aslı inancı sarsmaya dayalı batıl fikirlerin ardına, öğretilerine sarılıyor ve aslımızdan uzaklaşıyoruz. Bu batıl öğretilerle sözde beden ve ruh sağlığını elde edelim derken daha beter hale geliyor hem bu dünyayı hem de ahretimizi zindan ediyoruz. Bu gün insanlarımızın ruhsal gelişimleri için islamın özünden çıkmış olan Tasavvuf ve öğretilerinin en üst boyuttan vereceği faydaları yerine sufli boyuttan geçici rahatlamalara sebep veren batıl öğretilere Maji, Kabala, Astral, Yoga, Meditasyon, Sihir ve büyü ile anılan Havas (Havas özde sihir ve büyüyle alakasızdır) vs. meyletmesi elbette ki insanlarımızın inandıkları dinlerini islamı kuranı ve faydalarını iyi bilmediklerinden kaynaklanıyor. Oysa hiçbir dogma, fikir, ilim vs. insana Yaratıcısının tavsiye ettiği faydayı veremez. Ayetin ifadesiyle Yaratan yarattığını hiç bilmez mi? Buyurması aklı olanlara bu gerçeği dile getirir. Elbette ki insanı ve diğer varlıkları en iyi bilen onları yaratan Allah Azze ve celledir. Hal böyle iken insanların ihtiyaçlarında yaratıcı Rablerinin tavsiyeleri yerine, batılın ardına düşmesi ve çareleri oralarda arması ne kadar garip ve nasipsizliktir.      

Ruh sağlığı için tavsiye edilen meditasyon, yoga vs. için hem maddi külfetlere hem batıl öğretilere dalan insanlarımız keza sıhhatli yaşama adına sunulan Maji, Kabala, Astral vs.  öğretilere karşılık ve onların hiçbir zaman gerçekte veremediği ve veremeyeceği gerçek Ruh ve beden sağlıkları için Tasavvufi yani Kuran ve Sünnet öğretisine neden sarılmaz ilacını Kuranda ibadetlerde aramaz dünya ve ahretlerini mamur edecekken daha da yıkmaya yarayan batılın ardına düşerler. Buda elbette ki Şeytanların insanları aldatma adına kurdukları ve ayetin ifadesiyle süslü güzel faydalıymış gibi gösterdikleri vesveselerden  başka bir şey değildir.

Bu konuda Müslüman doktor, ilim ve bilim adamlarına aslında çok büyük sorumluluklar ve veballer düşüyor. İnsanlarımızın bu batıla kaymalarında elbette bunların kuranın ilmi mucizeleri, tıbbı mucize ve faydaları gibi çalışmalara ağırlık vermeyişlerinin ve Müslümanları aydınlatmayışlarının payı büyüktür. Bu sebeple inanıyorum ki aşağıda vereceğim ibadetlerin tıbbı faydaları adlı kısa çalışmaların çoğalmasıyla insanlarımızın azda olsa bilinçlenmelerine ve yaptıkları ibadetlerinin sadece ahrete faydasının olmadığını tersine her iki cihana da faydalı olduğunu öğrenmelerine ve dinlerine, değerlerine daha bir sıkı bağlanmalarına vesile olacağı kanaatindeyim.

Şimdi gelelim islamda ibadetlerin bir şekilden ibaret olmadığı aksine yapılan ibadetlerin hem Beden hem Ruhsal faydalarının olduğunu gösteren örneklere

A —ORUÇ:

Orucun asıl amacı, Allaha ibâdettir. Fakat sabrın güzelliğine erişmek, aç kalanların halini tanımak gibi pek çok faydaları vardır. Bu ibadetin sağlığımız yönünden de pek çok yararları bulunmaktadır.

Bilindiği gibi Sûre-i Bakara’nın (183-187) 4 ayeti, dinimizin temel ibadetlerinden orucu emretmekte ve şartlarını bildirmektedir. Orucun maddî, manevî faydaları sayılmakla bitmez. Nitekim 184. âyetin son cümlesinde «Eğer bilseniz, oruç tutmanız sizin için ne kadar hayırlıdır» buyurulmaktadır.

Dikkat edilirse; âyet-î kerimede, zor şartlarda bile oruç tutmanın hayırlı, dolayısı ile bizler için birçok nimetler getirdiği vurgulanıyor ve bu nimetler ancak gerçekleri anlıyorsanız farkedilir, buyuruluyor.

Yakın yıllara kadar oruç; sindirim açısından bir dinlenmeden ibaret sanılırdı. Tıp ilerledikçe anlaşıldı ki, orucun faydası sadece bu değildir.

Şimdi orucun sağlığımıza neler getirdiğini tıbbî açıdan özetleyelim.

a) Orucun Sindirim Sistemine Etkileri:

Sindirim sistemi, bilindiği gibi, çok kalabalık bir organlar ailesinden kuruludur. Ağız ve çenemizdeki tükrük bezlerinden, dil, ağız, yutak, yemek borusu, mide, 12 parmak bağırsağı, karaciğer, pankreas gibi önemli organlar ve çeşitli bağırsak bölümleri bu sistemin elemanlarıdır. Bu karmaşık organlar topluluğu kompitür bir sistemle otomatik idare edilmektedir. Daha yemeğe başlarken, hatta niyet ederken, tüm bu sistem, kendi görevine uygun biçimde faaliyete geçer. Tabiidir ki, 24 saat devamlı çalışmanın, çoğu kez sinirliliğin ve yanlış beslenmenin etkisi ile bu sistem yıpranır.

İşte oruç, bu sisteme getirilen yılda bir aylık dinlenmedir. Fakat orucun asıl mucizevî hikmeti karaciğer üzerindedir. Zira karaciğerin sindirim sistemi dışında 15 görevi daha vardır. Ömür boyu nöbet tutan bir görevli gibi yıpranır durur.

Bu yüzden, sindirim nedeni ile safra salınması onda diğer görevleri aksatma sorunları yaratır.

Oruçlu iken karaciğer günde 4-6 saat istirahat etmektedir. Yukarıda izah ettiğim sebeplerle oruç dışındaki perhizler yeterli olamaz zira onda bir gramlık bir yiyecek mideye girdi mi, sindirim sisteminin kompitürü harekete geçer ve karaciğer hemen faaliyete başlar. Bu dinlenme senede en az bir ay olmalıdır.

Bazı kimseler her fırsatta kan tahlili yaptırarak kendini emniyette hissetmek isterler. Hâlbuki karaciğer hücresi dile gelse: «Bana yapacağın en büyük yardım, oruçtur» diyecektir.

Orucun karaciğere yardımı bir yandan da kan kimyası yolu iledir. Karaciğerin en güç görevlerinden biri, alman besinlerle yakılan besinleri dengede tutma işidir. Vücuda giren her besini depo etmek ya da kanda yanmasını biçimlendirmek zorundadır. Hâlbuki oruçta, özellikle gündüz besin alınmaması nedeni ile karaciğer bu besin toplama işinde fevkalade rahatlar. Ve de bu rahatlık sırasında vücut için hayatî önemi haiz globülinleri hazırlar; Bu sayede korunma sistemimiz güçlenir.

Orucun, çok hassas birer organ sayılan yutak ve yemek borusu üzerine dinlendirici etkisi de paha biçilmez bir nimettir.

Midemin oruçtan aldığı etkilerin tümü olumludur. Midenin tüm salgıları şartlı salgıdır. Bu sebeple aç kalınca asit birikimi olduğu halde, oruçken asit birikimi olmaz. Zira oruca niyetle birlikte asit salgısı durur. Mide kasları ve salgı hücreleri Ramazan boyunca dinlenmiş olur.

Hasta olmayan bir mide, iftarda gayet güçlü olduğu için hayatında hiç oruç tutmamışların mesnetsiz iddialarının tersine, başarılı bir sindirim yapar.

Oruç, bağırsaklara da hem salgı, hem hareket eden kaslar açısından tam bir dinlenme sağlar bağırsakların iç derileri ardında temel savunma sistemimizin bir parçası olan PEYER plakları vardır. Oruçta bu plaklar tam bir revizyona tabi tutulur. Böylece sindirim yolundan geçen hastalıkların tümüne karşı daha dayanıklı oluruz.

b) Orucun Dolaşım Sistemine Getirdiği Nimetler:

Oruçlu iken gündüz kan hacmi azalır. Bu olay kalbe rahatlık sağlar. Daha önemlisi hücre arasındaki suyun azalması doku basıncının azalmasına neden olur. Halk arasında küçük tansiyon denilen doku basıncı kalb için çok önemlidir. Oruç tutarken küçük tansiyon daima düşüktür ve de kalb rahattır.

Yine günümüz insanı, çeşitli hayat şartlan nedeni ile tansiyon yükselmesinden muzdariptir. Senede bir ay tutulan oruç, özellikle küçük tansiyonu düşürür.

Orucun dolaşım sistemine en önemli etkisi damarlar üzerine olanıdır. Bilindiği gibi damarları yıpratan, eskiten etkenlerin başında besin artıklarının iyi yakılmaması gelmektedir. Hâlbuki oruçken özellikle iftara yakın saatlerde kandaki tüm besinler yakılır ve artık kalmaz. Böylece damarlarda yağ ve benzeri artıklar daralma yapmaz. Yine çağımızın temel sağlık sorunlarından olan damar sertliklerine karşı oruç en büyük Korunma tedbiridir.

Dolaşım sisteminin bir parçası sayılabilen böbrekler oruçta dinlendiğinden çok kıymetli bir organımız da oruçla sağlığa kavuşmuş olur.

c) Orucun Hücrelere Etkisi:

Hücreleri en çok etkileyen olay, hücre içi ve hücre arası su dengesini ayarlamalıdır; Oruçlu iken hücre arası su asgariye (en az’a) ineceğinden hücre fonksiyonlarında ciddi bir rahatlama olur. Yine vürudumuzda devamlı salgı görevi ile yükümlü Epitel hücreleri, oruç sırasında ciddi bir istirahata, dolayısıyle sağlığa kavuşur.

Hücre dilinden bir örnek vermek gerekirse:

Hipofiz, Thyroid, Pankreas salgı bezleri Ramazanı hasretle beklemektedir. Hiç değilse bir ay soluk almaları için.

d) Orucun Sinir Sistemine Etkisi:

İyice bilmelidir ki, oruçlu iken bazılarında görülen huysuzluk ve tiryakiliğin sinir sistemi ile bir ilgisi yoktur. Bu hal nefsden gelen bir tepkidir.

Oruçta asıl sinir sistemi tam bir rahatlama içindedir. Bir ibadeti yerine getirme mutluluğu bizdeki gerginliklerin, huysuzlukların hemen hemen tümünü yok eder. Daha içten bir teslimiyetle kederlerimiz bile kaybolur.

Günümüzün en önemli tıp sorunlarından olan stressler böylece büyük ölçüde kalkar.

Orucun gün boyu bizi cinsel arzulardan uzaklaştırması da sinir sistemi üzerindeki pek çok olumsuz etkileri kaldırır.

Abdest ve orucun müşterek özellikleri ile çok ciddi bir düzene kavuşan beyin dolaşımı sinir sistemindeki sağlığın pek açık bir müjdecisidir.

Daha önce değindiğim gibi; tüm sinir sistemine etkili iç salgı bezlerindeki dinlenme de, orucun bu sisteme sağladığı yararların bir parçasıdır.

Ramazan boyunca ibadet zevki ile huzura kavuşan şuur altı adeta yıkanmış gibi sinir sistemindeki gerginlikleri tümü ile siler.

e) Kan Yapımı ve Orucun Hikmetleri:

Kan kemik iliğinde yapılmaktadır. Vücutta Kan ihtiyacı belirdikçe bir refleks kemik iliğini uyarır. Özellikle zayıf ve kansızlarda ve kent biçimi yaşayışta kemik iliği çok tembeldir. Bu yüzden sarı benizliler gün geçtikçe artmaktadır.

Oruçlu iken kanda besinler en az düzeye düşünce; kemik iliği uyarılır. Bu yüzden, kanlıların tersine, böyle kansızlar oruç tuttuklarında daha kolay kan yaparlar. (Elbette ciddi bir kan hastalığı arızası olanlar, tıbbi kontrollerini hekimlerinin tavsiyesine göre yaparlar).

Oruçlu iken karaciğer dinlenmiş olduğundan kemik iliğinin kan yapmak için ihtiyaç duyduğu maddeleri daha iyi ve sağlıklı hazırlar.

Orucun bu çok yönlü biyolojik etkileri ile zayıf kişiler, oruç tutunca şişmanlar. Aksine şişmanlar da oruç tutunca genel sağlıktaki olumlu etkileri sebebi ile zayıflar.

Şimdi Bakara Sûresinin 184′ncü âyetin son cümlesini bir kez daha hatırlayalım ve Kur’an’ın ilâhi mucizesinin hazzını duyalım.

« Eğer gerçekleri anlıyorsanız (yani gerçek vücud biyolojisini biliyorsanız) her güçlüğe rağmen oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.

İSTİBRANIN FAYDALARI

Daha önce Hakses Mecmuasında makale şeklinde yayınlanan istibrâ mevzuu nedeniyle bir çok Müslüman kardeşimizin yarasına parmak basmış olduk.Bir çok tebrikler aldık.Yine bu kardeşlerimizin umumi arzuları ve devamlı istekleri üzerine bu makalelerimizi kitap haline getirmeye karar verdik. Bu hususta yakın ilgi ve alakalarını eksik etmeyen Gonca yayın evi sahibi Sayın Hasan Başpehlivan a kitabından faydalandığım hocamız Ekrem Doğanay’a ve beni bu hususta teşvik eden İsmail Coşar hocamıza teşekkürlerimi sunar,Allah(c.c) onlardan razı olsun derim.
Gayret bizden,tevfik Allah(c.c) tandır.

    1-İSTİBRÂNIN LUGAT MANASI

İstibrâ;(BRA)harflerinden türeyen, istifal babından bir fiildir.BRA temizlemek ,ari olmak,kurtuluşa ermek manalarına gelen sülasi bir fiil köküdür. Beraat gecesi bu kökten türemiş bir kelime olup,kurtuluşa erilen gece demektir. Hukukta beraat etti, kurtuldu, temize çıktı yerine kullanılır.
Bilindiği gibi istifal babı isteyiş ölçüsüne belirten bir babtır. Dolayısıyla istibrâ;Temizlemeyi, kurtulmayı istemek ve bunun için gayret göstermek demektir. İstibrânın istilah manası şöyledir: Ayırmak, uzak etmek,küçük tuvaletten sonra idrarından kurtulmak, ondan temizlenmek, idrar eserinin tamamen kesilmesini beklemektir.

Fıkıh ile ilgili diğer manası ise, nikaha alınan dul bir kadının gebe olup olmadığına kanaat getirmek için kadını bir adet görünceye kadarki sürede beklemek,bu da kadının rahminin çocuk yönünde boş olduğuna,temiz olduğuna kanaat getirme anlamındadır.(1) Bizim burada açıklamaya çalışacağımız istibrânın birinci manasıdır.

    2-TARİFLER

Büyük ve küçük tuvaletten sonra temizlenmeye istincâ denir.Yani istincâ necasetten temizlenmeyi istemektir.İstibrâda istinace içinde mutaâla olunur.İdrardan ve necasetten temiz olma, kurulanma demektir.(2)(3) İstintar; İdrarı son damlaya kadar çıkarmak için ıkınmak ve gayrettir.(4)

   3-KONUN ÖNEMİ

Erkeğin istibrâ yapması farzdır.(5) Kadının istibrâ yapmasına gerek yoktur.Açıklaması ileride gelecektir. İstibrâ yapmadan, idrarın son damlalarını çıkarmadan hemen alınan bir abdest sonunda veya abdest alma esnasında çok azda olsa idrar damlasının çıkması veya idrar çıkış deliğinde bir yaşlılık görülürse abdest bozulur.(6)
Dikkat edilirse “yaşlılık görülürse” diyoruz, “yaşlılık his edilirse” demiyoruz. Çünkü yaşlılık her zaman için hissedilmesi mümkündür. Bilhassa vesveseli kişilerin bunlara dikkat etmesi gerekir. İdrar deliğinde yaşlılık yani ıslaklık olduğunu anlamak için tenasül uzvunun ucuna kuru bir taş veya kurutma kağıdı konulur eğer bu konulan şey ıslanırsa ıslaklık var demektir.
Abdesttin idrar yönünde bozulma keyfiyeti idrar damlası ile delik ucunda ıslaklık aynıdır.(7)
Bu şekilde alınan bir abdest ile yapılacak ibadetler özellikle namaz sahih olmaz.Abdest alınmadan yapılan ibadette geçersiz olur.Abdest,namazın en önemli şartı olduğundan dolayı namaz kılınmamış sayılır.Bu bakımdan konu son derece önemlidir.

  5-İSTİBRÂ FARZDIR

İdrar sızıntısının kesildiğinde kalbi kanaat getirinceye kadar yapılması gereken istibrâ farzdır.(8) Şayet kalbi idrarın kesildiğine kanaat getiriyor ve bu durum kendisinden vesvese sebebiyet vermiyorsa vacip, istibrâdan sonra bir şey çıkmayacağına kati bir surette eminse istibrâ yapması menduptur.

Abdestini titizlikle alıp namazını huşu ve hudu içerisinde kılmak isteyen müslümanın bu konuya çok dikkat etmesi gerekmektedir.

Bu hususta hadisi şerifler şöyledir:

( I ) İdrardan korununuz çünkü kabir azabının hemen hepsi ondandır.” (9)
Çünkü kişi idrardan korunmazsa namazı batıl olur ve günaha girer. Dolayısıyla istibrâ yapmadığı için büyük günaha girmiş olur.

( II ) İdrardan çok iyi korununuz.Çünkü kulun kabir de en önce hesaba çekileceği şey odur.”
İstibrâya önem vermeyen namazına önem vermemiştir. Bu Lakaydilik kişiyi cehenneme sürükler.(10)

( III ) “Muhakkak ki,sizden birinize kabrinde azab edilir.Şüphesiz bevlettiği zaman istintar etmezdi denilir”. (11)
İstintarın ne manaya geldiğini biraz evvel açıklamıştık.İdrarın son damlasını çıkarmak için çaba harcamak demektir.

( IV ) “Sizden biriniz idrarını yaptıktan sonra zekerini üç defa kuvvetle çeksin.” (12)
Abdullah b.Abbas:”Resulullah bir kabrin yanından geçerken azab gören iki insan sesi duydu.
– Bunlar azab görüyorlar.Hem azab görmeleri büyük bir şey için değil;Biri idrarından istibrâ etmezdi, diğeri de koğuculuk ederdi.” (13)
Bu Hadis-i Şeriflerden anladığımıza göre kişi ibadetlerine ne kadar dikkat ederse etsin ihlas ile yaparsa yapsın hatta Hz.Saad b. Muaz gibi düzeyde bir sahabi olsada istibrâya dikkat etmezse Allah(c.c) onun cezasını kabir azabı şeklinde veriyor.İşte örneği;

( V ) “Eğer kabrin sıkmasından bir kimse kurtulsaydı muhakkak ki Sad kurtulurdu.Vallahi öyle bir şiddetle sıkıştırıldı ki onun tesiriyle eğe kemikleri birbirine geçti.(Bu durum) onun sidiğin eserinden sakınmamasındandır.” (14)
Taberi nin İbni Ömer(r.a) den rivayet ettiği bir hadiste söyle buyrulur: ”Bir adam kabre konulur hemen iki melek ona gelip”Muhakkak biz sana bir darbe vuracağız”dediler.hemen öyle bir vuruş vurdular ki kabir ateşle doldu.Bundan sonra onu bıraktılar.Nihayet ayılıp korkusu gidince Meleklere sordu:
– Bana bu darbeyi hangi sucumdan dolayı vurdunuz ?
– Şüphesiz sen bir defa abdestsiz namaz kıldın.Birde mazlum bir adamın yanından geçtiğinde sen ona yardım etmedin cevabını verdiler. (15)
Burada anlatılan Müslüman bir kişidir.Zira abdestsiz namaz kılmak insanın küfre götürür.Demek ki kişi abdestine dikkat etmemiştir,İstibrâya ehemmiyet vermemiştir. Abdestsiz namaz kılındığından dolayı azaba maruz kalmıştır.

6-MÜSLÜMANLARIN İSTİBRÂYA DİKKAT ETMELERİ GEREKMEKTEDİR

Namaz kılan Müslümanların istibrâya çok dikkat etmesi gerekir.Bugün ekseri Müslümanlar namaz kılmıyorlar,kılanların çoğuda istibrâya dikkat etmedikleri için namazları sahih olmuyor.Bu sebeple abdestsiz namaz kılanlar bir hayli fazladır.Hatta bir çok imam bu duruma lakayt kaldığı için kendi namazları sahih olmadığı gibi cemaatin namazını da ifsat ederek büyük bir vebal altına giriyorlar.
İdrardan sakınmayıp İstibrâ yapılmadan alınmış bir abdestle namaza durup imam arkasında namaz kılanın cemaate nasıl zarar verdiğini şu Hadis-i Şerif bize gösteriyor.”Resulullah (s.a.v) bir sabah namazını kıldırırken şüpheye düşüp yanıldı.Namaz kılınca söyle buyurdu:

( VI ) ”-Bir takım kimselere ne oluyor ki bizimle beraber namaz kılıyorlar da taharetlerini güzel yapmıyorlar.Bize Kuranın karıştırıp okuyamaz hale getiren ancak işte onlardır.” (16)
(VII ) ”Bizim namazımı karıştıranlar ancak abdestsiz gelen kimselerdir.her kim namaza gelirse abdestini güzel alsın.” (17)

Bilmemek özür sayılamayacağına göre gönül huzuru ile sahih bir namaz kılmak ve içimizdeki vesveseleri atmak için bu hususa çok dikkat etmemiz gerekmektedir.
İstibrâ yapmayı ilmihal kitaplarımız yeterince ele almamaktadır.Bazı ilmihal kitapları istibrâyı kurulanma olarak tarif etmişlerdir ve bu hususta fazla malumat vermemişleridir.Halbuki tenasül uzvunu yıkandıktan sonra kurulanmayı,idrar kesilmesini sağlamak için yapılan gayretleri kapsayan istibrâyı aynı manaya almak mümkün değildir.
(18) Çünkü istibrâ idrar damlasının sızıntısını gidermek veya kesmektir.
Yürümek,öksürmek sol tarafa yatıp uyumak şeklinde istibrânın yapılacağı kaybeden fıkıh kitapları (19) bunların yapılmasının ne kadar zor olduğunu ve pratik olmadıklarını hesaba katmamaktadırlar.Çünkü buna göre tuvaletteki kişi yapabileceği istibrâ usulü ancak öksürmektir.Yürümek ve sol tarafa yatıp uyumak uygulanabilir metotlar değildir. Üstelik külota damlayacağından dolayı sık sık külot değiştirme gibi bir mahsurları da vardır. Diğer yandan uyumak cemaati kaçırmak gibi diğer bir mahsuru da beraberinde getirir Külota damlayan idrar avuç içi büyüklüğünden küçük olursa kılınan namaz mekruh olur.Bu ölçüden büyük idrar, namazı ifsad eder.(20) Çok defa öksürük istibrâ için yeterli değildir.

Bilmemek özür sayılamayacağına göre gönül huzuru ile sahih bir namaz kılmak ve içimizdeki vesveseleri atmak için bu hususa çok dikkat etmemiz gerekmektedir.
  
    7-İDRARDAN KORUNMAK

İdrardan gereği gibi korunmak için şu tedbirlerin alınması gerekir;

1-İdrar sıçramasını önlemek için bir çukurun tam ortasına yada tuvalet deliğinin tam ortasına yapılmalıdır.(En iyisi oturarak idrar yapmaktır)

 

(VIII ) “Sizden biriniz idrar yapmak istediği zaman,idrarı için müsait bir yer bulsun.” (21)
Bu sebeple banyoda yıkanırken idrar yapmak mekruh görülmüştür

Reddül Muhtarda ”Kendi abdest aldığı yere bevl etmesi mekruhtur.” (22) kaydı vardır.

Ebu Davud’dan nakledilen bir hadis şöyledir. ”Sakın biriniz hamamda yıkandığı yere bevl etmesin )idrar yapmasın) çünkü umumiyetle vesvese bundan doğar.”

Bu hüküm idrara akacak yol olmadığı ve zemin sert olduğu zaman ki durumdur.Banyo yapan kimse idrardan üzerine bir şey sıçradığını zanneder ve bundan vesvese alır.Rüzgara karsı idrar yapmakta böyledir.

Bu arada şunu da hatırlatalım.Klozet denilen alafranga tuvaletlere ayakta olmamak şart ile idrar yapmanın bir mahsuru olmaması gerekir.Fakat bu tuvaletlere oturarak , bağırsakların tam boşalmasını sağlayamadığından ,hele umumi yerlerdeki klozetlerin veneriyen hastalıkları (Cinsel yoldan bulaşan hastalıklar)bulaştırma bakımından mahzurludur.

2-Ayakta idrar yapmamalıdır
Özürsüz olarak ayakta idrar yapmak mekruhtur.Bu hususta Peygamberimiz(a.s) şöyle buyurur:
Hz.Aişe(r.ah) ”Kendisine kuran nazil olmaya başlandığından beri,Resulullah (A.S) ayakta bevl etmemiştir.” (23)

Yine İmam Ahmed’in,Tirmizinin (1 ci cil 226 cı sayfa),Nesainin (307 nolu hadis) ve ibni Mace nin tahric ettiği hadiste Aişe (r.ah) demiştir ki:

(IX) “Size Nebiyy-i Azam (s.a.s) a ayakta bevl ettiğini kim haber verirse inanmayın mutlaka oturarak abdest bozardı.” (24)
Abdullah İbni Mesudun (R.A) şöyle rivayet ettiği olmuştur:
( X )”Şüphesiz ki ayakta abdest bozmanda cefadandır” (25)

Hz.Cabirden (R.A):
( XI )Resulullah(s.a.s) ayakta idrar yapmayı yasakladı” (26)
Bazı alimlerde ayakta yapmayı caiz görmüştür ve ayakta idrar yapmaya ruhsat vermişlerdir.Dayandıkları isnat şu hadistir:
Hz.Huzeyfe’den (r.a)”Bir gün peygamber(s.a.s) bir kavmin çöplüğüne vardı ve oraya bevletti” (27)

Ayakta idrar yapmayı mekruh gören ulema bu hadisi şerif karşısında şu tevili yapmışlardır:

1- Kadı İyazın beyanına göre Uzun zaman oturan efendimiz in (a.s) bevli sıkıştırmış ve uzağa gidememiş hemen ayakta bevlini yapmıştır
2-Resulullah(s.a.s) dizindeki veya belindeki bir hastalıktan dolayı idrarını ayakta yapmıştır        3-Çöplükte müsait bir yer bulamamıştır.
4-Bir ihtimalde ayakta idrar yapmanın caiz olduğunu göstermek için yapmıştır.

Bu Hadis-i Şeriflerden çıkarılan sonuçlara göre ayakta idrar yapmak mekruhtur.Bu mekruhiyet kerahet-i tahrimiye olmayıp kerahat-i tenzihiyyedir.

Çömelerek idrar yapmanın tıbbi yararı şöyledir:

Çömelince karın kasları kasılır, dizler karına tazyik yaparlar dolayısıyla mesane baskı altında kalır.İşeme sonucunda mesane tam boşaldığından mesanede artık idrar kalmaz.Mesane tam boşalır.Bu ise idrar yolları ve mesane taşlarını oluşmasını önlediği gibi prostat hastalığı olanlarda şikayetlerin azalmasında etkili olur. Çömelerek idrar yaparken hafif sol tarafa meyil edilmelidir.İleride görüleceği gibi idrar yollarının anatomisine (yapısına) en uygun olan bu pozisyonda idrar yolarının ve mesane tam boşalması mümkün olmaktadır

8-İSTİBRÂDA VESVESE

İstibrâ yapmama hususunda insanlar muhteliftir.Herkes kendi durumuna vakıftır.Bazı kimselerin idrar akıntısı hemen kesilir.Bu kimselerin abdestini hemen almaları caizdir.Bazılarının akıntıları daha fazla sürer.Bunların istibrâ yapmaları farzdır.
Her şeye rağmen evham yapıp vesveseye düşenlerin yapacakları bir korunma çaresi de şudur: Bir kağıt parçasını yada bir pamuk parçasını bükerek tenasül uzvunun dış deliğinden itibaren yarım santim içeri koymaktır.Pamuk dış taraftan görülmemelidir.Zira idrar yaşlılığı pamuğun pamuğun dışarısına sıçrayacak olursa abdestti bozar.Her idrar yaptıktan sonra pamuk değiştirilir.Tek mahsuru pamuk veya kağıt parçasında mikrobik hastalıklar bulaşabilir veya nadir olsa da bu maddelerin kalıntısının idrar torbasına kaçması sebebiyle çeşitli hastalıklara sebep olur.
Uygulanan istibrâdan sonra külota su serpmek vesveseyi kıran diğer bir uygulama çeşididir.Hissedilen yaşlılığın serpilen sudan ileri geldiği kanaati hasıl olur.
İstibrâ konusunda bizim tavsiye edeceğimiz ve kesin sonuç veren”sıvazlama metodu’na geçmeden önce idrar yollarının anatomisine bir göz atmanın yerinde olacağı kanaatindeyiz.

9-İDRAR YOLLARI ANATOMİSİ

İdrar,böbrekten süzüldükten sonra göbek altında mesane denen idrar torbasında toplanır.İdrar torbası ile idrarı çıkaran delik arasında uretha denen işeme kanalı bulunur.İşte istibrânın tatbik ettiği organ bu olup uzunluğu erkekte 16-18 cm ve 8 mm çapındadır. Kadın da 2,5-4 cm uzunluğunda ve 8 mm çapındadır.Kadının işeme kanalının kısa olması ve yapısal doğrultusunun düz olmasından dolayı kadınların istibrâ yapmaları gerekmez. Çünkü kısa boyu ve yer çekimi kuvvetiyle içerisinde idrar kalıntısı olmaz.Bu sebeple kadınlar idrar yaptıktan sonra biraz beklerler.Taharet yapıp kurulanırlar.Böylece idrar damlaması olmaz.Fakat erkekte durum farklıdır. Zira idrar yolunun yapısından dolayı idrar yaptıktan sonra idrar kanalında her zaman idrar kalıntısı bulunur.

İdrar kanalının bir diğer görevi ise meniyi (sperma) dışarı atmaktır.Cinsel faaliyet ve üreme ile ilgili bu hadise cinsel organların idrar atım yollarıyla ilgilidir.

İşeme kanalı idrar torbasından hemen sonra prostat (kestanecik) denen salgı bezinin içerisine girer.Daha sonra aşağıya doğru ilerler.Burada yönü dikeydir.Sonra aşağı ve öne doğru seyreder ve tenasül organının içerisine girer.İdrar çıkış deliğinde sonlanır.
İdrar atım kanalında 4 dar ve 3 geniş yer vardır.normal hallerde idrarın akmasını engelleyen 2 adet büzücü kas bulunur.bunlardan birisi mesanenin hemen çıkışında, diğeri de prostat girişindedir.

Bilhassa prostat girişinde olan dış büzücü kas idrar anatomisinde önemli vazife görür.Bu kasın hastalıklarında veya beyin,omurilik gibi nörolojik hastalıklarda,kuvvetli öksürme,ağır kaldırma gibi zorlama hareketlerinde idrar tutamama şikayetleri olur.İdrar damlalar halinde kendiliğinden akar.Bu durumda özürlü namaz kılma durumu gündeme gelir.
İşte işeme kanalını bu yapısal doğrultusu ve büzücü kasların fonksiyonu nedeniyle idrar kanalında bir her zaman miktar bakiye idrar kalır ve istibrâ yapılmasını gerekli kılar.
 

    10-ERKEK TENASÜL UZVUNDAN GELEN SIVILAR

Erkek tenasül uzvundan (zeker) dört nevi sıvı gelir

  • 1-idrar
  • 2-Vedi:İdrar yaptıktan sonra gelen sarı kalın idrar damlasıdır idrarın bittiğini gösterir.Bir hastalık alameti değildir.
  • 3-Meni:Kirli beyaz renkte koyu katı kıvamda,hamur kokusundadır.Üreme işleriyle ilgili tohum hücrelerini taşır.
  • 4-Mezi: idrar atım yolundaki bezlerin ve prostat dokusunun salgısından meydana gelir.Genelde büyük abdesti bozduktan sonra makata fazla dokunduğumuzda gelir. İnce,beyaz,miktarı az,saydam bir sıvıdır.Cinsel heyecandan sonra akar. Bazende bu salgıyı meydana getiren bezlerin iltihaplanması veya üşütme, ağır kaldırma gibi hareketlerden sonra gelebilir. Bekar erkeklerde sık sık gelen bu sıvı normal bir akıntıdır.
    Bu dört sıvını hepsi normal abdesti bozar.Sadece meninin gelmesi gusül abdestti almayı gerektiriri. Diğerlerini akması guslü gerektirmez. (26 ) Bu sıvıları tanımayan bir çok gencin, meziden dolayı gusül abdestti alarak her gün yıkanma sebebi ile üşütmelerine şahit olmuşuzdur.

11-İŞEME FONKSİYONU

İdrar yapma isteği gelince,karın kasları kasılarak idrar kesesine baskı yapmak suretiyle mesanenin kasılmasına neden olur. Beyinden gelen sinirsel emirlerin ve omurilikteki işeme merkezi sinirsel uyarımlarla mesane çıkışı büzücü kası gevşer ve idrar işeme kanalına geçer ve buradan dışarıya tazyik ile atılır. İdrar bitince bu olayların tersi olur. Mekanizma geriye doğru çalışır.Büzücü kas kasılır,mesane ile işeme kanalının irtibatını keser.Bu sırada tenasül organının kökündeki kaslar bir iki defa kasılarak kanal içerisindeki kalıntı idrarı ileri sevk ederek dışarı atmaya çalışır.Fakat bir miktar idrarın kanalda kalmasına mani olamaz.

İşte yapılacak istibrânın amacı bu kalan idrarı dışarı atmaktır.Bazı kimselerde bu kanal biraz beklemekle boşalır.Bazı kimselerde ise kesilmez damla damla akmaya devam eder.Bu kalıntı idrarın kesilmesinden önce abdest alınırsa,daha sonra idrar damlayacağı için abdest bozulur ve kılınacak namaz sahih olmaz.

12-SIVAZLAMA METODU

İstibrâ amacı için yapılan sıvazlama metodu söyle uygulanır:

İdrar yaptıktan sonra biraz beklenilir.Bu arada istincâ yapılır. (Büyük tuvaletten sonra temizlenme). İstincâ daima istibrâdan önce yapılmalıdır. Çünkü istincada taharetlenirken reflex olarak büzücü kas gevşer ve bir miktar idrar idrar kanalına geçer.Böylece daha önce istibrâ ile boşaltılan idrar kanalı yeniden artık idrar ile dolar.
Sonra bir iki defa öksürülür.
Öksürmekle karın kasları kasılır ve mesaneye baskı artar. İdrar kalıntıları dışarı atılır.Bundan sonra sol elin işaret orta ve yüzük parmakları orta parmak hafif ileride olacak şekilde makattan (dübür) itibaren öne doğru erkeklik torbasının arka ve altına kadar, orta hatta baskı ile sıvazlanır. İşaret ve yüzük parmakları yanlardan kanalı sıkıştırararak orta parmağa yardımcı olur. Dolayısıyla işeme kanalındaki artık idrar tenasül organına geçirilir.

İkinci kademede tenasül uzvu kökünden idrar çıkış deliğine kadar parmak uçları torbanın arka yüzündeki işeme kanalını kavrayarak tazyikle ileri doğru sıvazlanır.

En son olarak tenasül uzvunun baş kısmı, bas ve işaret parmağı ile sıkılır ve kalıntı idrar damlaları dışarı atılır. Bu işlem bir kaç defa tekrar edilir ve idrar çıkış deliği su ile yıkanıp bir havlu ile kurutulur.Artık tenasül uzvuna el vurulmaz, çünkü reflex olarak idrar mesaneden idrar kanlına geçebilir ve artık idrar oluşturur. Buda damlamaya sebebiyet verir.

İstibrâ bitmiştir.Artık idrar damlaması olmaz,zira işeme kanalı boştur.Şeytanın vesvesesine aldanmak doğru değildir.Kanalda idrar kalmamıştır.Bu nedenle idrar damlaması da olmayacak demektir.Artık tuvaletten çıkılıp gönül rahatlığı ile abdest alınıp namaz kılınabilir.

Op. Dr.Ali Hatay Uroloji Uzmanı

Abdest ve Gusul:

Hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki Abdest almak kadar sağlığa yararlı bir formül bulmak mümkün değildir.

İşte Kur’an mucizelerinden muhteşem bir hayat reçetesi 15 asırdır farkına bile varmadan yaşadığımız, abdest alma nimetini bir gün gelecek, inanmayanlar bile taklid edecekler.

Bütün dünya yıkanma nimetini işte Kur’an’ın bu âyetinden (gusul) henüz öğrenmeye başladı. Kendini uygar sayan tüm toplumlar ancak 70 seneden bu yana yüzünü yıkıyor, banyo yapıyor. Ne var ki, abdestin harika hikmetini son 20 yılın biyolojik bilginlerinden öğrenebiliyoruz.

Önce abdest alınca insan sağlığı neler kazanıyor bunu inceleyelim. Abdestin 3 temel yararı var.

Statik Elektrik Dengesi

Hücrelerin çevresinde belli bir statik elektrik vardır. Ancak vücudun tümü bu statik elektriğin olumlu dengesi içindedir. Bunu hissetmeyiz dahi. Ne var ki, gerek havadaki artar iyonları, gerek özellikle çağımızda bir mesele olan plastik giysiler vücudun dış yüzünde elektronların artmasına neden olur. Bu olay dıştan içe doğru bizi etkilemektedir. Özellikle sinir sistemi üzerinde ciddi rahatsızlıklar oluşturur. Bir önemli etki de deri üzerindedir. Bahis konusu olan elektron artışı deri altındaki çok minik kasları yorar ve onların vaktinden önce esnekliklerinin kaybolmasına neden olur ki, bu sonuç yüzde kırışmaların baş nedenidir. Vücuttaki statik elektriğin fazlasını atmanın iki yolu vardır. Ya çıplak el ve ayakla toprağı elleyerek bir nevi toprak hattı yapmak. Ya da su ile yıkanarak bu elektronları dışarı aktarmak” (Namazın Sırları, onk. Dr. Haluk Nurbaki, Damla yayınevi)

 

Abdest, sadece vücudun belli noktalarını yıkamak değildir. Aksine kişinin kendisini arındırmaya çalışması ve bir bütün olarak Allah’a dönmesi, aslında kulluğunun bilincine varmasını sağlıyor. Bu yönüyle, insanlarımız, gün içinde bir çok kere abdest alırlar ve içinde bulundukları boğucu durumdan kurtulmaya çalışırlar. Haluk Nurbaki bu konuda bizleri bilgilendirmeye devam eder ve abdestin aynı zamanda bir tür elektron boşalması olduğunu belirtir:

“1- Su olmadığı zaman yapılan teyemmüm de tam bir elektron boşalmasıdır.

2- Durgun su, güneşte ısınmış su ve kullanılmış su ile abdest olmaz. Bilimsel hikmeti vardır. Yani, bu tarz sular iyonizosyonunu kaybettiğinden elektron boşaltma kabiliyetini yitirir.

3- Başın mest edilmesi saçlardaki elektronları atmaktadır. Şu halde abdest elektronları en tabii yoldan boşaltır ve rahatlık sağlar.

A- Abdest, yüze ve genelde derimize zindelik ve güzellik verir. Çocukluğundan beri abdest alan nur yüzlü nineler bu sırra ermişlerdir.

B- Sinirsel gerginliklerimizi

C- Eklem ağrılarımızı yok eden ilahi bir reçetedir abdest” (age)

Allah’ın bütün emirler ve yasaklarının insana maddi ve manevi kazançları vardır. İnsan hayatını bir bütün olarak bu çerçevede devam ettirdiği sürece onun için ye’s ve ümitsizlik yoktur. Günümüz insanı sadece elde edeceği maddi faydaları dikkate aldığından ibadetlerin görünen faydalarını dikkate alıyor. Oysa ibadetlerin hem dünya hem ahiret için sayısız hikmetleri ve kazançları vardır.

Abdestin, statik elektriği atarak strese karşı etkili olduğunu dikkate aldığımızda günümüz insanının buna ne kadar ihtiyacının olduğunu daha iyi anlarız. Bugün insanlar, hayatlarının bütün alanlarında stres ve kaygıdan şikayet ediyorlar. Oysa, Allah’a tam teslimiyet ve onun rızasına uygun yaşamak, abdest, namaz ve dua ile kulluğunu ikrar etmek kişinin yaşadığı manevi kaosu ortadan kaldıracaktır.

 

 

a) Abdestin Dolaşım Sistemine Etkisi:

Dolaşım sistemi iki temel biyolojik ilkeye dayanır. Bunlardan biri, kalbin temiz kanı vücudun her yerine, dokulara daha doğrusu hücrelere ulaştırması görevidir. İkincisi ise, dokulardaki kullanılmış biyolojik açıdan kirlenmiş kanın kalbe ulaşmasıdır. Bu son işlem vücudun en önemli mes’eles’idir. Bu ters dolaşım bozulunca küçük tansiyon dediğimiz basınç artar, yaşlanma hatta ölüme yaklaşma başlar?

Acaba dolaşımın bu iki yönlü işleyişinde en önemli olay nedir?

Bunun cevabı uzun yıllardan beri bilinmektedir: Damarların sağlıklı çalışması.

Damarlar kalpten uzaklaştıkça küçük dallara, ayrılan elastiki borulara benzer; Özellikle incelmiş borular sertleşir, esnekliğini yitirirse kalbe karşı bir zorlama olur.

Hayatın çeşitli yönleri bu damarların sertleşip daralmasına sebep olur. İhtiyarlığa, yıpranmaya temel sayılan bu konu başlı başına bir bilim dalıdır. Kötü beslenme ve asabi tepkiler damarlarda ciddi etkiler yapar.

Acaba ince bir damarda böyle bir olayı izlesek onun yıpranmasını pratik bir yoldan geciktirebilir miyiz?

Damarlarda sertleşme ve daralmalar birden teşekkül etmez. Aksine yavaş yavaş gelişir. Kalpten uzak damarlar beyin, ayak, el damarları daha zor şartlar altındadır. Burada yavaş başlayan sertleşmeler, daralmalar zaman içinde sürer gider.

Günlük hayatımızda bir uygulama vardır ki, damarları genişletip büzerek ona bir anlamda jimnastik yaptırır ve esnek kalmasını sağlar. Bu olay ısı farkı olan sudur. Su sıcaksa daman genişleterek, soğuksa daraltarak, özellikle kalpten uzak damarların esnekliğini, zindeliğini sağlar. Su, bu arada yine ısı farkı nedeniyle dokularda yavaşlamış dolaşımdan ortaya çıkan besin birikimlerini de genel dolaşıma katmış olur. Şimdi bu gerçekler karşısında, âyet-i kerimenin abdest alma formülünde el, ayak ve yüzün yıkanmasındaki tarzı mucize saymamak mümkün mü?

Üstelik ayetin son bölümünde «biz size verdiğimiz nimetleri tamamlamak istiyoruz» beyanının sırrını anlamamak mümkün mü?

Allah dolaşım nimetini vermiştir. Sanki bu âyet-i kerîmede «Abdest alın ki o nimet tamamlansın dolaşımımız tam sağlığa kavuşsun» buyuruluyor.

Küçük yaştan itibaren abdest alan insanın hem damar sertlğine, hem de bu olayın beyin dolaşımına yansıması demek olan bunamaya karşı ne denli koruduğunu görmezlikten gelmek mümkün mü?

b) Abdestin Korunma Sistemine (Lenf Dolaşımına) Etkisi:

Vücudumuzda bildiğimiz kırmızı kan dolaşımı dışında bir de, beyaz kan dolaşımı vardır. Onun damarları kırmızı kan damarlarından on kat daha incedir. Bazı ufak sıyrıklarda ya da yaraların kenarından bu renksiz sıvının çıktığını fark ederiz. İşte bu lenf dolaşımı vücudun her noktasını eksiksiz bir korunma nizamı içinde tutar.

Vücuda giren bir mikrop, bir yabancı cisim, sebebi bilinmeyen kanser hücresi işte bu lenf dolaşımındaki savaşçı hücreler tarafından yok edilir.

Vücutta mikroplu bir hastalığın baş göstermesi, kanser hastalığı hep bu korunma sistemindeki bir aksamadan ortaya çıkar.

Bu sistemin sağlıklı işlerliği kıldan daha ince beyaz kan damarlarının düzgün çalışmasına bağlıdır.

Bu damar sisteminin nasıl genişleyip daraldığı ise henüz açıklığa kavuşmamıştır. Sıcak ve soğuğun bu sistemi etkilediği bilinmektedir. Özellikle üşütünce mikroplu hastalıklara yakalanma; bu damarların büzüşüp savaşçı hücreleri yeterince o bölgeye gönderememesine bağlanmaktadır.

İşte bu sistemin, bu ince damarların sağlıklı görev yapması da, yine abdest almanın genel dolaşımda olduğu gibi jimnastik etkisi ile yakından ilgilidir.

Hastalıklara karşı koymamızı sağlayan koruma sistemi, abdest ile güçlenmekte ve ayetin son cümlesinde vurgulandığı gibi ilahi nimet tamamlanmaktadır. Şöyle ki:

1— Lenf sisteminin düzenli çalışması için bunların uyarılması gerekir.

2— Lenf sisteminin uyarılmasında en önemli merkez, burun arkası (Nazo farta) ve bademciklerdir ki, abdest almada bu iki noktanın yıkanması özellikle şart koşulmuştur.

3— Boyun yanlarının uyarılması lenf sisteminde çok etkilidir. Abdestte bu da mevcuttur. Abdest alınırken boyun da meshedilir.

Abdest’in vücudun korunmasına zindelik vermesi açısından ilahi nimeti nasıl tamamladığını bir örnekle anlatmak istiyorum.

Vücudun en savaşçı hücreleri olan lenfositler, çok uzun biyolojik eğitimlerden geçtikten sonra bu lenf dolaşımı ile vücudun en ücra köşelerine giderek vücudun her noktasını günde on kez dolaşır. Bir mikrop, bir kanser hücresi ile karşılaşınca, derhal onu etkisiz hâle getirirler. Bu bir ilâhî nimet değil midir?

Bazan bir dolaşım arızası olursa ve siz abdest alma alışkanlığı içinde bu arızayı giderirseniz abdest ilahi nimetin tamamlanması olmaz da ne olur,

4 — Vücuttaki statik elektriği dengelemede de abdestin olumlu etkisi vardır. Normalde vücudun tümüne ait statik bir elektrik dengesi vardır ve sağlıklı vücudun temel yapısı bu elektriğin dengeli olması ile yakından ilgilidir.

Gerek havadaki özellikler, gerekse günümüzde sentetik ve plastik eşya kullanımı, bu dengeye olumsuz etkiler yapmaktadır. Ağrılı hastalıklar, sinirlilik ve de yüzün kırışması, bu olayın en yakın tanıdığımız sonuçlardır;

Otomobilden inince veya bir plastik sandalyede oturunca bu elektriği çoğumuz fark etmiş. Şimşekli havalar da buna benzer bir etkiye sahiptir.

Akapunkturla tedavi, hatta fizik tedavi bir yönü ile bu statik elektrik artmasına karşı tedbirlerdir. Günde birkaç kez abdest alarak bu etkiden tamamen sıyrılabiliriz. Statik elektrikten doğan birçok psikosomatik hastalıklar vardır.

Statik elektriğin en olumsuz etkisi deri altındaki minik kaslardır. Statik elektrik bu kasları, gere gere sonunda işlemez hale sokar. Yüzdeki erken kırışmaların sebebi budur. Tabii bu durum tüm vücut için geçerlidir. Ömür boyu abdest alanların nur yüzlü oluşlarının sebebi de budur.

Devamlı abdest alma alışkanlığına sahip olanlar, mutlaka daha sağlıklı deriye, dolayısıyle güzelliğe sahip olurlar.

Güzellik için milyonların harcandığı günümüzde, bu ne büyük nimettir ki, harcananın on katı harcansa abdestin yerini tutmaz!

Acaba abdestte statik elektiriğe ait bir hikmet var mı?

Elbette var. Ayetin teyemmümde ilgili kısmı bu statik elektriğe karşı nimetin tamamlanması gerçeğini vurguluyor. Zira teyemmüm de büyük ölçüde statik elektiriği yok eder.

İşte yine bir Kur an mucizesi. Yüz yıllar boyu teyemmümün hikmeti anlaşılamamış, nasıl olup da yıkanma yerine geçtiği izah edilmemişti!

Ayette açıkça bildirildiği gibi, abdestin temizlik yönü de bir nimettir. Elbette günümüz insanı «ben zaten elimi yüzümü yıkıyorum» diyebilir. Ancak, bu alışkanlığın en uygar uluslarda bile 70 sene mazisi olduğunu unutmayalım. Üstelik hiç bir zaman öğütle temizlik ibadet disiplini gibi sürekli ve geçerli olamaz.

Elbette abdest almanın nimet ve hikmeti bu tıbbî gerçeklerden ibaret değildir. Ancak bizim bu eserdeki amacımız, işin sadece sağlık yönüdür.

C —NAMAZ:

Namaz gerçekden ibadetlerin en yücesi, insanı Allaha en çok yaklaştıranı ve en muhteşemidir.

İnsandaki tüm çirkin davranışlar namaz sayesinde yavaş yavaş erir, yok olur.

Tüm ibadetlerde olduğu gibi namaz da sağlımıza paha biçilmez nimetler getirir. Bunların başında namazın ruh sağlığımıza getirdiği nimetler geldi. Ancak unutmayınız ki ruh sağlığı sağlam olan insanın bedeni de sağlam olur. Ruh sağlığındaki aksaklıklar ise, pek çok bedenî hastalığın sebebidir. Mide ülserinden kalp damarı tıkanmasına ve kansere kadar tüm hastalıklarda ruh sağlığı başta gelen bir etkendir.

Şimdi namazın ruh sağlığına etkisini görelim.

NAMAZ ve RUH SAĞLIĞI:

Bilindiği gibi dinimizin temel ibâdeti namazdır.

Namaz kulun Allah’a hamd ve niyazıdır. İnsanın Allah’a giden kutsal bir yolculuğudur.

Namaz, Fatiha sırrı içinde sonsuz âlemi seyretme nimetidir.

Bundan dolayı namazın hikmetlerini hiç bir bilim sayıp, çözmeye muktedir değildir. Hele namazı bir beden hareketi görmek, koskoca kâinatı soluduğu hava sanmak kadar gülünçtür.

Biz bu konuda namazın en dış yüzünden bir pencere açarak, ruh sağlığı üzerindeki mucizevî hikmetini dile getirmeye çalışacağız.

Ancak, namazın hikmetlerinin ruh sağlığından ibaret olduğu sanılmamalıdır. Ruh sağlığı, namaza ait binbir sırrın sadece bir tanesidir.

Bu konuda önce Kur’an-ı Kerîm’den iki âyet-i kerîmenin meali erine bakalım:

«Namazlarını huşu içinde kılan mü’minler, mutlaka felaha (kurtuluşa) ermişlerdir.» (Mü’mi-nûn Sûresi, Ayet: 1-2)

«Kitaptan sana vahyedileni oku. Namazı kıl. Gerçek şudur ki, namaz her türlü aşırılıktan, hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah’ı anmak, elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.» (Ankebût Sûresi, Ayet: 45)

Bilindiği gibi Kur’an’da namazla ilgili pek çok ayet vardır. Ruh sağlığı açısından açıklama getireceğimiz için bu ayeti örnek alıyoruz.

Ayetlerin açıklamasına geçmeden önce, önemli bir konuya değinmek istiyorum. Batı bilim çevrelerinde psikoloji (ruhbilim) ismi ile geçen bilim şubesinin gerçekte uğraş alanı ruh değildir, davranışlarımızı inceleyen bu bilim dalı İslâm ilimleri açısından «nefs»i tanımlamaya çalışmaktadır.

Bizim ruh sağlığı olarak nitelediğimiz konu, biraz daha farklıdır. Yine batı bilimleri arasında arasında var-olan psikiyatri yani, davranışlarımızla ilgili hastalıkları inceleyen bilim dalı ve bu bilim dalının bir şubesi olan ruh sağlığı, ağırlığının nefs’ten almakla beraber bütünümüzün tepkilerini konu etmektedir.

Kişilik yapımızın tümü, nefs ağırlıklı, beden ruh ve kalp yanımızla karışmış bir netice formudur. Bilmemiz gereken nokta, ruh sağlığı tanımından alışageldiğimiz ruh kavramını değil, nefs ağırlıklı kişiliğimizi kastettiğimiz gerçeğidir.

Her iki ayetten namaz konusunda bize verilen mesaj şu noktalarda toplanır.

1— Namaz kılan felaha erer.

2— Namaz kılan, kötülüklerden, aşırılıklardan ve hayâsızlıktan korunur, uzaklaşır.

Şimdi, insanların ruh sağlığı açısından yeryüzündeki genel görünümlerine bir göz atalım.

Çağımızda bütün insanlar ateist ve materyalist düşüncelerin etkisinde, ekonomik baskılarla hayat makinasının çarkına düşmüş büyük çoğunluğu da ruh sağlıklarını yitirmişlerdir. Sonuç olarak, insanların mutsuzluğu olağan hale gelmiştir. Bunun neticesi olarak tüm insanlar aşağıdaki çıkmazlardan birine düşmüş, acı çekmektedir.

a) Psikosomat’ik dediğimiz ruhî sıkıntıların bedene yansımasından meydana gelen hastalıkların ızdırabını çekmektedir.

Üzüntülerin hormon sisteminde yaptığı tahribat; mide ülseri, kalp damarı hastalıkları, çeşitli sindirim sistemi hastalıkları meydana getirmektedir. Hatta çağımızın hastalığı sayılan kanserde bile streslerin, ruhî sıkıntıların etkisi inkâr edilemiyecek kadar açıktır. Şu halde, sırf ruh sağlığı bozuk olduğu için, insanların yarısından fazlası bedeni hastalıkların da pençesinde kıvranmaktandır.

b) Yine insanların beşte biri ruh sağlığı bozukluğu dolayısıyle alkolizm ve beyaz zehirin pençesine düşmüştür.

c) Gelişmiş ülkelerde ruhî bunalımlar olağan hale gelmiş, herkes çantasında uyuşturucu zehirlerin daha masumu sayılan saadet hapları taşır hale gelmiştir.

d) Yine batıda yapılan istatistikler, yenî nesillerin yüzde otuza varan bir nisbette ruhî dengenin sınırında olduğunu, en ufak bir olay karşısında ruh hastası olduğunu göstermektedir.

Baskı ve zulüm altında yaşayan Doğudaki toplumlar ile açlık sıkıntısı içinde kıvranan geri kalmış toplumların durumu ise, büsbütün, yürekler acısıdır. Sure-î Asr’da bildirildiği gibi, «Bütün insanlar hüsrandadır.» (Asr Sûresi, Ayet: 1-2)

Gerek Bakara Sûresinin 5. nci ayetinde bildirilen «Onlar felaha ermiştir» hükmü, gerekse, ezanda; namaza çağrılırken felaha çağrılması, işte çağımızda akılları durduran bir Kur’an mucizesidir.

Evet Kur’an, ızdırap çeken insanlığı âdeta;

«Ey insanlar, hüsran içindesiniz. Perişansınız. Felaha mutluluğa ve ruhsal diriliğe kavuşmak istiyorsanız namaza gelin.» diye kurtuluşa çağırıyor.

Namazın bize nasıl bir felah lütfettiğini gözden geçirelim.

Allah’ın huzuruna duruyoruz ve tüm gailelerden, dünya telâşından sıyrıldığımıza, sıyrılacağımıza dâir Allah’a söz veriyor, iftihat tekbiri ile namaza duruyoruz. Hiç değilse, on dakika için dünyanın dertlerini, telâşını elimizin ardına atıyoruz. Sonra, Allah’ın yüceliğini tesbih demek olan «Subhaneke»yi okuyor ve Fâtiha’ya geçiyoruz.

Fatiha, insanın iç dünyasındaki telâş ve yanlışlıkları yıkıp, yeni bir dünya kuran harika bir ilaçtır. Bu yüzden Fâtiha’ya sûre-i şifâ da denilmiştir.

Bir insan ne denli çıkmazda olursa olsun, bu sûre onu çıkmaz sokaklardan alıp sıratı müstakime, gerçeklerin ve güzelliklerin yoluna koymaya muktedirdir.

Namazda yapılan duaların temeli Fatiha olduğundan, Fâtiha’yı kısaca açıklayalım.

1— Hamd Âlemlerin Rabbı Allahadır. (Allah’a mahsusdur)

2— O, Rahman ve Rahimdir.

3— O, Din gününün sahibidir.

4— Allahım, yalnız sana kulluk eder. Yalnız senden istiane (Yardım) dileriz.

5— Bizi sıratı müstakime hidayet eyle.

6— O yol ki, kendilerine nimet verdiklerinin yoludur.

7— Sapmışların ve nasipsizlerin (yolu) değil.

Bu harika reçeteyi günde kırk rekât namazda kırk kez okuyan hem de huzuru ilahide okuyan insanda, düşünce ve gönül hastalığı kalır mı?

Fatiha her ayeti ile insan yapısına bir sihirli gerçek aşılamakta ve yapımızdaki tüm yanlışları silmektedir.

Bunları kısaca gözlersek, konuyu katiyyen mübalağa etmediğimizi göreceksiniz.

1— Hamd Âlemlerin Rabbı olan Allaha’dır.

Fatiha ilk cümlesi ile.

«Ey insanoğlu: Âlemlerin sonsuz düzenini kuran onu her an kontrol altında tutan (Rab sıfatı) Allah’a hamd et. Hiç bir etkiden yılma ve Korkma çünkü, hamd ettiğin o Allah;

2— Rahman ve Rahimdir:

Yani, hem tüm mahlûkata merhamet ve sevgisi ile hayat vermiştir. (Rahman) Hem de hamd eden, inanan insana ayrıca, bir rahmet, sevgi ve afv ile muamele eder (Rahim) ve unutmayın ki âlemlerin temel yasası, sevgi ve merhamettir.

Gerçekten de gezegenler mahreklerinde (yörüngelerinde) dönerek hamd eder. Sevgi ile (cazibe) ayakta duran atom ve çekirdeği de böyledir. Sevgi ve hamdini yitiren, yok olur. Rahman sıfatından Rahim sıfatından cereyan almadıkça hayat yoktur.

3— O Din Günü’nün, mahşerin mâlikidir. Bir gün hesap vereceğinizi unutmayın. Onun için,

4— Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dileriz. İşte bu ayet,  insanı dünya hayatında düştüğü tüm çıkmazlardan kurtaracak güçtedir.

Paraya, mevkiye, çeşitli çıkarlara kulluk etmeyen kişi, kesinlikle tüm yanlışlıklardan, çıkmazlardan kurtulur.

Yalnız Allah’tan yardım bekleyen kişi, bir işi olmayınca ümitsizliğe düşmez, kendini yiyip bitirmez. Zorlukla karşılaşınca tüm gücü ile gayret eder ve sonucu Allah’a bırakır.

Fâtiha’nın dördüncü ayetini okuyan tüm streslerden, bunalımlardan kurtulur. Bu ayeti günde kırk kez okuyan, hele ömür boyu bu ritmi sürdüren yani, namazı aksaksız kılan kişi, elbette kurtuluşa erenlerden olur. Tüm aşırılıklardan, .kötülüklerden kurtulur.

İnsanların, ekonomik çıkmaz diye kendilerini mazur gösterdikleri ihtirasları, aslında paraya kulluk yapmaktan doğan bir yanılgıdır.

5— Yarabbi ben gerçeği ve doğruyu (Sıratı Müstakimi) bulamam, sen bizi doğru yola hidayet eyle. Bir nimet olarak bize gerçeği göster. Bu­nalım ve çıkmazlarda bırakma bizi. Böylece Allah huzurunda günde 5 vakit kırk kez tüm telaşlardan arınma… Namazın rüku’undaki secdesindeki hikmetler konumuzun ötesinde.

Namaza topluca bakınca, tüm hayatımıza getirdiği devamlı disiplin, ahlâk ve hatalardan kaçınma zorunluluğunu, Abdest gibi daimî maddî manevî zindelik veren alışkanlığını da birlikte mütalaa etmeliyiz.

Felahın, mutluluğun nasıl değişmez şekilde hayatımıza girdiğini göreceksiniz. Namaz, insanın iç dünyasına, vurulan ilâhî bir damgadır ve ilk nimetini ruh sağlığında hemen görürüz. Felahi, mutluluğu bu noktada hissetmemek için kör olmak gerek. Eğer, bazı kimselerde bu etki görünmüyorsa onun namazı ihlâssız bir gösteriş olmasındandır.

Namazın insanın fizik yapısına da felah verdiği muhakkaktır. Çünkü «Allah, onlar felah bulmuşlardır». (Bakara Sûresi, Ayet: 5) buyurduğuna göre bu felah her cihettendir. Nasıl ki namaz kılanın tüm eklemleri selamet bulursa, hem ruh, hem de beden sağlığı böylece selamet bulmuş demektir. Bugün maddeciler bile, eklemlerin felah bulması için namazdan daha faydalı bir yol olamaz diyorlar. Yazık ki, perdeyi aralayıp, 14 asır önce verilen bu ilahî nimetin mâna dünyamıza sağladığı felahı görüp, iman edemezler, zira iman bir nasib, ilahî bir hidayet meselesidir. Merkezi de akıl değil kalbdir Günde beş vakit namaz kılanlar için eklemlerde hastalık, özellikle kireçlenme ve benzeri hastalıkların olması söz konusu değildir. Dikkat ederseniz namaz kılanın eklemleri mutlaka hareket halindedir.

• Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, İslam Dininin İnsan Sağlığına Verdiği Önem (Ankara, 1985) kitabından alınmıştır.

NAMAZ VE BEDEN SAĞLIĞI

Mısır’ın başkenti Kahire’de bulunan Ulusal Işın Teknolojisi Merkezi’nde yapılan bir bilimsel araştırma, secde etmenin insanı kanserden koruduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmayla ayrıca secdenin hamile kadınlar için de oldukça yararlı olduğunu ve ceninin şekil bozukluğuna uğramasını engellediğini, bunun yanında yine birçok bedensel ve psikolojik hastalıklara iyi geldiği tespit edildi.

Işın Teknolojisi Merkezi Bölümü Başkanı Biyoloji profesörü Muhammed Ziyaeddin Hamid, bu çağda insanların her yönden elektromanyetik dalgalara maruz kaldığını ve bu nedenle daha fazla ışın aldığını belirterek, vücutta biriken bu yükün mutlaka dışarı atılması gerektiğini bildirdi.

Araştırma sonucu vücutta biriken elektromanyetik yükün ALLAH’a secde ile dışarı boşaltıldığının belirlendiğini dile getiren Mısırlı bilim adamı…

Bilimsel araştırmaların insan boyunun küçüldükçe elektromanyetik dalgalara uğrama oranının daha da azaldığını gösterdiğini söyledi.

Yedi azanın yerle teması enerjiyi boşaltıyor.

İnsanın secde halindeyken elektromanyetik dalgalara daha az maruz kaldığını ve alnın yere değmesiyle vücuttaki elektromanyetik yükün dışarıya boşaltıldığını tespit ettiğini kaydeden Profesör Ziyaeddin…

Secde halinde olan bir insanın yedi organının yerle temas etmesinin boşaltımı hızlandırdığını ve bunun yorgunluk ve bazı hastalıklara iyi geldiğini ifade etti.

Araştırmaların elektrik yükünün vücuttan sağlıklı bir şekilde atılması için secde anında kıbleye dönmek gerektiğini gösterdiğini bildiren Profesör Ziyaeddin…

Kâbe’nin yeryüzünün merkezi olduğunu ve yeryüzünün merkezine yönelmenin vücuttaki elektrik yükünü dışarı atmak için en uygun pozisyon olduğunu söyledi.

Beş vakit farz namazın vücuttaki elektrik yükünün dışarı atılması için yeterli olduğunu belirten Mısırlı bilim adamı…

Uyku esnasında vücutta oluşan unsurların sabah namazıyla dışarı atıldığını ve insanın güne sağlıklı ve canlı bir şekilde başladığını kaydetti.

Öğle, ikindi ve akşam namazlarının günün yorgunluğunu ve stresini azalttığını ve insana psikolojik bir rahatlama sağladığını söyleyen Profesör Ziyaeddin…

Yatsı namazıyla gün boyu vücutta oluşan yükün geri kalanının dışarı atıldığını ve insanın rahat bir şekilde uykuya dalmasının sağlandığını belirtti.

* İbadet için insanın evinden çıkması, diğer insanlarla konuşup sohbet etmesi, yalnızlık duygusunu taşımaması, dinî konuları düşünmesi, ibadet ve dualardaki hareketler, fiziksel problemlere önemli ölçüde engel olduğu için, vücut bağışıklık sisteminin güçlenmesine yardımcı olur. Stres ve asabiyetin sebep olduğu ve yaşlılıkla birlikte gelen hastalıklara karşı bağışıklık sistemi direnç kazanır.

* ABD’de Pensilvanya Üniversitesi Tıp Merkezi uzmanı Prof. Dr. Newberg tarafından, namaz kılan ve dua eden bir grup Müslüman’ın üzerinde yapılan araştırmaya göre, huşu içinde yapılan dua ve teemmül (meditasyon) esnasında alında, beynin ön bölgesinde karar alma mekanizmasının bulunduğu ‘Frontal Lobe’ adı verilen kısımda kan miktarı belirgin bir şekilde artıyor. Duygusal, etki-tepkiyle ilgili kararlar burada alınıyor. İnsandaki kompleks hissi ve davranış becerileri burada öğreniliyor. Araştırma sonuçlarına göre, düşünce, tefekkür ve Allah’a yönelme anında insan kendini Allah’a daha yakın hissediyor, yüce duygular taşıyarak huzur ve sükûn buluyor. (Newsweek dergisi, 7 Mayıs 2001. Religion And The Brain)

* Uzman Dr. Abdullah Muhammed Nusret, namaz hareketlerinin beynin kan dolaşımına olan olumlu etkisi konusunda yaptığı araştırma ve deneylerde şu sonuçlara ulaştığını kaydediyor: “Secde esnasında, kanın beyne akışı artıyor. Rükû ve secdede başı peş peşe öne öğmek, rükû ve secdeden kalkarken başı kaldırmak, otomatik olarak beynin kan dolaşımını düzenler ve dengede tutar. İleriki yaşlarda bu hareketler, sağlık için daha da önem arz eder.”

* Dr. Nusret, araştırmasının sonunda, Hz. Peygamber’in (sas) ilmî mucizelerine dikkat çekiyor. Beynin kan dolaşımı dengesi için, rükû ve secdede yapılan hareketler yavaş olmalı ve hareketlerde bir miktar beklemek lazım ki fayda sağlansın. Burada, Efendimiz’in (sas) namazda rükû, secde ve kıyamda beklemeyi, namazı yavaş ve sükûnet içinde kılmayı emretmiş olmasının sırları ortaya çıkıyor. ( www.55a.net/firas/english)

* Belki namaz ve dua, bugüne kadar bilinen en büyük enerji kaynağıdır. Doktor olarak, hiçbir ilacın fayda vermediği, doktorların tedavide aciz kaldığı pek çok hastanın, doktorların ellerini çekip onların yerine namaz ve duanın girmesiyle iyileştiklerini gördüm. (Dr. Alexis Carrel. “İnsan Denen Meçhul” kitabının yazarı ve Nobel ödülü sahibi)

* ABD’nin Iowa Üniversitesi’nde bir grup araştırmacı uzman doktorun 65 yaş üzeri 550 hasta üzerinde yapmış oldukları araştırma ve deneylerde, ibadet mekanlarına devam eden mü’min insanların, herhangi bir ibadet içinde bulunmayan ateist insanlara göre yüzde 35 daha fazla yaşadıkları görüldü. Araştırmacılar, düzenli ve sürekli olarak ibadethanelere devam eden yaşlı insanlarda, vücut bağışıklık sisteminin güçlendiğini bu nedenle, yaşlıların tansiyon ve damar tıkanıklığına maruz kalma riskinin daha az olduğu tespitinde bulundular.

* Amerikalı araştırmacı Prof. Dr. Daniel Hall, sağlık durumları aynı olduğu halde, dua edenlerin, etmeyenlere oranla üç yıl daha fazla yaşadıklarını belirtti. Araştırma sonuçlarının yayınlandığı “Family Medicine” dergisinde Dr. Daniel Hall, şu tespitlerde bulunuyor: “Namaz ve dua ibadeti esnasında hissedilen sükunet, gevşeme ve rahatlık sebebiyle vücut, stresin yol açtığı yüksek kolesterole karşı bir madde salgılıyor. İbadetle yaşayan insanın psikolojisi düzeldiği için, yüksek kolesterole karşı korunmuş olur, bu da kişinin daha fazla yaşaması anlamına gelir.

* 12 yıl süren gözlem ve tespitler sonucunda, müşahede altında bulunan 65 yaş üzeri ateistlerden yüzde 52’sinin öldüğü, haftada bir veya iki kere mabetlere devam edenlerden ise yüzde 85’inin yaşadığı kaydedildi.

* Yapılan araştırmalar namazın varise karşı insanı koruduğu belirlendi. Mısır İskenderiye Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tevfik Avlan, kıyam, rükû, secde ve oturma gibi namaz hareketleri arasında insicam, yardımlaşma ve dayanışmada şaşırtıcı sonuçlara ulaşıldığını söylüyor. Prof. Avlan, bilimsel ölçümlere dayanarak, rükû esnasında, ayağın topuk bölgesinde, kanın damar iç çeperine yaptığı basıncın yarı yarıya düştüğünü tespit ettiğini belirtiyor. Dr. Avlan’a göre, secde durumunda uzun süre ayakta duran kan damarları tam bir istirahat ve dinlenme fırsatı buluyor.

 

Müslüman doktorların ibadetlerin Tıbbi bedeni faydaları adına bu yaptıkları izahlara teşekkür ederken bu tür çalışmalara ağırlık vermelerini istiyor ve Müslümanların ve insanlığın bütün ihtiyaçlarının kuranda ve islamda olduğunu kanıtlayacak çalışmalara imzalar atmalarını bekliyoruz. Bu vesileyle belki teselliyi şifayı batıllarda arayanlarında hidayetlerine ve şifalarına vesile olur insanlığın kurtulmasını sağlarlar duası ve temennisiyle. Vesselam

 

 

 

Yukarda verilen İstibra konusunun Kaynakları

  • 1-Yeni Lugat Sh.290 Abdullah Yeğin
  • 2-El-Mavarid Sh.82,Mevlüt Sarı
  • 3-Yeni Kumus Sh.19 bekir Topaloğlu
  • 4-Kamus tercümesi Asım Molla
  • 5-Büyük İslam İlmihali Sh.60 ömer Nasuhi Bilmen
  • 6-Age Sh.60
  • 7-Reddül-Muhtar Alled dürrül-Muhtar Sh.594 Ahmet Davutoğlu
  • 8-Nimetül İslam Sh.43
  • 9-İbn-i Mace 348 Nolu Hadis
  • 10-Cami-i Sagir ve Şerhi Sirac-ı Münir
  • 11-Kamus Tercümesi Asım Molla
  • 12-İbn-i Mace 326 nolu hadis
  • 13-Sahihi Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Cilt 1 Sh.175
  • 14-Sünen-i Nesai 4/101-102
  • 15-Ramuzul Ehadis üdhile kelimesi
  • 16-Sünen-i Nesai 2.cüz 156
  • 17-Camiüs Sağir “innema” kelimesi Ebu Ravhul Kelamiden
  • 18-Nimetül İslam Sh.42 Sönmez Yayınlar
  • 19-Reddül Muhtar Sh.593 1 ci cilt nimetül islam Sh.43
  • 20-Nimetül İslam Sh.97
  • 21-Müsned İmamı Ahmed Ebu davut sünen 3 nolu hadis
  • 22-Reddül Muhtar Sh.593
  • 23-Süneni Ebu davut 1/93
  • 24Süneni Tirmizi Cild 1 Sh.1.12
  • 25-İbn-i Mace Hadis No:300
  • 26-Süneni Tirmizi C:1 Sh.19/20
  • 27-Tirmizi Cild1 Sh.19

 

Etiketler:

Malasef Yorumlar Kapalı.